<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Av. Buğra Çapa, Çapa Hukuk Bürosu sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.capa.av.tr/author/capahukuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.capa.av.tr/author/capahukuk/</link>
	<description>Çağlayan Avukat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Mar 2026 12:23:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.capa.av.tr/wp-content/uploads/2022/11/capa-hukuk-ikon.png</url>
	<title>Av. Buğra Çapa, Çapa Hukuk Bürosu sitesinin yazarı</title>
	<link>https://www.capa.av.tr/author/capahukuk/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kaza Tespit Tutanağına İtiraz</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/kaza-tespit-tutanagina-itiraz/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/kaza-tespit-tutanagina-itiraz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 12:21:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3280</guid>

					<description><![CDATA[<p>Trafik kazalarının gerçekleşmesiyle birlikte, kazaya ilişkin özet bilgilerin yer aldığı kaza tespit tutanağı düzenlenmektedir. Kaza tespit tutanağının hukuki sonucu olarak, tazminat sorumluluğunun kime ait olduğu ve tutarı da belirlenmektedir. Kaza tespit tutanağı ayrıca taksirle yaralama veya ölüm sonucu oluşan cezai sorumlulukları kapsar. Bu yazımızda “Kaza Tespit Tutanağına İtiraz” konusunda genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/kaza-tespit-tutanagina-itiraz/">Kaza Tespit Tutanağına İtiraz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Trafik kazalarının gerçekleşmesiyle birlikte, kazaya ilişkin özet bilgilerin yer aldığı kaza tespit tutanağı düzenlenmektedir. Kaza tespit tutanağının hukuki sonucu olarak, tazminat sorumluluğunun kime ait olduğu ve tutarı da belirlenmektedir. Kaza tespit tutanağı ayrıca <a href="https://www.capa.av.tr/taksirle-yaralama-sucu/"><strong>taksirle yaralama</strong></a> veya ölüm sonucu oluşan cezai sorumlulukları kapsar.</p>
<p>Bu yazımızda “Kaza Tespit Tutanağına İtiraz” konusunda genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Kaza Tespit Tutanağı Nedir?</h2>
<p>Maddi hasarla sonuçlanan ve en az iki aracın bulunduğu trafik kazalarında sürücüler tarafından 1 Nisan 2008 tarihinden itibaren kaza tespit tutanağı düzenlenebilmektedir. <strong>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanun’un 81. maddesi uyarınca;</strong> <em>“Yalnız maddi hasar meydana gelen kazalarda, kazaya dahil kişilerin tümü, yetkili ve görevli kişinin gelmesine lüzum görmezlerse, bunu aralarında yazılı olarak saptamak suretiyle kaza yerinden ayrılabilirler.” </em></p>
<p>Kaza tespit tutanağı, kazanın özetini belirten resmi nitelikte ve kusurun belirlenmesi bakımından önemli bir belgedir. Dava açmak veya gerekli kurumlara başvuru ve itiraz yapmak için gerekli olan bir belgedir.</p>
<p>Kazada bulunan sürücülerden herhangi biri; alkollü, ehliyetsiz veya on sekiz yaşının altındaysa, kaza sırasında kamu malına zarar geldiyse (örneğin trafik levhaları), kazada yaralanan veya ölen varsa, kazaya karışan sürücülerden biri veya birkaçının zorunlu trafik sigortası yoksa kaza tespit tutanağı tutulmaz. Bu hallerde polis veya jandarma vasıtasıyla kaza tespit tutanağı düzenlenip kusur oranı belirlenmektedir.</p>
<p>Kaza tespit tutanağı hazırlanırken bazı konulara dikkat edilmesi gerekmektedir. Şöyle ki;</p>
<ul>
<li>Araçlar kazadan sonra sabit halde bekletilmeli ve tüm açılardan fotoğrafları çekilmelidir.</li>
<li>Her iki tarafa ait ruhsatın fotoğrafı çekilmelidir.</li>
<li>Trafik sigorta poliçelerinin fotoğrafı çekilmeli ve poliçe numaraları tutanağa yazılmalıdır.</li>
<li>Her iki tarafın ehliyet cüzdanlarının fotoğrafı çekilmelidir.</li>
<li>Kaza yapılan yerin açık adresi yazılmalıdır.</li>
<li>Çarpışmanın krokisi çizilmelidir.</li>
<li>Her iki taraf kazanın kendi bakış açısından nasıl gerçekleştiğini yazmalıdır.</li>
</ul>
<p>Her iki nüshaya da ıslak imza atılmalıdır.</p>
<h2>Kaza Tespit Tutanağına Nasıl İtiraz Edilir?</h2>
<p>Kaza tespit tutanağının düzenlenmesi sonucunda sigorta şirketlerinin mutabık olduğu kusur oranına karşılık kazaya karışmış olan araç sürücüleri, sigortalı olarak itiraz edilebilmektedir. Sigorta şirketleri tarafından mutabakat yapılmasıyla birlikte kusur oranları ilgili araç sürücülerine tebliğ edilir. Sorumluluk oranlarının araç sürücülerine bildirilmesi ile birlikte, her bir araç sahibinin bildirimin yapılmasından itibaren 5 iş günü içerisinde ilgili sigorta şirketine itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Sigorta şirketi tarafından bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 5 iş günü içerisinde sigortalı tarafından itiraz edilmesiyle birlikte, 3 iş günü içerisinde yeniden değerleme yapmak üzere sigorta şirketi kararını bildirir.</p>
<p>Kazaya karışan araç sürücüleri kusur oranlarını, <strong><a href="http://www.sbm.org.tr">http://www.sbm.org.tr</a></strong> adresindeki &#8220;Hizmetler&#8221; Menüsü sekmesinde &#8220;Kaza Tespit Tutanağı Sorgulama ve İtiraz&#8221; başlığıyla öğrenebilmektedir. Sigorta şirketi itirazın reddederse veya itiraz yapılmasından itibaren 3 iş günü içerisinde cevap vermezse Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulabilir veya mahkeme vasıtasıyla dava açılabilmektedir. Başvuru E-Devlet üzerinden veya doğrudan başvuru formu ile yapılabilir.</p>
<h2>E-Devlet ile Kaza Tespit Tutanağına İtiraz</h2>
<p>Kaza tespit tutanağına karşılık, E-Devlet üzerinden doğrudan itiraz edilememektedir. Ancak, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi (SBM) aracılığıyla, kişinin E-devlet bilgileri ile giriş yapılarak, kusur oranının ilgili tarafa bildiriminden itibaren 5 iş günü içinde itiraz edilebilmektedir. İtiraza ilişkin başvuru, kurum sayfasında bulunan “Hizmetler” başlığında, Kaza Tespit Tutanağı Sorgulama ve İtiraz sekmesi vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir.</p>
<h2>İtiraz Sürecinde Nelere Dikkat Edilmelidir?</h2>
<p>İtiraz sürecinde yasal süreleri kaçırmamak, gerekçeli ve somut delillere dayalı bir itiraz dilekçesi hazırlamak gerekmektedir. Ayrıca sürecin doğru bir şekilde ilerlemesi için, itiraza ilişkin başvurunun doğru merciye yapılması gerekir. Tutanaktaki bilgiler kontrol edilmeli, kusur kodları incelenmeli, doğru başvuru yolları izlenmelidir. İtiraz dilekçesi; açık bir dil ile, hukuki dayanakları belirtilen, kaza konusu olayı net bir şekilde özetleyecek şekilde yazılmalıdır. İtiraza ilişkin başvuru yapıldıktan sonra, itirazın ilgili merci tarafından alındığına dair belgeyi muhafaza etmek gerekir.</p>
<h2>Bu Süreçte Uzman Desteği Almak Neden Önemli?</h2>
<p>Trafik kazası sonrasında telafisi güç zararların doğmaması ve maddi kayıpları önlemek adına, uzman desteği almak önemlidir. Süreci daha doğru ve etkili yürütülmesi için, trafik kazaları ile ilgili uzman avukat yanlış kusur oranın uygulanıp uygulanmadığını tespit edip itiraz gerekçesi oluşturabilir. Delilleri daha etkili ve güçlü hale getirebilir. Usul hatalarının önlenmesini sağlar bu sayede başvuru doğru kuruma ve doğru şekilde yapılır. İtiraz bakımından gerekli belgeler eksiksiz şekilde hazırlanır ve hak kaybı riski ortadan kalkar.</p>
<h2>Trafik Kazalarında Kusur Kavramı</h2>
<p>Trafik kazasında kusur oranı, kazaya karışan motorlu taşıt sahiplerinin kazadaki sorumluluğunu gösteren bir değerdir. Kazanın gerçekleşmesinde hata payı fazla olan kişinin sorumluluğu diğer araç sürücüsüne göre fazladır. Yer, hava şartları, yol durumu ve benzeri hususlar sorumlu tarafların kusur oranlarını belirlemek için incelenir. İncelemeler sonucu kazaya karışan taraflar asli kusur, tali kusur, eşit kusur sahibi olarak belirlenebilir.</p>
<p>Trafik kazalarında kusur oranları genellikle; %0, %25, %50, %75 ve %100 şeklinde belirlenmektedir. Ancak kusur oranlarının farklı şekillerde tespit edilebilmesi de mümkündür. KTK m.84 uyarınca Asli kusur kavramı, kazanın ana sebebi olarak belirlenen tarafı temsil etmektedir. KTK m. 84’te sayılan ağır trafik kuralı ihlalleri dışındaki bütün trafik kuralı ihlalleri tali kusur sayılmaktadır. Tali kusur, kaza sırasında gereken önlemi almamış, dikkatsiz tarafı temsil etmekle birlikte, asli kusurlu olan tarafa göre daha az kusur oranı bulunan taraftır.</p>
<h3>İtirazın Olası Sonuçları ve Sonraki Adımlar</h3>
<p>Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından itirazın kabul edildiği durumda, kusur oranı yeniden belirlenir veya değiştirilir. Sigorta şirketi yeniden değerlendirme yapar ve tazminat, sigorta ödemesi gibi konular tekrar hesaplanır. Bir diğer olası sonuç ise itiraz sonucu dosyanın yeniden değerlendirilmesi için incelemeye gönderilmesi ve ek deliller talep edilmesidir. Bunun sonucunda da nihai kusur oranı saptanır. İtiraz reddedilirse, kusur oranı değişmeden kalır. Bu durumda ise Sigorta Tahkim Komisyonuna başvuru yapılabilir veya Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açılabilir. Eğer kusur oranı kısmen değişirse kusur dağılımı yeniden belirlenir ve sigorta ödemeleri ve zarar tazmini yeni kusur oranına göre yapılır.</p>
<h3>Kaza Tespit Tutanağına İtirazda Zamanaşımı</h3>
<p>Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi’ne yapılacak başvurularda, Kaza tespit tutanağında itiraz süresi tutanak sisteme işlendiğinden itibaren 5 iş günüdür. Bu süre kaçırılırsa veya hukuk mahkemeleri vasıtasıyla kaza tespit tutanağına itiraz edilmek istenirse, tazminat talepleri için genel zamanaşımı süresi 2 yıldır. Trafik kazası sonucunda yaralamalı kazalarda 8 yıl, ölümlü kazalarda ise 15 yıl ceza zamanaşımı süreleri uygulanmaktadır.</p>
<h3>İtiraz Kaç Gün İçerisinde Sonuçlanır?</h3>
<p>Kaza tespit tutanağına itirazın sonuçlanma süresi başvurulan kuruma göre değişiklik göstermektedir. Kaza tespit tutanağına göre belirlenen kusur oranı bakımından yapılan itirazlarda, “Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi” 3 iş günü içerisinde cevap vermekle yükümlü olup cevap verilmediği hallerde zımnen ret olarak sayılmaktadır. İtiraz, Sigorta Tahkim Komisyonuna yapıldıysa, dosyanın incelenmesi ve karar verilmesi genellikle 2-4 ay aralığında sürmektedir. Sigorta Tahkim Komisyonu’nun kararlarına karşılık, 5684 sayılı Sigortacılık Kanun’un 30/12. maddesi gereğince tebliğden itibaren 10 gün içerisinde itiraz edilebilmektedir. Kaza tespit tutanağına mahkeme vasıtasıyla itiraz edildiği hallerde ise, süreç 6-12 ay arasında sürmektedir.</p>
<h3>İtiraz Hangi Kuruma Yapılmalıdır?</h3>
<p>Kaza tespit tutanağına itiraz farklı kurumlara yapılabilmektedir. İtiraz prosedürü bakımından belirleyici olan faktör tutanağın içeriği yani konusudur. Sadece maddi hasarların bulunduğu hallerde öncelikle, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi üzerinden veya sigorta şirketine itiraz yapılabilmektedir. Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi vasıtasıyla yapılan başvuruların sonuçsuz kalması veya beklenen ölçekte sonuç vermemesi halinde, Sigorta Tahkim Komisyonuna ya da Asliye Hukuk Mahkemelerine tazminatın doğru belirlenmesi ve tayini adına başvuru yapılabilmektedir.</p>
<p>Kolluk görevlileri tarafından kaza sonucunda trafik para cezasının uygulanması nedeniyle tutanak düzenlendiyse, kaza tespit tutanağı resmi evrak niteliği kazanır. Tutanağın düzenlediği yere bağlı olan Sulh Ceza Hakimliğine kaza tespit tutanağı bakımından itiraz edilebilmektedir. Kaza tespit tutanağı bakımından mahkeme aşamasında kamera kayıt görüntüleri incelenebilir ve kazaya şahit olan kişiler mahkemede tanık olarak dinlenebilir. Kazanın gerçekleştiği yerde mahkeme hakimi ve trafik kaza uzmanı bilirkişinin de bulunmasıyla birlikte keşif yapılır. Keşif yapılmasıyla birlikte uzman bilirkişi kazaya ilişin yazılı bir rapor hazırlar. Mahkeme bilirkişinin hazırlayacağı rapor doğrultusunda karar vermektedir, bilirkişi raporuna itiraz edildiği hallerde ise mahkeme dosyası Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmektedir.</p>
<h3>İtiraz Dilekçesi Nasıl Hazırlanır?</h3>
<p>Kaza tespit tutanağı bakımından hazırlanacak itiraz dilekçesinin; kanuni dayanak belirtilerek, düzenli, açık bir dille, net ve somut delillerle desteklenecek şekilde hazırlanması gerekmektedir. Trafik cezasında belirlenen kusura bakımından sunulacak itiraz dilekçesi; eksik, hatalı veya ezbere yazılmış bir dilekçe olmamalıdır. Dilekçe başlığı, taraf bilgileri, kaza bilgileri, itiraz gerekçeleri, deliller, talep, tarih ve imza bulunmalıdır. Kaza sırasında, olay mahallinde herhangi bir tanık var ise bilgileri açık bir şekilde itiraz dilekçesinde de belirtilmelidir.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/kaza-tespit-tutanagina-itiraz/">Kaza Tespit Tutanağına İtiraz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/kaza-tespit-tutanagina-itiraz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Banka Hesabına Bloke Konulması ve Kaldırılması (MASAK)</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/banka-hesabina-bloke-konulmasi-ve-kaldirilmasi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/banka-hesabina-bloke-konulmasi-ve-kaldirilmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2026 12:14:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3274</guid>

					<description><![CDATA[<p>Banka hesabına bloke konulmasındaki amaç, kişi veya kurumların alacaklarını güvence altına almak veya şüpheli olan iş ve işlemlerin tespitinin sonuçlanması sürecine kadar tedbir almaktır. Banka hesabına konulan blokenin kaldırılması için birtakım şartların veya sebeplerin oluşması gerekmektedir. Bu yazımızda “Banka Hesabına Bloke Konulması ve Kaldırılması (MASAK)” konusunda genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/banka-hesabina-bloke-konulmasi-ve-kaldirilmasi/">Banka Hesabına Bloke Konulması ve Kaldırılması (MASAK)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Banka hesabına bloke konulmasındaki amaç, kişi veya kurumların alacaklarını güvence altına almak veya şüpheli olan iş ve işlemlerin tespitinin sonuçlanması sürecine kadar tedbir almaktır. Banka hesabına konulan blokenin kaldırılması için birtakım şartların veya sebeplerin oluşması gerekmektedir.</p>
<p>Bu yazımızda “Banka Hesabına Bloke Konulması ve Kaldırılması (MASAK)” konusunda genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Banka Hesabına Neden Bloke Konur?</h2>
<p>Banka hesaplarına konulan bloke (blokaj) işlemi vasıtasıyla, alacaklı veya mağdur olan tarafların finansal olarak güvencesi sağlanmış olur. Bloke işlemi vasıtasıyla borçlu olan kişilerin veya şüpheli işlem yapan tarafların hesaplarında bulunan tutarların, ilgili işlemler sonuçlanana kadar takip edilmesi sağlanır. Kişinin banka hesabına bloke konulmasının amacı, bloke konulan tutar bakımından yapılabilecek harcamaların veya transferlerin kısıtlanmasıdır. Kişinin kayıtlı olduğu tüm banka hesaplarına bloke konulabilmektedir.</p>
<p>Alacaklı veya mağdur taraflar ve kurumların korunması amacıyla; icra takiplerinin kesinleşmesi sonucunda, mahkeme aracılığıyla ihtiyati tedbir kararı alınması durumunda, şüpheli işlemlerin tespit edilmesi halinde, vergi borçları veya vergi kaçakçılığı gibi işlerde, gerekli görülen hallerde kanuna göre savcılık veya mahkeme aracılığıyla, kredi kartı veya kredi borçlarından kaynaklı durumlarda kişilerin banka hesaplarına bloke konulabilmektedir.</p>
<h2>Masak Tarafından Banka Hesabına Bloke Konulması</h2>
<p>5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 17. maddesi uyarınca şüpheli işlemlerin olduğuna yönelik kurumdan tarafından bir kanaat oluşması halinde, şüpheli işleme konu edilen tutarın veyahut işlemin, askıya alınmasıyla birlikte yapılan işlemler ayrıntılı olarak incelenmektedir. 5549 sayılı kanunun koruma tedbirleri başlıklı 17. maddesi uyarınca:</p>
<p><strong>Madde 17- (1)</strong>; “Aklama ve terörün finansmanı suçunun işlendiğine dair kuvvetli şüphe bulunan hallerde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesindeki usule göre malvarlığı değerlerine el konulabilir.”</p>
<p><strong>Madde 17- (2)</strong>; “Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da el koyma kararı verebilir. Hakim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim en geç yirmi dört saat içinde onaylanıp onaylanmamasına karar verir. Hakimin onaylaması hâlinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinde belirtilen değere ilişkin rapor üç ay içinde alınır ve tekrar hâkim onayına sunulur. Onaylanmama veya raporun üç ay içinde alınamaması hâlinde Cumhuriyet savcılığının kararı hükümsüz kalır.”</p>
<p><strong>Madde 17- (3)</strong>; “Aklama suçunun örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenip işlenmediğine bakılmaksızın, Ceza Muhakemesi Kanununun 139 uncu maddesinde yer alan hükümlere göre gizli soruşturmacı görevlendirilebilir ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir.”</p>
<p>MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurulu) tarafından kişilerin banka hesabına bloke konulmasındaki amaç; kara para aklama, terör, uyuşturucu veya silah finansı, yasa dışı bahis veya benzer kazançların tespit edilmesi amacı ile yapılmaktadır. MASAK tarafından bloke işlemlerinin yapılması tedbir niteliğinde olup, kesin bir suçlama niteliğinde değildir. MASAK tarafından yapılan inceleme sonrasında, şüpheli işleme konu edilen tutar üzerindeki bloke kaldırılabilir, kısmi veya tamamen olacak şekilde bloke işlemi devam edebilir veya bloke edilen rakama MASAK tarafından el konulabilir.</p>
<h2>İcra Dairesinin Banka Hesabına Bloke Koyması</h2>
<p>Alacaklı olduğunu belirten taraf, alacaklı olduğu rakamı icra takibine konu ederek borçlu tarafa icra takibi prosedürü başlatabilir. İcra takibine ilişkin ödeme emrinin borçlu tarafa tebliğ edilmesinden itibaren 7 gün içerisinde itiraz edilmesi için kanun koyucu tarafından süre öngörülmüştür. Ödeme emrinin borçluya ulaştığı tarihten itibaren 7 gün içerisinde icra takibine karşılık itiraz edilmezse, icra takibi kesinleşmektedir. Alacaklı taraf, icra takibinin kesinleşmesine müteakip borçlu tarafın tüm banka hesaplarını tespit etmek suretiyle, ilgili bankalarda borçlu adına haciz işlemlerinin uygulanmasını yani borçlu kişinin banka hesaplarında bloke işlemlerinin uygulanmasını talep edebilir. İcra müdürlüğü vasıtasıyla talep edilen bloke işlemi banka tarafından kabul edilir ve borçlu bakımından talep edilen tüm banka hesaplarına bloke koyulur.</p>
<h2>Banka Hesabındaki Blokenin Kaldırılması</h2>
<p>Banka hesabındaki blokenin kaldırılması için ya konulan blokenin haksız olduğu tespit edilmeli ya da hesap blokesine konu edilen borcun ödenmesi gerekmektedir. Eğer ki savcılık veya mahkeme vasıtasıyla bloke işlemi uygulandıysa, ilgili savcılığın veyahut mahkemenin blokenin kaldırılması ile ilgili bankadan talepte bulunması gerekmektedir. Kesinleşmiş İcra takibi vasıtasıyla kişinin banka hesaplarına bloke konulduysa, borçlu olan kişinin icra takibinin alacaklısı ile anlaşması ve ödeme yapması gerekmektedir. Ödeme yapılması ile birlikte banka hesaplarındaki bloke işlemi kendiliğinden kalkmamaktadır. Ödeme yapıldığına ilişkin ilgili icra müdürlüğüne beyan gönderilerek ve banka hesaplarındaki hacizlerin kaldırılması talep edilerek bloke işlemleri kaldırılabilmektedir. Vergi müdürlüğü vasıtasıyla uygulanan bir banka bloke işlemi var ise, yine vergi müdürlüğü ile yapılacak anlaşma ile birlikte kısmi veyahut tamamı olacak şekilde banka hesaplarındaki bloke de kaldırılabilir.</p>
<h2>Banka Hesabındaki Bloke Kaç Günde Kalkar?</h2>
<p>Banka hesaplarındaki blokenin kaldırılması süreci, bloke işlemine konu edilen işlem bakımından değişkenlik göstermektedir. İcra müdürlüğü vasıtasıyla bir bloke konulduysa ve blokeye konu edilen işlem ödeme sebebiyle veya başka bir konu hasebiyle konusuz kaldıysa, bloke işleminin kaldırılmasına ilişkin bankalara gönderilen yazının ulaşım tarihinden itibaren 48 saat içerisinde bloke işlemleri bankalar tarafından kaldırılmaktadır. Savcılık veya mahkeme tarafından banka hesaplarına konulan bloke ise, ceza davasının sonuçlanmasına yani kesinleşmesine kadar sürebilmektedir. MASAK tarafından konulan bloke işlemi sınır olarak yasalar bakımından 7 gün olup, uygulama bakımından bu süre 60 güne kadar çıkabilmektedir.</p>
<h2>Bankada Bloke Edilen Para Nasıl Alınır?</h2>
<p>Banka hesabına konulan blokeye konu edilen paranın alınabilmesi için öncelikle blokenin sebebi ilgili bankadan öğrenilmelidir. Bankada bloke edilen paranın alınabilmesi blokeye konu edilen işlemin sonuçlandırılması gerekmektedir. Bloke işleminin haksız olduğu düşünülüyorsa ilgili kuruma itiraz dilekçesi sunulmalıdır. İcra veya vergi müdürlüğü vasıtasıyla konulan bir hesap blokesi var ise, ödeme yapılıp akabinde ödeme belgesi ile birlikte haciz işlemlerinin kalkması adına başvurusu yapılması gerekmektedir.</p>
<h3>Hangi Tip Banka Hesaplarına Bloke Konulmaz?</h3>
<p>Birtakım banka hesaplarına hiçbir şekilde bloke konulamamaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ödenen <strong>emeklilik maaşlarına banka hesap blokesi konulamaz.</strong> İşçinin maaş hesabı olarak belirttiği banka hesabına da bloke koyulamamakla birlikte alacak tarafından borçlu olan işçinin, e<strong>n fazla maaşın 1/4 ‘üne maaş haczi konulabilmektedir.</strong> Yine devlet tarafından ödemesi gerçekleştirilen; hastalık veya ölüm aylığı, engelli aylığı ve öğrenci bursları gibi ödemelere de bloke işlemi uygulanamamaktadır.</p>
<h3>Haciz Blokesi Nedir?</h3>
<p>İcra müdürlüğü veya vergi müdürlüğü vasıtasıyla, borçlunun banka hesaplarında bulunan tutarlarına haciz işlemi uygulanmakta ve hesaplara bloke konulmaktadır. Bu şekilde yapılan bloke işlemi vasıtasıyla borçlunun ilgili tutarı kullanması, transfer etmesi veya harcaması kısıtlanmakta yani borçlunun banka hesaplarında tasarruf işlemi yapması engellenmektedir. Bu işlemlere de haciz blokesi denilmektedir.</p>
<h3>Bloke Bakiyesi Nedir?</h3>
<p>Bloke bakiyesi esasında banka hesabına konulan bir bloke işlemi olmayıp, bankada mevcut bulunan tutara uygulanan bir bloke işlemdir. İcra veya vergi müdürlüğüne ait olan işler, şüpheli işlemler veya mahkeme aracılığıyla alınan tedbir kapsamında uygulanan bloke işlemi vasıtasıyla banka tarafından bloke bakiyesi uygulanabilir.</p>
<h3>Yeni Hesap Açarak Blokeden Kurtulabilir miyim?</h3>
<p>Mevcut bir bankada hesap blokesi varken, yeni hesaplar açılabilmektedir. Y<strong>eni hesap açıldığı takdirde açılan hesap, bloke olmadan işlem görür.</strong> Dolayısıyla ilgili banka hesabında; harcama, transfer, yatırım gibi işlemler yapılabilir. Ancak ilgili taraf veya kurumlar bakımından <strong>yeni hesabın tespit edilmesi halinde</strong>, ilgili yeni hesap bakımından bloke işlemi uygulanabilmektedir.</p>
<h3>Vergi Borcu Nedeniyle Banka Hesabına Bloke Konulabilir mi?</h3>
<p>Kişi hakkında kesinleşmiş vergi borcunun olduğunun tespiti halinde, vergi müdürlüğü tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun uyarınca, kesinleşen vergi borcu nedeniyle banka hesaplarına bloke konulabilmektedir.</p>
<h2>Savcılık Kararı ile Banka Hesaplarına Bloke Konulabilir mi?</h2>
<p><strong>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 128/1 maddesinin C fıkrası uyarınca</strong>, banka veya diğer mali kurumlardaki her türlü hesaba bloke veya el konulabilmektedir. Savcılık tarafınca yürütülen soruşturma dosyası kapsamında, iş veya işlemlerin şüpheli olarak tespit edilmesi halinde, soruşturma dosyasında yargılanan şüpheli bakımından banka hesaplarına tedbir mahiyetinde bloke konulabilmektedir.</p>
<h3>Banka Hesaplarına Konulan Bloke Sorgulaması Nasıl Yapılır?</h3>
<p>Banka hesaplarına konulan bloke sorgulaması; E-devlet vasıtasıyla “Gelir İdaresi Başkanlığı Elektronik Haciz Sorgulama” sekmesi vasıtasıyla vergi veya sosyal güvenlik kurumu aracılığıyla konulan blokeler görülebilmektedir. İcra takibi nedeniyle konulan banka haciz blokeleri ise, Vatandaş Portal üzerinden İcra Dosyası Sorgulama menüsü vasıtasıyla yapılabilmektedir. Yine banka hesabına bloke konulan kişiler, ilgili bankanın müşteri hizmetlerini arayarak veya banka şubesine giderek blokenin sebebini öğrenebilmektedir.</p>
<h3>Vadeli Hesaba Bloke Konur mu?</h3>
<p>Bankalarda bulunan vadeli hesaplara da; icra dosyası, vergi müdürlüğü dosyası, MASAK ve şüpheli işlemler sebebiyle savcılık veya mahkeme aracılığıyla bloke konulabilmektedir. Bankada vadeli hesapta bulunan tutar, vadesi dolmasa dahi bile bloke işlemine konu edilmektedir. Bu sebeple vadeli hesaptaki tutar bakımından herhangi bir işlem banka hesap sahibi tarafından yapılamamaktadır.</p>
<h3>Hesabımda Bloke Var, Ne Yapmam Gerekir?</h3>
<p>Hesapta bloke var ise <strong>öncelikle blokenin sebebi öğrenilmelidir.</strong> Hesapta bulunan blokenin nedeni öğrenildikten sonra blokenin kaynağına göre yapılabilecek işlemler değişkenlik göstermektedir.</p>
<p>Blokenin sebebi <strong>icra müdürlüğü veya vergi müdürlüğü ise,</strong> blokeye konu edilen borcun ödenip sonrasında ise ilgili kurumdan borcun ödendiğine ve dosyanın kapatıldığına yönelik bir fek yazısı alınması gerekmektedir.</p>
<p>Blokeye konu edilen işlem, <strong>MASAK veya şüpheli işlem olarak savcılık veya mahkeme tarafından uygulandıysa</strong>, aksinin düşünüldüğü hallerde ilgili makam ve kurumlara itiraz dilekçesi sunulması ve sürecin takip edilmesi gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/banka-hesabina-bloke-konulmasi-ve-kaldirilmasi/">Banka Hesabına Bloke Konulması ve Kaldırılması (MASAK)</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/banka-hesabina-bloke-konulmasi-ve-kaldirilmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mal Beyanı Nedir? Mal Beyanı Dilekçesi Örneği</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/mal-beyani-nedir/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/mal-beyani-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 18 Jan 2026 19:40:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilekçeler]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3186</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kanun koyucu, takip kesinleşip haciz aşamasına gelindiğinde, haczi yapabilmek için borçluya mal beyanında bulunma zorunluluğu getirmiştir (İİK m.74-77). Bu yazımızda mal beyanına ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden Çapa Hukuk Bürosu’na ulaşabilirsiniz. Mal Beyanı Nedir? Takibin dışında borçluya gönderilen ödeme emrinde, yedi gün içinde itiraz etmeyen ve &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/mal-beyani-nedir/">Mal Beyanı Nedir? Mal Beyanı Dilekçesi Örneği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kanun koyucu, takip kesinleşip haciz aşamasına gelindiğinde, haczi yapabilmek için borçluya mal beyanında bulunma zorunluluğu getirmiştir (İİK m.74-77).</p>
<p>Bu yazımızda mal beyanına ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Mal Beyanı Nedir?</h2>
<p>Takibin dışında borçluya gönderilen ödeme emrinde, yedi gün içinde itiraz etmeyen ve borcunu da ödemeyen borçlunun aynı süre içinde, mal beyanında bulunması; bulunmazsa hapisle tazyik edileceği, mal beyanında bulunmaz ya da gerçeğe aykırı beyanda bulunursa hapisle cezalandırılacağı ihtarı bildirilir.</p>
<p>Takibin sonunda alacağının tamamını elde edemeyen alacaklı bu duruma katlanacak, daha sonra borçlu mal edinirse verilen aciz vesikasına dayanarak alacağını bu mallardan tahsil edebilecektir. Ancak borçlunun mal beyanında bulunmaması, gerçeğe aykırı beyanda bulunması, yani takibin gereği olan yükümlülüğünü yerine getirmemesi durumunda Kanun birtakım müeyyideler öngörmüştür.</p>
<h2>Mal Beyanında Bulunma ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar</h2>
<p>Borçlu, borca yetecek miktarda, kendi elinde bulunan veya üçüncü kişilerdeki mal, alacak ve haklarını, bunların çeşit, niteliklerini, her türlü gelirini, yaşama tarzına göre geçim kaynaklarını ve buna göre borcunu nasıl ödeyeceğini mal beyanı olarak icra dairesine bildirmelidir. Borçlu mal beyanında tüm malvarlığını değil, borca yeter malvarlığını bildirmek zorundadır. Borçlunun hiç malı bulunmasa veya düşük bir geliri bulunsa, hatta sadece haczi kabil olmayan malları bulunsa dahi, bu durumu mal beyanında bildirmesi gerekir. Borçlu mal beyanını yukarıda belirtilen şekilde, yazılı veya sözlü olarak icra dairesine bildirmelidir (İİK m.74).</p>
<p>Mal beyanında bulunma süresi yedi gündür. (kambiyo senetlerine dayanan takipte on gündür) Bu süre ödeme emrine itiraz etmek istemeyen borçluya karşı, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren başlar. Borçlu yedi gün içinde ödeme emrine itiraz ederse, itirazın kaldırılması veya iptaline kadar mal beyanında bulunmak zorunda değildir. Ancak borçlu, bu davaların sonunda aleyhine karar verilmesi halinde, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren üç gün içinde mal beyanında bulunmalıdır. (İİK m.75). Karara karşı istinaf yoluna başvurulmuş olması, borçlunun mal beyanı bulunma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>
<p>Mal beyanında bulunurken, hiç malı olmadığını veya yeterli malı olmadığını bildiren borçlu, sonradan kazandığı malları ve gelirindeki artışı icra dairesine bildirmelidir (İİK m.77). Aksi halde, on gün disiplin hapsi ile cezalandırılır. Bu malları elinden çıkarırsa, bir aya kadar cezalandırılır (İİK m.339). Bu suçun unsurları, borçlunun mal ve kazancında mevcut artış bildirmemesi veya elden çıkarması, borçlunun kabul edilebilir bir mazeretinin bulunmaması, alacaklının şikayetidir.</p>
<h2>Mal Beyanında Bulunmama Cezası</h2>
<p>Mal beyanında bulunmayan borçluya karşı kanun koyucu iki tür yaptırım öngörmüştür. Birincisi mal beyanında bulunmayan borçluyu mal beyanında bulunmaya zorlamak için hapisle tazyik (İİK m.76), ikincisi geç mal beyanında bulunan borçlunun hapisle cezalandırılmasıdır. Borçlunun hapisle cezalandırılabileceği fiiller, gerçeğe aykırı mal beyanında bulunması (İİK m.338) ve borçlunun mal varlığındaki artışları bildirmemesidir. (İİK m.339)</p>
<p>Borçlunun bu fillerinden ötürü cezalandırılabilmesi için ödeme emrinin bizzat borçluya gönderilmesi ve böylelikle ihtar edilmiş olması gerekir. Borçlu takipte kendisini bir avukat aracılığı ile temsil ettiriyorsa, avukata gönderilen ödeme emri üzerine mal beyanı ile ilgili filler nedeniyle borçlu cezalandırılamaz. Borçlunun cezalandırılmasını düşünen alacaklının, vekili yanında borçlu ayrıca ödeme emri tebliğ ettirmesi gerekir.</p>
<h2>Gerçeğe Aykırı Mal Beyanında Bulunmanın Cezası Nedir?</h2>
<p>Borçlu mal beyanında bulunmakla birlikte bu mal beyanı gerçeğe aykırı ise Kanun bunu da ayrı bir suç olarak kabul etmiştir. Suç sabit görülürse, üç aydan bir seneye kadar hapis cezası verilir. Bu suçun unsurları, borçlunun gerçeğe aykırı bir mal beyanında bulunması, bunu yaparken kastının bulunması ve alacaklının şikayetidir.</p>
<p>Bu suçun oluşması için, mal beyanında bulunanın borçlu olması gerekir. Borçlunun kanuni temsilcisinin veya avukatının gerçeğe aykırı mal beyanında bulunması durumunda, ne borçluya ne de temsilcisine ceza verilebilir. Bu sebeple borçlu bir avukat tarafından temsil edilse de, bizzat kendisinin mal beyanında bulunması sağlanmalıdır.</p>
<h2>Mal Beyanı Dilekçesi Örneği</h2>
<p style="text-align: center;">(…) İCRA DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ’NE</p>
<p><strong>Dosya No:</strong> 2026/…</p>
<p><strong>Borçlu:</strong> Ad – Soyad – TC – Adres</p>
<p><strong>Alacaklı:</strong> Ad – Soyad – TC &#8211; Adres</p>
<p><strong>Konu:</strong> Mal Beyanı Bildirimi</p>
<p><strong>Açıklamalar:</strong></p>
<p>Yukarıda esas numarası yazılı dosyada ödeme emri tarafıma tebliğ edildi. Dosyaya süresi içerisinde mal beyanında bulunmak istiyorum. Mal beyanı ile ilgili olarak aşağıda beyanda bulunduğum malvarlığımı dosyaya bildiriyorum, gereğini saygılarımla arz ve talep ederim.</p>
<p>Hacze konu edilebilecek taşınır mallarım; 2 adet bilgisayar, 1 adet televizyon, 2 adet koltuk ve 1 adet masa olup borcu karşılayabilecek nitelikte değildir. Hacze konu edilebilecek başkaca bir malvarlığım veya üçüncü kişilerden herhangi bir alacağım da bulunmamaktadır. İleride herhangi hak veya alacağım olur ise dosyanıza bildireceğimi arz eder, gereğinin yapılmasını talep ederim.</p>
<h3>Kamu Görevlisinin Mal Bildiriminde Bulunmaması</h3>
<p>657 Sayılı Devlet Memurları Kanun’un 125. maddesinin D bendinin J fıkrasına göre; kamu görevlileri bakımından, belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunulmadığı takdirde yaptırım öngörülmüştür. Fiilin ağırlık derecesine göre memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin 1-3 yıl arasında durdurulması hüküm altına alınmıştır.</p>
<h3>Mal Beyanında Bulunma Süresi</h3>
<p>Borçlu bakımından mal beyanında bulunma süresi yedi gün olup, kambiyo senetlerine dayanan takipte bu süre on gündür (çek, poliçe, bono). Bu süreler ödeme emrine itiraz etmek istemeyen borçluya karşı, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren başlamaktadır.</p>
<h3>Mal Beyanı Nereye Yapılır?</h3>
<p>Borçlu tarafından sunulacak olan mal beyanı, ödeme emrinde yer alan icra müdürlüğüne yapılmaktadır. Örneğin, ödeme emrinde İstanbul Anadolu 5. İcra Müdürlüğü yazıyor ise, borçlu ilgili icra müdürlüğüne giderek mal beyanı dilekçesini sunabilir.</p>
<h3>E-Devlette Mal Beyanında Bulunmak Mümkün Mü?</h3>
<p>Elektronik ortamda mal beyanında bulunmak mümkündür. İcra dosyasında borçlu olarak yer alan kişi, E-devlet aracılığıyla Uyap Vatandaş Portal sitesine giriş yapıp, ilgili icra dosyasına mal beyanı dilekçesi sunabilir. Mal beyanında bulunan kişinin elektronik imzası veya mobil imzasının bulunması gerekmektedir.</p>
<h3>Mal Bildiriminde Taşınmazın Değeri Nasıl Belirlenir?</h3>
<p>Borçlu mal bildiriminde bulunurken taşınmazın değerini, tapu rayiç bedeline göre değil emsal rayiç bedellerine göre belirlemelidir. Taşınmaz bakımından mal beyanına ilişkin belirlenen değer, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen kıymet takdiri raporu ile birlikte değerlendirilir.</p>
<h3>Mal Beyanı Hangi Durumlarda Verilir?</h3>
<p>Mal beyanı birtakım kişiler bakımından yapılması gereken ve kanundan kaynaklanan bir sorumluluktur. Mal beyanının verilmesi gerektiği durumları sıralamak gerekirse;</p>
<p><strong>A-</strong> İcra müdürlüğü tarafından gönderilen ödeme emrini tebliğ alan borçlu tarafından 7 gün içinde mal beyanı yapılması gerekir.</p>
<p><strong>B-</strong> Ödeme emri tebliğ edilen borçlunun süresinde yaptığı itirazına karşılık takip durdurulmuş ve sonrasında alacaklı tarafından açılan dava ile birlikte mahkeme tarafından itirazın kaldırılmasına karar verilmişse, kararın tebliği tarihinden itibaren mal beyanının 3 gün içinde sunulması gerekir.</p>
<p><strong>C-</strong> İİK m.44 uyarınca, ticareti terk eden tacir 15 gün içerisinde ticaret siciline bildirimde bulunmak, bütün aktif ve pasifi ile alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren bir mal beyanında bulunmakla yükümlüdür.</p>
<p><strong>D-</strong> Sırf rehin hakkına itiraz yapıldığı takdirde, alacaklı taraf, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takipten vazgeçerek, icra takibinin haciz yolu ile devam etmesini isteyebilir. Bu durumda, borçluya mal beyanında bulunması için yedi gün süre verilir.</p>
<p><strong>E-</strong> Borcu ödemekte aciz hali bulunan iflasa tabi olan borçlu, bütün aktif ve pasifi ile birlikte alacaklılarının isim ve adreslerini gösteren mal beyanını iflas talebine eklemek zorundadır.</p>
<h3>Mal Beyanının İçeriğinde Bulunması Gerekenler Nelerdir?</h3>
<p>Borçlu, borca yetecek miktarda, kendi elinde bulunan veya üçüncü kişilerdeki mal, alacak ve haklarını, bunların çeşit, niteliklerini, her türlü gelirini, yaşama tarzına göre geçim kaynaklarını ve buna göre borcunu nasıl ödeyeceğini mal beyanının içeriğinde belirtecek şekilde icra dairesine bildirmelidir</p>
<h3>Mal Bildirimi En Geç Ne Zaman Verilir?</h3>
<p>İcra müdürlüğü tarafından tebliğ edilen ödeme emrine 7 gün içerisinde itiraz etmeyen ve borcunu ödemeyen kişinin, ilgili icra dairesine mal beyanı dilekçesi sunması gerekmektedir. Borçlu, ödeme emrine süresi içerisinde itiraz etmiş ve alacaklı tarafından itirazın kaldırılması davası açılıp, icra takibine yapılan itiraz kaldırıldıysa, itirazın kaldırıldığına ilişkin kararın borçluya tebliğ edildiği tarihten itibaren 3 gün içerisinde mal beyanında bulunma süresi bulunmaktadır.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/mal-beyani-nedir/">Mal Beyanı Nedir? Mal Beyanı Dilekçesi Örneği</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/mal-beyani-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göçmen Kaçakçılığı Suçu ve Cezası</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/gocmen-kacakciligi-sucu-ve-cezasi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/gocmen-kacakciligi-sucu-ve-cezasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2025 15:53:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3161</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göçmen kaçakçılığı suçunda, bir kişinin, yasal veya yasadışı olarak bulunduğu ülkeyi terk edip Türkiye sınırlarına yasadışı yollardan girmesi, yasal yollardan girdikten sonra ülkeyi terk etmemesi konusu incelenmektedir. Bu yazımızda “görevi kötüye kullanma suçu ve cezasına” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden Çapa Hukuk Bürosu’na ulaşabilirsiniz. Göçmen Kaçakçılığı &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/gocmen-kacakciligi-sucu-ve-cezasi/">Göçmen Kaçakçılığı Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göçmen kaçakçılığı suçunda, bir kişinin, yasal veya yasadışı olarak bulunduğu ülkeyi terk edip Türkiye sınırlarına yasadışı yollardan girmesi, yasal yollardan girdikten sonra ülkeyi terk etmemesi konusu incelenmektedir.</p>
<p>Bu yazımızda “görevi kötüye kullanma suçu ve cezasına” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Göçmen Kaçakçılığı Suçu (TCK 79)</h2>
<p>Göçmen kaçakçılığında yasal olmayan yollardan ülkeye sokulan yabancı veya yurt dışına çıkarılan Türk veya yabancı, suçun konusu oluşturmaktadır (TCK m.79). İlgili madde uyarınca;</p>
<p><em>Madde 79- (1) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan;</em></p>
<p><em>a) Bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkan sağlayan,</em></p>
<p><em>b) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlayan,</em></p>
<p><em>Kişi, beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.</em></p>
<p><em>(2) Suçun, mağdurların;</em></p>
<p><em>a) Hayatı bakımından bir tehlike oluşturması,</em></p>
<p><em>b) Onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi,</em></p>
<p><em>hâlinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılır.</em></p>
<p><em>(3) Bu suçun; birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde verilecek ceza yarısına kadar, bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.</em></p>
<p><em>(4) Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.</em></p>
<p>Türk Ceza Kanun’un 96. maddesinin 1. fıkrasında; “yabancıların yasadışı yollarla ülkeye girişi, izinsiz ikameti ve transit geçişi için, yabancıları azmettiren veya yardım eden kişiler, bu suçtan herhangi bir yarar elde eder veya bu yönde kendine vaatte bulunulmasını sağlarsa ya da aynı kişiye karşı suçu birden fazla işler veya birden yabancıya karşı işlerse, beş yıla kadar hapis veya para cezası ile cezalandırılır” denilmek suretiyle göçmen kaçakçılığı yaptırıma bağlanmıştır.</p>
<p><strong>Türk Ceza Kanun’un 96. maddesinin 2. fıkrasında ise, göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsurlar düzenlenmiştir. Buna göre;</strong></p>
<p><em>a- Failin suçu meslek edinmesi, </em></p>
<p><em>b- Suçun bu tür amaçla kurulan bir örgütün üyesi tarafından işlenmesi, </em></p>
<p><em>c-Kişinin suçun işlenmesi sırasında yanında ateşli silah bulundurması, </em></p>
<p><em>d- Kişinin kullanma amacıyla yanında herhangi bir silah bulundurması, </em></p>
<p><em>e- Göçmenlerin yaşamlarının tehlikeye sokulması, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamelede bulunulması veyahut sağlığının ağır tehlikeye girmesine neden olunması, </em></p>
<p>durumunda faile verilecek ceza arttırılacaktır. Bu nitelikli hallerin varlığı durumunda faile, 6 aydan 10 yıla kadar hapis cezası verilir. 96. maddenin 3. fıkrasında, göçmen kaçakçılığı suçuna teşebbüsün de cezalandırılacağı belirtilmiştir.</p>
<p>Türk Ceza Kanun’un 97. maddesinde daha ağır cezayı gerektiren başka nitelikli haller de düzenlenmiştir. Buna göre;</p>
<ol>
<li>96. maddenin 1. fıkrasında belirtilen suç, yabancının ölümüne neden olursa, üç yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezası verilir.</li>
<li>96. maddenin 1. fıkrasında belirtilen suç, suçu meslek edinen ve bu tür amaçla kurulan bir örgütün üyesi tarafından işlenirse, bir yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.</li>
<li>97. maddenin 1. fıkrasında belirtilen suç, ağır olmayan bir şekilde işlenirse, bir yıldan on yıla kadar, 2. fıkrasında belirtilen suç, ağır olmayan şekillerde işlenirse, altı aydan on yıla kadar hapis cezası verilir.</li>
</ol>
<h2>Göçmen Kaçakçılığı Suçunun Cezası</h2>
<p>TCK’nın 79. maddesinin 1. fıkrasına göre; doğrudan veyahut dolayı olarak maddi çıkar sağlamak amacıyla ve yasal olmayan yollarla, bir yabancıyı ülkeye sokan ve ülkede kalmasına imkan sağlayan veyahut Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlayan kişi beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve bin günden on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılmaktadır. Yine TCK’nın 79/1 maddesinde; suç teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunmaktadır.</p>
<p>TCK’nın 79. maddesinin 2. fıkrasına göre suçun mağdurların; hayatı bakımından bir tehlike oluşturması veya onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi halimde, verilecek cezasının yarısından 3/2’sine kadar arttırılmasına ilişkin hüküm bulunmaktadır. Bu suretle, kaçak göçmenlerin kamyon kasalarında havasız olarak veya küçük kayıklarda kalabalık şekilde taşınması sırasında hayati tehlike oluşması veya ölüm gerçekleşmesi durumunda verilecek cezalar arttırılmaktadır. Maddenin 3. fıkrasında ayrıca, göçmen kaçakçılığı suçunun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezaların yarı oranından bir katını kadar artırılması öngörülmüştür. Maddenin son fıkrasında ise, bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında da bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı belirtilmiştir.</p>
<h2>Göçmen Kaçakçılığı Suçunun Unsurları</h2>
<p><strong>FİİL</strong></p>
<p>Tck’nın 79. maddesinde yaptırım altına alınan fiil;</p>
<p>a-bir yabancının yasal olmayan yollardan ülkeye sokulması,</p>
<p>b-bir yabancının yasal olmayan yollardan ülkede kalmasının sağlanması veya</p>
<p>c-bir Türk veya yabancının yasal olmayan yollardan yurt dışına çıkmasına imkan sağlanmasıdır.</p>
<p>Göçmen kaçakçılığı, icrai hareketle işlenebileceği gibi ihmali hareketle de işlenebilir. Örneğin, pasaportsuz olarak ülkeye girmek isteyen yabancılara, maddi menfaat sağlamak suretiyle müdahale etmeyen gümrük görevlileri ihmal suretiyle göçmen kaçakçılığı suçunu gerçekleştirmiş olurlar. Bu ihtimalde gümrük görevlisi, olaydaki katkısı ve iştirak iradesine göre müşterek fail veya yardım eden olarak sorumlu tutulabilir.</p>
<p>Göçmen kaçakçılığı, hareketin sayısı bakımından seçimlik hareketli bir suçtur. Bu hareketlerden birisinin gerçekleştirilmesi suçun oluşması için yeterli olup, birden fazla hareketin yapılması durumunda da yine tek bir suçtan bahsedilir. Bu gibi hallerde zincirleme suç hükümleri de uygulanmaz. Buna göre, yasal olmayan yollardan ülkeye soktuğu yabancıların ülkede kalmasına imkan sağlayan fail, daha sonar bu kişilerin yasadışı yollardan yurt dışına çıkmalarına da yardımcı olsa tek bir göçmen kaçakçılığı suçundan sorumlu tutulur.</p>
<p><strong>FAİL</strong></p>
<p>TCK’nın 79. maddesinde faili belirtmek üzere; “kişi” terimi kullanıldığından, göçmen kaçakçılığı suçu herkes tarafından işlenebilen bir suçtur. Suçun failinin Türk veya yabancı olması arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır. Suçun gerçekleşmesi için birden fazla kişinin birlikte hareket etmesi aranmadığından, çok failli suç niteliği taşımamaktadır. Buna karşılık, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi, 79. maddenin 3. fıkrası uyarınca daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hal olarak öngörülmüştür. Failin kamu görevlisi olması ve kendine görevli dolayısıyla verilmiş araç ve gereçleri suçun işlenmesi sırasında kullanması halinde, TCK m.266 uyarınca ceza artırılacaktır.</p>
<p>Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde tüzel kişinin organ veya temsilcileri tarafından işlenmesi halinde tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirleri uygulanacaktır (TCK m.79/4). Örneğin, denizcilik şirketine ait bir gemi ile kaçak yollardan insanlar ülkeye sokulmuşsa, suçun faili olan kişiler 79. maddede belirtilen ceza ile cezalandırılacak, tüzel kişi olan şirkete ait geminin ise müsaderesine karar verilebilecektir.</p>
<p><strong>MAĞDUR</strong></p>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçunun mağduru, toplumu oluşturan herkestir. Nitekim bu suç ile asıl korunmak istenen yarar, kamu düzeni, devletin güvenliği olup, suçun konusunu oluşturan yabancı veya vatandaş değil toplumu oluşturan bireyler mağdurdur.</p>
<p><strong>KONU</strong></p>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçunda, göçmenler suçun konusunu oluştururlar. Her ne kadar 79 .maddenin başlığı “göçmen kaçakçılığı” ise de, suçun konusunu göçmenlerin yanı sıra mülteciler, sığınmacılar ve vatansızlar da oluşturabilir. Bu çerçevede yasal olmayan yollardan ülkeye sokulması veya ülkede kalmasına imkan sağlanması bakımından yabancılar; yurtdışına çıkmasına imkan sağlanması açısından hem Türk vatandaşları hem de yabancılar suçun konusu olarak karşımıza çıkar. 79. maddenin. 1ç fıkrasının (a) bendi açısından, Türklerin suçun konusu olması mümkün değildir. Çifte vatandaşlığa sahip olan kişinin vatandaşı olduğu ülkelerden biri Türkiye ise, bu kişi Türk vatandaşı sayılacağı için, 79/1-a’da yer alan seçimlik hareketin konusu olmayacaktır.</p>
<h2>Görevli ve Yetkili Mahkeme</h2>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçunda kural olarak görevli mahkeme, “Asliye Ceza Mahkemesi’dir.”</p>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçunda yetkili mahkeme ise, “suçun işlendiği yer” mahkemesidir.</p>
<h2>Cezayı Artıran Unsurlar Nelerdir?</h2>
<p>“Suçun mağdurların hayatı bakımından bir tehlike oluşturması (…) halinde verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılmaktadır.” Bu nitelikli halin oluşabilmesi için, mağdurun hayati tehlike atlatmış olması gerekir. Diğer bir ifade ile herhangi bir zarar doğmasa bile hayati bakımdan tehlike arz eden bir durum oluşmuşsa cezanın artırılması gündeme gelecektir. İfade etmeliyiz ki, burada failin sorumluluğunun doğabilmesi için, bu netice ile fiili arasında nedensellik bağlantısının kurulmuş olması gerekir.</p>
<p>79. maddenin 2. fıkrasının (b) bendine göre, suçun mağdurların onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılacaktır. Buna göre, onlarca insanın bir tırın kasasına konularak yurt dışına çıkarılması ya da yurda sokulması, yine onlarca göçmenin bir evin havasız bodrum katında aç susuz bırakılarak barınmalarına imkan sağlanması bu nitelikli hale örnek gösterilebilir.</p>
<p>TCK m.79 uyarınca göçmen kaçakçılığı suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hal olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>TCK’nın 79. maddesinin 3. fıkrasında, göçmen kaçakçılığı suçunun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hali, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu gibi durumlarda faile verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılır.</p>
<h3>Ceza, Adli Para Cezasına Çevrilir Mi?</h3>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçunda hapis cezasına ek olarak adli para cezası öngörülmüştür. Bu suçta hapis cezasının tayin edildiği durumlarda, hapis cezası adli para cezasına çevrilmeyecektir.</p>
<h3>Kaçak Göçmenler de Ceza Alır Mı?</h3>
<p>Göçmen kaçakçılığın konusunu oluşturan göçmenlerin, TCK’nın 79. maddesinden dolayı cezalandırılması mümkün değildir. Nitekim “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokol’ün” 5. maddesinde, göçmenlerin, göçmen kaçakçılığı suçunun konusu olmaları dolayısıyla cezai kovuşturmaya tabi olmayacakları belirtilmiştir. Ancak bu kişilerin Pasaport Kanun’un 34. maddesi ya da 6458 Sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uyarınca sorumlulukları devam etmektedir.</p>
<h3>Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Şikayet Süresi, Uzlaşma ve Zamanaşımı</h3>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçu <a href="https://www.capa.av.tr/sikayete-tabi-suclar/"><strong>şikayete tabi suçlar</strong></a> arasında yer almaz. Suçun öğrenilmesiyle birlikte savcılıkça re’sen takip edilir. Bu sebeple göçmen kaçakçılığı suçunda herhangi bir şikayet süresi bulunmamaktadır. Göçmen kaçakçılığı için öngörülen hapis cezası nazara alındığında dava zamanaşımı süresi on beş yıldır. Göçmen kaçakçılığı suçu uzlaşma kapsamındaki suçlar kategorisinde bulunmamaktadır.</p>
<h3>Göçmen Kaçakçılığı ve İnsan Ticareti Suçu Arasındaki Farklar Nelerdir?</h3>
<p>Göçmen kaçakçılığı kişilerin sınırlar ötesi sevk edilmesi suretiyle işlenen suç tiplerinden biri olarak sıklıkla insan ticareti suçu (m.80) ile karıştırılmaktadır.</p>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçunda rıza mevcuttur. Yasadışı olarak bir ülkeden başka bir ülkenin sınırlarına nakledilen göçmen, bu eyleme rıza göstermekte, diğer bir ifadeyle devletin sınır politikalarını ihlal eden bir suçlu gibi davranmaktadır. Zira göçmen kaçakçılığında, suçtan fayda sağlayacak kişilerden biri de, ülke sınırlarını aşarak, hedef ülkeye yasadışı giriş yapan kişidir. Ancak insan ticareti suçunda ya rıza mevcut değildir ya da ifsat edilmiş bir rıza söz konusudur.</p>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçu, yapısı gereği bir ülke sınırının geçilmesini ve dolayısıyla fiziksel hareketi gerektirir. Bu açıdan suçun oluşması için bir kaynak ülke, bir de hedef ülke olmak üzere iki ülkede eylem gerçekleştirilmelidir. Buna karşılık insan ticareti suçunda, kişilerin ülkeye sokulması veyahut ülke dışına çıkarılması seçimlik hareketlerden olmakla birlikte, suçun oluşması bakımından mağdurların ülke sınırları içerisine veya dışarısına nakli zorunlu değildir. Göçmen kaçakçılığı suçu, hedef ülkede sona ermekte ve ülke sınırının geçilmesine yardımcı olunan kişilerin, hedef ülkede kaçakçılardan ayrılmasına müsaade edilmektedir. İnsan ticareti suçunda ise eğer bir ülke sınırı geçilmişse, mağdurların ayrılmalarına imkan verilmemektedir. Tehdit, baskı, şiddet ve cebir unsurlarının varlığı suçu göçmen kaçakçılığından insan ticaretine dönüştürmektedir. Göçmen kaçakçılığı suçunda hedef ülkeye varan kişi tehdit, şiddet, baskı ve cebire maruz kalmamaktadır. Göçmen kaçakçılığı suçu, mağdurun hedef ülkeye ulaşması ile tamamlanırken, insan ticareti suçu hedef ülke veya bölgede istismar sürdüğü müddetçe devam etmektedir. Göçmen kaçakçılığı suçunun manevi unsuru yönünden failin “doğrudan doğruya veya dolaylı yoldan menfaat elde etmek” amacıyla hareket etmesi aranmıştır (TCK m.79/1). Buna karşılık insan ticaretinde failin, “zorla çalıştırmak, hizmet ettirmek, fuhuş yaptırmak veya esarete tabi kılmak ya da vücut organlarının verilmesini sağlamak” maksadı ile fiili işlemesi gerekmektedir (TCK m.80/1). Ancak belirmeliyiz ki failin kazanç veya maddi menfaat elde etmek düşüncesiyle hareket etmesi yasal düzenlemede aranmamış olsa da, insan ticareti suçu hemen her zaman kazanç elde etmek amacıyla işlenmektedir.</p>
<h3>Göçmen Kaçakçılığı Suçu Uzlaştırmaya Tabi Midir?</h3>
<p>Göçmen kaçakçılığı suçu <a href="https://www.capa.av.tr/uzlasma-nedir-uzlasmaya-tabi-suclar/"><strong>uzlaşmaya tabi bir suç</strong></a> tipi değildir. Dolayısıyla bu suç bakımından uzlaştırma prosedürü uygulanmamaktadır.</p>
<h3>Arabayla Göçmen Taşımak Suç Oluşturur Mu?</h3>
<p>Göçmen kaçakçılığı maddi menfaat elde etmek maksadıyla ve kasten işlenebilen bir suçtur. Kişi, eğer ki arabayla taşımış olduğu yasadışı göçmenin, durumunu bilerek ve maddi menfaat elde etmek maksadıyla bir eylem gerçekleştirirse suç oluşmuş olacaktır. Aksi hallerde, göçmen kaçakçılığı suçu taksirle işlenemeyeceğinden, arabayla göçmen taşıyan şoför kişi bakımından suç oluşmayacaktır.</p>
<h3>Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Mağdur Kimdir?</h3>
<p>Suçun mağduru, yasal olmayan yollardan ülkeye sokulan veya ülkede kalmasına imkan sağlanan yabancı veya yasal olmayan yoldan yurt dışına çıkmasına imkan sağlanan vatandaş veya yabancının kendisidir. Öte yandan, suç tipinin başlığı “göçmen kaçakçılığı” olsa da, bu maddeyle yasa dışı yollardan herhangi bir şekilde ülkeye giriş ve ülkeden çıkışların cezalandırıldığı görülmektedir. Bu nedenle, mağduru bakımından özgü bir suç söz konusu değildir, bu suçun mağduru herkes olabilir. Örneğin, bir seyahat acentesi sahibi, turisti bedeli karşılığında fakat yasal olmayan yollardan ülkeye soksa yine bu suç oluşacaktır.</p>
<h3>Göçmen Kaçakçılığı Suçunda Etkin Pişmanlık Var Mıdır?</h3>
<p>Türk Ceza Kanununda göçmen kaçakçılığı suçunun işlenmesi halinde, bu suça ilişkin <a href="https://www.capa.av.tr/etkin-pismanlik-tck-m-168/"><strong>etkin pişmanlık</strong></a> hükümlerinin uygulanacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır.</p>
<p>Bu sebeple göçmen kaçakçılığı suçunun işlenmesi halinde fail kişi veya kişilere etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacak, ceza indirimine gidilmeyecektir.</p>
<h3>Suçun Takibi Şikayete Bağlı Mıdır?</h3>
<p>Göçmen kaçakçılığı resen soruşturulan bir suçtur. Ayrıca suçtan zarar gören tarafın şikayeti aranmaz, bu sebeple göçmen kaçakçılığı suçunun takibi şikayete bağlı değildir.</p>
<h3>Suçun Örgüt Halinde İşlenmesinin Sonuçları Nelerdir?</h3>
<p>TCK’nın 79. maddesinin 3. fıkrasında, göçmen kaçakçılığı suçunun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hali, dağa ağır cezayı gerektiren nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu gibi durumlarda, faile verilecek yarısından bir katına kadar artırılır.</p>
<p>Örgüt kurma suçu “çok failli” bir suç tipidir. Gerçekten kanuni tarife göre, bir kimse tarafından işlenmesi mümkün olan suçlara bireysel ya da tek failli suçlar, tipe uygun bir surette işlenebilmeleri için birden fazla failin bulunması şart olan suçlara ise, toplu veya çok failli suçlar denmektedir. Suç işlemek için örgüt kurma suçunda da “örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması” hususuna yer verildiğinden, suç oluşması belirtilen amaçla ancak bu sayıda kimselerin birleşmesi halinde mümkündür. Bu suç tipinde yaptırıma bağlanan fiil ise; sürekli bir şekilde suç işlemek amacıyla örgüt kurmaktadır. Örgütün şekli ve niteliği, toplantı yapıp yapmaması ve sair önemli değildir. Önemli olan “sürekli bir şekilde suç işlemek” amacıyla birleşmedir. Suç tipi, “sürekli bir şekilde suç işlemek” amacıyla faillerin iradelerin birleşmesi anında tekemmül etmiş olur ve bu andan sonra “mütemadi suç” olarak devam eder. Örgüt, süreklilik arz eden, kendisini oluşturanlar arasında planlı ortaklık, iş bölümü bulunan, başında bir lider olan ve en az üç kişiden oluşan, suç işlemek için kurulmuş bir yapılanmadır. Örgütün bir diğer önemli özelliği bu yapının “hiyerarşik” bir ilişki ortaya koymasıdır. Yatay ilişkiler bir örgütün varlığını oluşturmayacaktır. Buna göre, göçmen kaçakçılığı suçunu işleyen birden fazla kişi arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmaksızın, sadece belli bir anlaşmanın sonucunda suç işlenmiş ise, söz konusu nitelikli hal uygulanmayacak, faillerin sorumlulukları TCK’nın 37 vd. maddelerinde yer alan iştirak kuralları çerçevesinde belirlenecektir.</p>
<p>Bununla birlikte müşterek fail olarak en az iki kişinin varlığı halinde ise, 79. maddenin 3. fıkrasında yer alan “suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesine” ilişkin nitelikli hal uygulama alanı bulacaktır.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/gocmen-kacakciligi-sucu-ve-cezasi/">Göçmen Kaçakçılığı Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/gocmen-kacakciligi-sucu-ve-cezasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şantaj Suçu ve Cezası</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/santaj-sucu-ve-cezasi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/santaj-sucu-ve-cezasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Nov 2025 09:37:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3157</guid>

					<description><![CDATA[<p>Şantaj, tehdit suçunun özel bir görünüş biçimidir. Şantajda mağdurun fiziksel bütünlüğüne herhangi bir müdahalede bulunulmamakta, zor durumda bulunan mağdurun bulunduğu durum tehdit konusu yapılarak ondan çıkar sağlanmakta ya da mağdur belirli bir davranışa zorlanmaktadır. Bu yazımızda “şantaj suçuna” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden Çapa Hukuk Bürosu’na &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/santaj-sucu-ve-cezasi/">Şantaj Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şantaj, tehdit suçunun özel bir görünüş biçimidir. Şantajda mağdurun fiziksel bütünlüğüne herhangi bir müdahalede bulunulmamakta, zor durumda bulunan mağdurun bulunduğu durum tehdit konusu yapılarak ondan çıkar sağlanmakta ya da mağdur belirli bir davranışa zorlanmaktadır.</p>
<p>Bu yazımızda “şantaj suçuna” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Şantaj Suçu (TCK 107) Nedir?</h2>
<p>Şantaj eyleminde fail, hakkı olan yükümlü olduğu bir şeyi koz olarak ve kötüye kullanarak mağduru belirli bir şekilde davranmaya zorlar. Bu suçla korunan hukuksal yarar, kişinin karar verme ve aldığı bu karar doğrultusunda hareket etme özgürlüğüdür. Şantaj içeren davranışların kişilerin irade özgürlüğünü etkilemeye objektif olarak elverişli olması gerekir. Ancak irade özgürlüğünün gerçekten etkilenmiş olup olmadığı suçun oluşması bakımından önem taşımaz. Bu yönüyle şantaj bir somut tehlike suçudur. Bununla birlikte, TCK m.107/2 açısından, mağdurun şerefi de korunur.</p>
<p>Şantaj suçu maddi unsurunu oluşturan davranış açısından tehdit suçundan da ayrılmaktadır. Şantajda bir hakkın kullanılmasının veya yükümlüğünün yerine getirilmesinin, başkasını belirli bir davranışta bulunmaya ya da haksız yarar sağlamaya zorlamak amacıyla kötüye kullanılması söz konusudur.</p>
<p>Mağdur, bir hakkın kullanılmasının ya da bir yükümlülüğe uygun davranılmasının, kendisi açısından ortaya çıkaracağı olumsuz sonuçlardan kaçınmak için failin iradesine boyun eğmekte ve özgür iradesiyle yapmayacağı bir davranışı yapmaya zorlanmaktadır. Bu anlamda şantajda tehdide bir araç olarak başvurulmaktadır.</p>
<p>Amaç, karşı tarafı yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlamaktadır. Öte yandan şantajda fail hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şey tehdidin konusu oluşturmakta iken; tehdit suçunda, hukuken korunan herhangi bir yarar (yaşam, beden bütünlüğü, cinsel dokunulmazlık, malvarlığı gibi) tehdidin konusunu oluşturmaktadır.</p>
<p>Yine şantaj ve cebir suçu, her ikisinde de mağdurun iradesinin belirli bir davranışta bulunmaya ya da bulunmamaya zorlanmış olması bakımından birbirine benzemektedir. Aradaki fark, iradeye zorlamak için başvurulan araç bakımındandır. Şantaj suçunda tehdide bir araç olarak başvurulmakta iken, cebir suçunda ise maddi kuvvete başvurulmaktadır.</p>
<h2>Şantaj Suçunun Cezası (2026)</h2>
<p>Türk Ceza Kanunu Madde 107/1 uyarınca; “hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağından veya yapmayacağından bahisle, bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlayan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar <a href="https://www.capa.av.tr/adli-para-cezasi/"><strong>adlî para cezası</strong></a> ile cezalandırılır.”</p>
<p>Türk Ceza Kanunu Madde 107/2 uyarınca; “kendisine veya başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunulması halinde de birinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.” Görüldüğü üzere TCK m.107’de şantajın iki ayrı görünüş biçimine yer verilmiştir.</p>
<h2>Şantaj Suçunun Unsurları</h2>
<p><strong>FAİL VE MAĞDUR</strong></p>
<p>Suçun faili olabilecek kişiler şantaj suçunun her iki görünüş biçimi açısından da herhangi bir özellik göstermez. Herkes bu suçun faili olabilir. Bununla birlikte TCK m.107/1’de düzenleniş biçimi itibariyle şantaj, bir konuda hak ve yükümlülüğe sahip olan kişi tarafından işlenebilir. Failin bir hakkı ya da yükümlülüğü olan bir kişi olması arandığından, bu suçun bir özgü suç olduğu söylenebilir. Bununla birlikte bu kişinin kamu görevlisi olmaması ve yerine getirmekle yükümlü olduğu işin de görevine girmemesi gerekir. Çünkü kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak bir yarar sağlaması, şantaj suçunu değil, icbar suretiyle irtikap suçunu oluşturur.</p>
<p>Suçun mağduru olabilecek kişiler bakımından herhangi bir özellik aranmamıştır. Tehdit suçunda olduğu gibi, burada da mağdurun kendisine yönelik kötülüğü anlayabilecek ve algılayabilecek durumda olması gerekir. Tüzel kişiler suçun mağduru olamaz. TCK m.111 gereği, şantaj suçunun işlenmesi sonucunda yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.</p>
<p><strong>FİİL, NETİCE VE NEDENSELLİK BAĞI</strong></p>
<p>Şantaj suçunun ilk görünüş biçimi açısından maddi unsurlar kapsamındaki seçimlik fiiller, “bir kimseyi kanuna aykırı veya yükümlü olmadığı bir şeyi yapmaya veya yapmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya” zorlamaktadır. Bunun için de, fail, “hakkı olan veya yükümlü olduğu bir şeyi yapacağı veya yapmayacağını” ileri sürmekte ve böylece mağdurun iradesini etki altına almaktadır. Failin yapacağını ya da yapmayacağını ileri sürdüğü şey, onun hakkı veya yerine getirmekle yükümlü olduğu bir şey olmalıdır. Suçun tamamlanmış sayılabilmesi için mağdurun belirli bir davranışa ya da haksız çıkar sağlamaya zorlanmış olması yeterlidir, kendisinden isteneni yapmış veya çıkarı sağlamış olması gerekli değildir. Ancak her halde hareketin mağdurun iradesini zorlamaya elverişli olması gerekir. Bunun sonucu olarak da fail hakkı kullanma ya da yükümlülüğü yerine getirebilecek durumda olmalıdır. Failin mağduru yapmaya ya da yapmamaya zorladığı davranış “kanuna aykırı” veya “yerine getirmekle yükümlü olmadığı” bir davranış olmalıdır. Bunun sonucu olarak da mağdurdan yerine getirmesi istenen davranış hukuk düzeninin onayladığı bir davranış ise şantaj suçundan söz edilemez. Örneğin, failin, kaçak inşaata göz yuman belediye başkanına, tavrını değiştirmezse aleyhine muhalefetle işbirliği yapacağını söylemesi de şantaj suçunu oluşturmaz çünkü başkandan istenen husus, zaten yükümlü olduğu bir şeyi yapmaya zorlamak amaçlıdır.</p>
<p>Şantaj suçunun ikinci görünüş biçiminde ise fail kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla bir kişinin şeref veya saygınlığına zarar verecek nitelikte hususların açıklanacağı veya isnat edileceği tehdidinde bulunmaktadır. Gerçekten failin, örneğin gayri meşru cinsel ilişkisini ailesine ihbar edeceğini söyleyerek mağdurdan çıkar elde etmesi TCK m.107/1 kapsamına girmez. Çünkü fail bakımından bir hakkın kullanılması ya da bir yükümlülüğe uygun davranılması durumu yoktur. İşte bu sakıncayı gidermek için TCK m.107/2 düzenlenmiştir. Şantajın bu işleniş biçimi bakımından da, açıklanacağı ya da isnat edileceği söylenen şeyler mağdurun iradesini zorlamaya elverişli olmalıdır. Böylece mağdur, çıkar sağlamak ya da açıklama veyahut isnada katlanmak arasında seçim yapmaya zorlamaktır. Yargıtay’ın vurguladığı üzere, “mağdurun bu duruma düşmesinde failin etkisinin olup olmamasının veya açıklanacağı tehdidinde bulunulan durum itibariyle mağdurun meşru zeminde olup olmamasının suçun oluşumu bakımından bir önemi” yoktur. Örneğin, bir firmaya üretmiş olduğu hatalı ürünlerin basına verileceği, böylece ticari itibarının sarsılacağı söylenerek firmadan yarar talep edilmesinin de bu fıkra kapsamında olduğu belirtilmektedir.</p>
<p><strong>MANEVİ UNSUR</strong></p>
<p>Şantaj TCK m.107/1 kapsamında genel kastla, m.107/2 kapsamında ise özel kastla işlenebilen bir suçtur. TCK m.107/2’deki düzenleniş biçimi itibariyle şantaj suçunun oluşması için failin yarar sağlamak özel kastıyla hareket etmiş olması gerekir. Bu nedenle söz konusu maksat olmaksızın, mağdurun şeref ve saygınlığına yönelik zarar tehdidinde bulunulmuşsa, oluşan suç şantaj değil, tehdittir. Failin yarar sağlamak amacıyla hareket etmiş olması bu suçun oluşması için yeterlidir. Ayrıca yararın sağlanmış olup olmaması suçun oluşması açısından önemsizdir. Yararın faile veya üçüncü bir kişiye sağlanması için tehditte bulunulmuş olması önemli değildir. Lehine yarar sağlanan kişi, duruma göre şantaj suçuna iştirak ya da suç eşyasını kabul etmek suçundan dolayı cezalandırılır.</p>
<p><strong>HUKUKA AYKIRILIK UNSURU</strong></p>
<p>Şantaj suçunun ilk işleniş biçimi açısından fail hakkı olan ya da yükümlü olduğu bir şeyi yapacağını ileri sürmektedir. Normalde hakkı olan bir şeyi yapacağını söylemek, hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeni çerçevesinde cezalandırılmaz. Burada cezalandırılan, bunun ileri sürülmesi suretiyle karşı tarafın bir davranışta bulunmaya veya bulunmamaya ya da haksız çıkar sağlamaya zorlanmasıdır. Bu nedenle de, failin hakkın icrası hukuka uygunluk nedeninden yararlanması mümkün değildir.</p>
<h2>Şantaj Suçunun Nitelikli Halleri</h2>
<p>Şantaj suçunun nitelikli hali kanunda düzenlenmemiştir. Dolayısıyla bu suçun nitelikli hali bulunmamaktadır. Ancak suçun aynı kişiye karşı değişik zaman aralıkları içerisinde işlenmesi durumunda zincirleme suç kuralları uygulanır. Birden fazla kişiye karşı tek bir fiille de bu suç işlenebilir. Bu durumda da zincirleme suç kuralları uygulama alanı bulur (TCK m.43/2).</p>
<h2>Şantaj Suçuna Örnek Teşkil Eden Durumlar</h2>
<p>Örneğin, lisede bir öğrencinin kopya çekerken yakalandığı düşünelim. Hocanın, yasak olmasına rağmen özel ders verdiğini bilen bir öğrencinin “sen bunu es geç, ben de özel ders verdiğini es geçeyim” demesi şantajdır. Zira öğrenci, hakkı olan bir şeyi yapacağından bahisle (yasak olarak özel ders verdiğini ihbar etmek), hocayı yapması gereken bir şeyi yapmamaya (kopya işlemi yapmamaya) zorlamaktadır.<br />
Şantaj suçuna örnek olarak; bir mankenin uygunsuz fotoğraflarını elde eden gazetecinin, kendisiyle yemeğe çıkmazsa, bunları ertesi gün manşetten yayımlayacağını söylemesi; tanıklıktan çekinme hakkına sahip olan şansın, kendisine menfaat temin edilmezse çıkıp tanıklık yapacağını söylemesi; gazetecinin, etkin konuma getirilmesi takdirde, bir siyasi parti liderine, hakkındaki yolsuzluk haberini yayımlayacağını söylemesi; bir suça tanık olan kimsenin, ailesinin geçimi sağlanmazsa bu suçu ihbar edeceğini faile bildirmesi gibi.</p>
<h2>Şantaj Suçunda Zamanaşımı ve Şikayet Süresi</h2>
<p>Şantaj suçu, şikayete tabi suçlar kategorisinde yer almamaktadır. Soruşturma süreci ihbar üzerine savcılık tarafından re’ sen yapılır. Bu sebeple şantaj suçu bakımından herhangi bir şikayet süresi yoktur. Bu suç bakımından dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Şantaj suçunun mağduru olan kişi, suçun oluştuğu tarihten itibaren 8 yıl içerisinde ihbarda bulunmalıdır. Aksi takdirde 8 yıl geçmekle birlikte şantaj suçunun, soruşturma ve kovuşturması yapılamaz.</p>
<h3>Şantaj Suçunda Emsal Yargıtay Kararları</h3>
<p>Şantaj suçuna emsal olabilecek nitelikte Yargıtay Kararlarını örnek olarak sıralamak gerekirse;</p>
<p>“Sanığın lise son sınıf öğrencisi olan kızının not yükseltme sınavına katılmamasına ilişkin olarak aldığı raporun yönteme uygun olmadığı gerekçesiyle kabul edilmemesi üzerine, okul müdürü olan katılana, kızı aracılığıyla gönderdiği mektup ile; eğer kızının mezuniyetini sağlamaz ise savcılığa giderek, kendisine yakınanın 1.000-TL karşılığında başka bir rapor alabileceğini teklif ettiğine ve makamına gelen kız öğrencilere sarkıntılıkta bulunduğuna ilişkin iddialarını açıklanacağını ifade etmesi biçimdeki eyleminin,” yakınana zarar verebilecek bir hususu açıklama tehdidinde bulunarak yarar sağlama niteliğinde olup şantaj suçunu oluşturacağı.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi – 2542/6139)</p>
<p>“Sanığın açtığı boşanma davasına katılan eşinin karşı çıkmamasını sağlamak ve yasal istemlerini sınırlamak maksadıyla çektiği telefon mesajlarında; “Bu işi ya efendi gibi konuşursun ya da mahkemeye (…)’ni şahit olarak getiririm” ve “kafamı bozma, seni rezil ederim, ya her şeyini kabul et, ya da her şeyi göze al gibi sözlerle katılanın şeref ve saygınlığına zarar verecek nitelikteki hususları açıklama veya isnat etmekle tehdit ederek, TCK’nın 107/2 maddesinde yazılı şantaj suçunu işlediği gözetilmeden, eylemi ikiye ayırarak TCK’nın 125/1 maddesi ile ceza hükmü kurulup aynı yasanın 106/1 maddesi yönünden beraat kararı verilmesi yasaya aykırıdır.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi – 11321/8463)</p>
<p>“Sanık İ.A’nın, şirketinde avukat olarak çalışan ve aynı zamanda imam nikahı ile birlikte olduğu katılanın kendisinden ve şirketten ayrılmak istemesi üzerine, cinsel beraberliklerine dair görüntüler içeren kaseti açıklayacağından söz ederek tehdit ettiği iddia olunan eyleminde; hürriyete karşı işlenen suçlardan olan şantaj suçunun oluşumunda, “açıklama” husususun gerçekleşmesi gerekmeyip, “açıklama tehdidinin” karşı tarafa bildirilmiş olması yeterlidir.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi – 11471/13429)</p>
<p>“Suça sürüklenen çocuğun on üç dakika arayla gönderdiği “Bak bu son uyarım, o mesajlar duruyor, S.. beni beş dakika konuşturmazsan veya görüştürmezsen o mesajları gösteririm bütün sülalenize, Bafra’daki F.. ile konuştum ilişki yaşadığımızı beraber yattığımızı S.. da biliyor, dayına her an söyleyebilir insan içine çıkamazsınız burada da bitmez Balıklıda dışarı çıkamazsınız, şimdi hemen cevap ver arayım yarın görüşelim mi” ve “Siz istediniz yarın 19daki dayını indireceğim ve göstereceğim mesajları” biçimindeki iki mesajın bir bütün halinde tek şantaj suçunu oluşturduğu ve değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunu doğuracak bir kesintinin de mevcut olmadığının anlaşılması karşısında, TCK’nın 43 maddesinin uygulanmaması gerekir.” (Yargıtay 4. Ceza Dairesi – 23985/38349)</p>
<h3>Şantaj Suçunda HAGB</h3>
<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmasını ifade eder (CMK 231/5). Burada da farklı bir tür erteleme, başka bir ifadeyle ceza kanunundaki ertelemeye nazaran daha lehe sonuçlar doğuran bir durum söz konusudur. Şantaj suçunda ceza miktarının 2 yıl veya daha az olması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) uygulanması mümkündür.</p>
<h3>Ceza, Adli Para Cezasına Çevrilir Mi?</h3>
<p>Şantaj suçu nedeniyle alt sınırdan verilen hapis cezaları takdirim indirim suretiyle 1 yıl ve daha az olur ise TCK m.50 uyarınca hapis cezası, adli para cezasına çevrilebilir. Hapis cezasının alt sınırı bir yıl ve daha fazla olduğunda hallerde ise, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi mümkün değildir.</p>
<h3>Etkin Pişmanlıktan Yararlanılabilir Mi?</h3>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/etkin-pismanlik-tck-m-168/"><strong>Etkin pişmanlık</strong></a> hükümlerinin uygulanacağı suç tipleri istisnaidir ve ilgili suç tiplerini tanımlayan kanun maddelerinde belirtilmiştir. Türk Ceza Kanun’unda şantaj suçunun işlenmesi halinde, bu suça ilişkin “etkin pişmanlık” hükümlerinin uygulanacağına dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu sebeple şantaj suçunun işlenmesi halinde sanık kişiye etkin pişmanlık hükümleri uygulanmayacak, ceza indirimine gidilmeyecektir.</p>
<h3>Şantaj Yüz Kızartıcı Bir Suç Mudur?</h3>
<p>Yüz kızartıcı suçlar özel bir kanunla sayılı olarak belirtilmiştir. Şantaj suçu, kanunun yüz kızartıcı olarak belirlediği suç tiplerinde bulunmamaktadır. Bu sebeple şantaj suçu yüz kızartıcı bir suç tipi değildir.</p>
<h3>Şantaja Uğruyorum, Ne Yapmalıyım?</h3>
<p>Eğer ki mağdur, başka bir kişi tarafından şantaja uğruyorsa, polis merkezine gidip fail bakımından şikayette bulunabilir veyahut savcılığa şikayet dilekçesi sunarak fail yönünden soruşturma sürecinin başlatılmasını talep edebilir.</p>
<h3>Şantaj Suçu Şikayete Tabi Midir?</h3>
<p>Şantaj suçu <a href="https://www.capa.av.tr/sikayete-tabi-suclar/"><strong>şikayete tabi</strong></a> değildir, bu sebeple şantaj eyleminin ihbar edilmesi üzerine savcılık makamı tarafından öğrenilmesiyle birlikte soruşturma süreci başlatılır.</p>
<h3>Şantaj Suçu Uzlaşmaya Tabi Midir?</h3>
<p>Uzlaşma, suç isnadı şahıs ile suçun mağduru olan şahsın bir uzlaştırmacı aracılığıyla iletişim kurarak anlaşmasıdır. Şantaj suçu takibi şikayete tabi bağlı bir suç tipi değildir. Bu bağlamda şantaj eyleminin şikayet edilmesi değil ihbar edilmesi söz konusudur. Dolayısıyla şantaj suçu uzlaşmaya tabi suçlardan değildir.</p>
<h3>Şantaj Suçu Nasıl İspat Edilir?</h3>
<p>Şantaj suçunun ispat edilmesi bakımından; mağdurun beyanları, tanık ifadeleri ile birlikte olayın vuku bulduğuna ilişkin somut deliller, ceza yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından belirleyici niteliktedir. Bu unsurlar, suçun işlendiği yönündeki iddianın ispatı bakımından temel dayanaklar arasında yer almakta olup, mahkemece verilecek hükmün gerekçelendirilmesinde önemli rol oynar. Zira ceza muhakemesinde hedef, maddi gerçeğe ulaşmak olduğundan; mağdurun olayla ilgili tutarlı, çelişkisiz ve yaşam deneyimlerine uygun anlatımları, tanık beyanlarıyla desteklendiği ve diğer delillerle örtüştüğü takdirde, delil değerlendirmesinde yüksek ispat gücüne sahip kabul edilir. Bununla birlikte, tüm bu beyan ve delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediği de ayrıca dikkate alınmalıdır. Aksi halde, hukuka aykırı elde edilen deliller hükme esas alınamaz.</p>
<h3>Şikayetten Vazgeçilebilir Mi?</h3>
<p>Şantaj suçu şikayete bağlı bir suç olmadığından, herhangi bir şikayet süresi söz konusu olmaksızın savcılık tarafından suçun öğrenildiği an re’sen soruşturma başlatılır. Kamu davasına müdahil olan kimsenin şikayetten vazgeçmesi de ceza davasının düşmesi sonucunu doğurmaz.</p>
<h3>Şantajla Para İstemenin Cezası Nedir?</h3>
<p>Şantaj eylemiyle para isteyen fail bakımından TCK m.107 uyarınca, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası yaptırımı uygulanacaktır.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/santaj-sucu-ve-cezasi/">Şantaj Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/santaj-sucu-ve-cezasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mühür Bozma Suçu ve Cezası</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/muhur-bozma-sucu-ve-cezasi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/muhur-bozma-sucu-ve-cezasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 08:33:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mühür bozma suçunda, devlet mühürlediği eşyanın aynen korunmasında gördüğü kamu yararının gerçekleşmesine yönelik iradesine karşı gelmeyi cezalandırmaktadır. Eşyayı mühür altına almakta “kamu menfaati” gören devletin bu idari faaliyet ve tasarrufunu ortadan kaldıran mühür bozma, kamu idaresinin işleyişine karşı bir suç niteliği taşır. Bu yazımızda “mühür bozma suçu ve cezasına” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/muhur-bozma-sucu-ve-cezasi/">Mühür Bozma Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mühür bozma suçunda, devlet mühürlediği eşyanın aynen korunmasında gördüğü kamu yararının gerçekleşmesine yönelik iradesine karşı gelmeyi cezalandırmaktadır. Eşyayı mühür altına almakta “kamu menfaati” gören devletin bu idari faaliyet ve tasarrufunu ortadan kaldıran mühür bozma, kamu idaresinin işleyişine karşı bir suç niteliği taşır.</p>
<p>Bu yazımızda “mühür bozma suçu ve cezasına” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınızla ilgili detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Mühür Bozma (Mühür Fekki) Suçu Nedir? (TCK 203)</h2>
<p>Mühür bozma suçunun konusu mühür ve mühür altına alınan eşyadır. Bu suçta yasaklanan fiil; “kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığını aynen korumasını sağlamak için konulan mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesidir”.</p>
<p>Mühür bozma seçimlik hareketli bir suçtur. Fail, ya mührü kaldırmalı ya da mührü kaldırmaksızın konuluş amacına aykırı hareket etmelidir. Bu hareketlerden birinin yapılması suçun oluşması için yeterlidir. Her ikisinin gerçekleştirilmesi halinde de yine tek suç vardır.</p>
<p>Mührün kaldırılması; üzerine konulduğu eşyadan ayrılması, kırılması, koparılması, sökülmesi anlamına gelmektedir. Mührün kaldırılması ile suç gerçekleşir. Hareketin bu şekli bakımından failin mührü bozduktan sonra, eşyaya müdahale edilmemelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun karar verdiği bir olayda özetle; mühürleme işlemi gazinonun bir yöndeki pencerelerine yapılmış, kapı mühürlenmemiş, sanık mühre dokunmaksızın kapıyı kullanarak gazinoyu işletmeyi sürdürmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu “sanık mühre rağmen gazinosuna girerek, normal faaliyetleri sürdürmek suretiyle, devletin nüfuz ve itibarını sarsmıştır. Bu nedenle suç bütün unsurları ile oluşmuştur” şeklinde karar vermiştir.</p>
<p>Türk Ceza Kanun’unda mühür bozma suçuna neden olan hareketler seçimlik olarak öngörülmüştür. Fail ya mührü bozmalı ya da mührü bozmaksızın konuluş amacına aykırı olarak eşyaya müdahale etmelidir. Mühür bozulduktan sonra gerçekleştirilen fiiller, cezalandırılmayan sonraki hareketlerdir. Örneğin; hırsız çaldığı malı, sonradan tahrip etse, hırsızlıktan başka ayrıca mala zarar vermeden sorumlu olmaz. Mühür bozma suçu sırf <a href="https://www.capa.av.tr/hakaret-sucu-ve-cezasi/"><strong>hareket suçu</strong></a> olduğundan, bu suçun tamamlanabilmesi için herhangi bir neticenin gerçekleşmesi aranmaz. Yani mühür bozmaya konu edilecek tüm eylemler suçun oluşması için yeterlidir.</p>
<h2>Mühür Bozma (Fekki) Suçunun Cezası</h2>
<p>5237 Sayılı Türk Ceza Kanun’un 203. maddesi uyarınca; “Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya <a href="https://www.capa.av.tr/adli-para-cezasi/"><strong>adlî para cezası</strong></a> ile cezalandırılır.”</p>
<p>TCK m.203/1 uyarınca failin; mührü kaldırması, gizlemesi veya şekil değiştirmesi gibi hareketlerin yanı sıra, mührün konuluş amacına aykırı hareket etmesi halinde de mühür bozma suçu oluşacaktır</p>
<h2>Mühür Fekki (Bozma) Suçu Nasıl İşlenir?</h2>
<p><strong>A- Konulan Şey “Mühür” Olmalıdır.</strong></p>
<p>Mühür; “üzerinde işlem yapılan eşyanın; başkasının tesir ve tasarruf alanından çıkarılmasını sağlamak için konulduğunu belirtir biçimde, eşya ya da muhafazası üzerine konulan maddi işaretlerdir.” Maddi yapısı önemli olmayan mühür, herhangi bir nesneden (kurşun, balmumu, sıkıştırılmış mukavva, üzerinde işaret bulunan yapıştırılmış bir kağıt) olabilir. Burada önem arz eden husus, mührün kamu otoritesinin iradesini açıklamaya elverişli olmasıdır.</p>
<p><strong>B- Mühür Konulmuş Olmalıdır.</strong></p>
<p>Devletin iradesini simgeleyen mührün konulmasındaki amaç eşyanın mevcut halinin korunmasıdır. Bu halde suçun oluşması bakımından, konulmuş bir mührün bulunması zorunludur. Mühürleme yapıldığına dair tutanak tutulması yeterli olmayıp, fiilen yasal şekil ve şartlara uygun bir mühürleme işlemi yapılmış, mühür konulmuş bulunmalıdır. Emsal bir olayda, mühürleme yapılmadığı ileri sürülüyorsa gerçek durum araştırılmalıdır. Yargıtay’ın vermiş olduğu bir kararda; “Tutanağı düzenleyen görevlilerden mühür koyup koymadıkları açıkça sorularak cürmi eylem öncesi var olması gereken mühür ön koşulunun” gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerekmektedir denmektedir. Mührün mutlak surette eşyanın kullanılmasını imkansız kılacak biçimde konulmuş bulunması aranmaz. Örneğin; bir işyerinin kapısının mühürlenmesine karşın, penceresinden içeri girme olanağının bulunması, mühürleme işleminin geçerli olmasına engel değildir. Buna karşın mühürleme, neye ilişkin olarak yapıldığını karışıklığa neden olmayacak ve açık bir biçimde konulmuş olmalıdır. Örneğin; kapının sadece bir kanadına, dolabın sadece bir çekmecesine mühür konulması durumunda TCK m.203 anlamında mühürleme yapılmış olmaz.</p>
<p><strong>C- Mühür, Bir Şeyin Saklanmasını veya Varlığının Aynen Korunmasını Sağlamak İçin Konulmalıdır.</strong></p>
<p>Taşınır ya da taşınmaz eşyaya mühür konulmasının sebebi, bu mal üzerinde kimsenin tasarrufa bulunmamasını ve malın mevcut varlığının korunmasını sağlamaktır. Nitekim TCK’nın 203. Maddesinde bu husus; “bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için” denilmek suretiyle belirtilmiştir. Dolayısıyla mührün yalnızca bahse konu amaçlarla konulmuş olması gerekir. Örneğin; Belediye tarafından imara aykırı biçimde yapıldığı saptanan inşaatın mühürlenmesinin anlamı, inşaatın imara aykırı biçimde tamamlanmasını engellemektir. Maddede sayılan bu iki hal dışında bir maksatla konulan mührün bozulması, inceleme konusu suçu oluşturmaz.</p>
<p><strong>D- Mühür Kanun veya Yetkili Makamların Emri Uyarınca Konulmalıdır.</strong></p>
<p>Türk Ceza Kanun’un 203. Maddesinde; “kanun veya yetkili makamların emri uyarınca… konulan mührün” kaldırılması suç sayılmaktadır. Şu halde mühür, yetkili makamların emri ile ya da doğrudan kanunun bir buyruğu olarak konulmuş olmalıdır. Mührü koyan kamu görevlisi şahsi iradesine göre hareket etmişse, bu koşul gerçekleşmez. <strong>Örneğin</strong>; trende görevli bir memur, yolcuya yardım etmek, hırsızlığı önlemek için yolcunun bavuluna demiryolu idaresine ait mührü koysa, kanun veya yetkili makamların emrine binaen hareket ettiği söylenmez ve böyle bir mührün sökülmesi de suç teşkil etmez. Mühür doğrudan kanunun emrini icra dolayısıyla konulsa dahi, her halde mührü koyma iradesinde bulunan kişinin veya fiilen mühür koyan kimsenin devletin yetkili görevlisi olması şarttır. Mühür koyma yetkisi özel hukuk veya kamu hukukundan kaynaklanabilir.</p>
<h2>Cezanın Ertelenmesi ve Adli Para Cezasına Çevrilmesi</h2>
<p>Cezanın ertelenmesi, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden belirli şartlarla vazgeçilmesidir. Mühür bozma suçunda verilecek cezanın 2 yıldan az olduğu halde cezanın ertelenmesi söz konusu olabilecektir. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması sanık hakkında hükmolunan cezanın 5 yıl süre içerisinde tekrar kasten bir suç işlenmediği takdirde açıklanmaması ve hukuki manada sonuç doğurmaması manalarına gelir. Mühür bozma suçunda sanığa verilecek ceza 2 yıl veya altında ise HAGB söz konusu olabilecektir.</p>
<p>Mühür bozma suçunda hapis cezası ve adli para cezası seçimlik olarak öngörülmüştür. Mühür bozma suçundan kaynaklı olarak hapis cezasının tayin edildiği durumlarda, hapis cezası adli para cezasına çevrilmeyecektir. Ancak suçun işleniş biçimine göre hakim, hapis cezası yerine fail bakımından adli para cezası öngörebilir.</p>
<h2>Şikayet Süreci ve Zamanaşımı Kavramı</h2>
<p>Mühür bozma suçu şikayete tabi bir suç değildir. Mühür bozmaya yönelik ihbar üzerine suç, savcılık makamı tarafından resen takip olunur. Mühür bozma suçu yönünden dava zamanaşımı süresi ise 8 yıldır. Dolayısıyla mühür bozmaya yönelik eylemler dava zamanaşımı süresi olan 8 yıl içerisinde soruşturulabilir niteliktedir.</p>
<h2>Yetkili ve Görevli Mahkeme</h2>
<p>Mühür bozma suçunda, suçun işlendiği yerde bulunan “Asliye Ceza Mahkemesi” hem görevli hem de yetkili mahkeme konumundadır.</p>
<h3>Mühür Bozma Suçunda Tekerrür</h3>
<p>Tekerrür, daha evvel işlenen bir suçun cezasının kesinleşmesi sonrasında yine belli bir süre içerisinde aynı suçun tekrar işlenmesi durumudur. Mühür bozma suçunda tekerrür ancak ilk gerçekleştirilen mühür bozma suçu gerçekleştiğinde uygulanabilir. Tekerrür hükümlerine yönelik süreler ise Türk Ceza Kanunu m.58’de düzenlenmektedir.</p>
<p>Failin aynı suç işleme kararıyla birden fazla mühür bozma suçunu işlediği hallerde diğer koşulları da varsa zincirleme suç hükümleri uygulanacaktır (TCK m.43/1).</p>
<h3>Mühür Fekki Fiilini İşleme Kastı Nasıl Tespit Edilir?</h3>
<p>Mühür bozma suçu kasten işlenebilir. Suçun oluşması açısından failin belirli bir amaçla hareket etmiş olmasının önemi yoktur. Failin, mührün yetkili makam tarafından konulduğunu, bu mührün eşyanın varlığını koruma veya varlığını sürdürme amacını güttüğünü, yaptığı hareketin mührü sökmeye ya da konulmuş amacına aykırı hareket etmeye yönelik bulunduğunu bilmesi ve bu hareketi istemesi gerekli ve yeterlidir. Failin mührü koyanın yetkisiz olduğunu veya kendisinin mührü sökmeye yetkili bulunduğunun zannetmesi gibi yanılgıları, hataya ilişkin kurallar çerçevesinde (TCK m.30) değerlendirilecektir.</p>
<h3>Etkin Pişmanlık Var Mıdır?</h3>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/etkin-pismanlik-tck-m-168/"><strong>Etkin pişmanlık</strong></a>, suç işlendikten sonra failin pişman olması ve işlediği fiilden ötürü meydana gelen zararı gidermeye çalışmasıdır. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanacağı suç tipleri istisnaidir ve ilgili suç tiplerini tanımlayan kanun maddelerinde belirtilmiştir. Ancak mühür bozma suçu yönünden etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmediğinden uygulanması da söz konusu değildir.</p>
<h3>Şikayete Bağlı Mıdır?</h3>
<p>Mühür bozma suçu <a href="https://www.capa.av.tr/sikayete-tabi-suclar/"><strong>şikayete tabii bir suç</strong></a> değildir. Failin, mührü bozması nedeiyle ihbar edilmesi ile birlikte suç, savcılık tarafından re’sen yani kendiliğinden soruşturulur.</p>
<h3>Yüz Kızartıcı Bir Suç Mudur?</h3>
<p>Yüz kızartıcı suçlar özel bir kanunla sayılı olarak belirtilmiştir. Mühür bozma suçu kanunun yüz kızartıcı olarak belirlediği suç tiplerinde bulunmamaktadır. Bu sebeple mühür bozma suçu yüz kızartıcı bir suç tipi değildir.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/muhur-bozma-sucu-ve-cezasi/">Mühür Bozma Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/muhur-bozma-sucu-ve-cezasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Yılı Geçen Kira Sözleşmesinde Fesih ve Kiracının Tahliyesi</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/10-yili-gecen-kira-sozlesmesi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/10-yili-gecen-kira-sozlesmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 08:21:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3059</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kira sözleşmelerinde korunan başlıca hukuki değerler kiracının barınma hakkı ve kiraya verenin mülkiyet hakkıdır. Kanun koyucu 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 347. Maddesi’nde düzenlenen bildirim yoluyla fesihte kiracıya belli bir müddet vermekte kiraya verenin ise mülkiyet hakkına yapılan müdahale süresini on yıl ile sınırlamaktadır. Bu sınırlama yalnızca konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde geçerli olup &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/10-yili-gecen-kira-sozlesmesi/">10 Yılı Geçen Kira Sözleşmesinde Fesih ve Kiracının Tahliyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kira sözleşmelerinde korunan başlıca hukuki değerler kiracının barınma hakkı ve kiraya verenin mülkiyet hakkıdır. Kanun koyucu 6098 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 347. Maddesi’nde düzenlenen bildirim yoluyla fesihte kiracıya belli bir müddet vermekte kiraya verenin ise mülkiyet hakkına yapılan müdahale süresini on yıl ile sınırlamaktadır. Bu sınırlama yalnızca konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde geçerli olup diğer kira sözleşmelerinde geçerli değildir.</p>
<p>Bu yazımızda kiraya veren tarafın on yılı geçen kira sözleşmelerinde hangi yolları izleyeceğine ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup karşılaştığınız hukuki soruna dair detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Kira Sözleşmesi 10 Yılın Sonunda Biter Mi?</h2>
<p>Kira sözleşmelerinin on yılın sonunda, süresinin sonra ermesi hali sözleşmesinin niteliğine göre farklılık arz etmektedir. Kira sözleşmeleri iki şekilde düzenlenebilir. Şöyle ki:</p>
<p><strong>A- Belirli Süreli Kira Sözleşmesi</strong></p>
<p>Belirli süreli kira sözleşmesi, başlangıç tarihi ve kira müddeti sözleşmede mevcut olan sözleşmelerdir. Belirli süreli kira sözleşmelerinde kiraya veren, kira sözleşmesinin bitimine dayanarak sözleşmeyi feshedemez. On yıllık uzama süresi sonunda bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak şartıyla herhangi bir geçerli neden göstermeksizin kira sözleşmesini feshedebilir.</p>
<p>Örneğin; 01.02.2005 başlangıç tarihli bir yıllık kira sözleşmesinde, sözleşme süresi + on yıllık uzama süresi + bir yıl uzama süresi hesabında 31.01.2017 uzama süresinin son günüdür. Kiraya veren en geç 31.10.2016 tarihinde kiracıya bildirim yapmalıdır. Süre hesaplamasında bildirimin tebliğ edildiği gün dikkate alınır.</p>
<p><strong>B- Belirsiz Süreli Kira Sözleşmesi</strong></p>
<p>Belirsiz süreli kira sözleşmesi ise başlangıç tarihi sözleşmede bulunan ancak kira müddeti sözleşmede belirlenmemiş olan sözleşmelerdir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde kiraya veren, kira sözleşmesinin başlangıç tarihinden on yıl geçmekle birlikte herhangi bir geçerli neden göstermeksizin feshedebilir.</p>
<p>Yukarıda bahsettiğimiz üzere on yılı geçen kira sözleşmeleri kendiliğinden sona ermez. Kiraya veren on yılı izleyen her uzama yılından önce bildirim yaparak sözleşmeyi feshedeceğini bildirmelidir. Kiraya verenin bildirimi üzerine kiracı kiralanandan çıkmayabilir. Bu durumda kiraya veren tahliye davası açmalıdır.</p>
<h2>10 Yılı Geçen Kira Sözleşmesi Nasıl Sonlandırılır?</h2>
<p>On yılı geçen kira sözleşmesi belirli süreli şekilde düzenlenmiş ise;</p>
<ul>
<li>Kiraya veren on yıllık müddetin dolmasını beklemelidir.</li>
<li>On yıllık sürenin dolmasını izleyen her uzama yılının bitiminden, en az üç ay önce kiracıya bildirim yapmalıdır.</li>
<li>Bildirim yazılı yapılmalı ve süresi içerisinde kiracıya ulaşmalıdır.</li>
</ul>
<p>On yılı geçen kira sözleşmesi belirsiz süreli düzenlenmiş ise;</p>
<ul>
<li>Kiraya veren kira sözleşmesinin başlangıç tarihinden itibaren on yıl beklemelidir.</li>
<li>Bu sürenin bitimini izleyen her altı aylık dönem için en az üç ay önceden kiracıya bildirim yapmalıdır.</li>
<li>Bu bildirim yazılı şekilde yapılmalı ve kiracıya zamanında ulaşmalıdır.</li>
</ul>
<p>Kira sözleşmesinin sona ermesi ve kiralananın tahliyesi sürecinin etkin bir şekilde sürdürülebilmesi için kira hukuku alanında uzman bir avukattan danışmanlık alınması faydalı olacaktır.</p>
<h2>Kiracıya Fesih Bildirim İhtarnamesinin Zamanında Gönderilmesi</h2>
<p>Fesih bildirim ihtarnamesinin on yıllık uzama süresini izleyen her bir yıllık uzama döneminin bitiminden en az üç ay önce kiracıya tebliğ edilmesi gerekir. Bu süre için referans alınan tarih ihtarnamenin düzenlendiği tarih değil kiracıya tebliğ edildiği tarihtir. Yargıtay’ın hakim görüşüne göre de yazılı bildirimin kiracının hakimiyet alanına girmesi gerekmektedir. Üç aylık süre asgari olarak belirlenmiş olup daha erken de ihtarname gönderilebilir.</p>
<p>Örneğin on yıllık süreyi izleyen uzama süresinin bitimi 01.10.2025 tarihi ise ihtarname en geç 01.07.2025 tarihinde kiracıya tebliğ edilmelidir. İhtarname zamanında tebliğ edilmezse tahliye davası için öngörülen ön şart yerine getirilmeyecek ve açılan tahliye davası usulden reddedilecektir.</p>
<p><strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2018/4013E. ve 2018/6997K. Sayılı Kararında:</strong></p>
<p>“Taraflar arasında 01.01.1985 başlangıç tarihli bir yıl süreli kira sözleşmesi hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Belirtilen sözleşme uyarınca 25.09.2014 keşide, 30.09.2014 tebliğ tarihli ihtarnamenin son uzama yılı olan 01/01/2014 ile 01/01/2015 tarihine nazaran 01/01/2015 tarihinden 3 ay önce keşide edilerek tebliğ edildiği, davanın da süresinde açılmış olduğu anlaşıldığından davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle tahliye isteminin reddine karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.”</p>
<h2>Fesih Bildiriminden Sonra Dava Açma Süresinin Dolmuş Olması</h2>
<p>Yazılı şekilde yapılan fesih bildiriminden sonra yeni uzama yılının bitiminden yani kira sözleşmesinin yenilenme tarihinden itibaren bir ay içerisinde tahliye davası açılmalıdır. Eğer bu süre kaçırılırsa; belirli süreli sözleşmelerde bir sonraki uzama yılı için tekrar fesih bildirimi yapılmalı iken belirsiz süreli sözleşmelerde yapılan ihtar bir sonraki dönem için de etkilidir. Bir aylık süre kaçırıldığında belirli süreli sözleşmeler için bir yıllık, belirsiz süreli sözleşmelerde ise altı aylık kira döneminin sona ermesi beklenmelidir.</p>
<h2>10 Yılı Dolan Sözleşmede Kiracıyı Nasıl Tahliye Etmek Gerekir?</h2>
<p>Öncelikle süre hesaplamasının doğru yapılması gerekmektedir. On yıllık uzama süresini izleyen her uzama döneminin bitiminden en az üç ay öncesinde kiracıya fesih bildirim ihtarnamesi gönderilmelidir. Bu bildirimin yazılı yapılması bir ön şart olup yazılı yapılmadığı takdirde geçerlilik kazanmaz.</p>
<p>Taraflar kendi aralarında bildirimin sözlü yapılmasına dair sözleşme de akdedemezler. Kiracıya gönderilen ihtarname sonrasında, kiracı kiralanan taşınmazı tahliye etmeyebilir. Bu durumda kiraya veren süresi içerisinde tahliye davası açmalıdır. Ancak 01.09.2023 tarihinden sonra açılacak kiralananın tahliyesi davalarında <a href="https://www.capa.av.tr/arabuluculuk-nedir/"><strong>arabuluculuk</strong></a> dava şartı olarak düzenlenmiştir. Arabuluculuğa başvurmadan açılacak olan tahliye davaları dava şartı eksikliğinden usulen reddedilecektir. Hak kaybına uğramamak adına kira hukuku konusunda uzman bir avukata danışmakta fayda vardır.</p>
<p>Süreci listelemek gerekirse;</p>
<ul>
<li>On yıllık sürenin geçmiş olması gerekmektedir.</li>
<li>On yıllık süreyi izleyen uzama yılının bitiminden en az üç ay önce yazılı bildirim yapılmalıdır.</li>
<li>Kiracı kiralanandan çıkmazsa ilk önce dava şartı arabuluculuk süreci işletilmelidir.(01.09.2023 tarihinden sonra açılan davalar için geçerli.)</li>
<li>Arabuluculukta anlaşılamaması halinde kiraya veren tahliye davası açmalıdır.</li>
<li>Kiracı tahliye kararının akabinde kiralananı tahliye etmiyor ise icra takibi yoluyla kiralananın tahliyesi sağlanır.</li>
</ul>
<h3>Kiracı, 10 Yılın Sonunda Mutlaka Çıkmak Zorunda Mıdır?</h3>
<p>Kiraya verenin usulüne uygun ve zamanında yapmış olduğu bildirimden sonra kiracı yine de kiralanandan çıkmayabilir. Buna karşılık kiraya veren tahliye davası açmalıdır. Dava öncesi zorunlu arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekmektedir. Mahkemeden çıkan tahliye kararı sonrasında kiracı evden çıkmak zorundadır, çıkmaz ise icra takibi başlatılarak kiralananın tahliyesi sağlanır.</p>
<h3>10 Yıllık Kiracının Tahliyesi Ne Kadar Sürer?</h3>
<p>Yukarıda da bahsedildiği üzere yapılan bildirim sonrası kiracı kiralananı tahliye etmeyebilir. Yeni uzama yılının başlamasından itibaren bir ay içerisinde tahliye davası açılmalıdır. Yargılamanın ne kadar süreceği mevcut mahkemenin duruşma yoğunluğuna göre değişmekle beraber İstanbul İli için bu süre 1.5 – 2 yıl arasında değişebilmektedir. Sürecin uzamaması ve etkin bir yargılama için bir avukat ile çalışılması tavsiye edilmektedir.</p>
<h3>10 Yıllık Kiracının Tahliye Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme</h3>
<p>Kiralananın tahliyesi davalarında görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu yetki kesin yetki olmadığından yetki sözleşmesi ile farklı mahkemeler de yetkili kılınabilir.</p>
<h3>10 Yıllık Süre Nasıl Hesaplanır?</h3>
<p><strong>Belirli Süreli Kira Sözleşmeleri’nde</strong></p>
<p>Kira başlangıç tarihinden itibaren ilk önce kira süresi işletilir. Kira sözleşmesinin süresi dolduktan sonra on yıllık uzama süresi eklenir ve bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirim yapılmalıdır.</p>
<p>Örneğin 01.10.2025 başlangıç tarihli üç yıllık bir kira sözleşmesinde kira süresinin bitimi 01.10.2028’dir. On yıllık süre bundan sonra işlemeye başlar. 01.10.2038 on yıllık sürenin dolduğu tarih olup bu süreyi izleyen ilk uzama yılının bitimi olan 30.09.2039’dan en az üç ay önce fesih bildirimi yapılmalıdır.</p>
<p><strong>Belirsiz Süreli Kira Sözleşmeleri’nde</strong></p>
<p>Kira başlangıç tarihinden itibaren on yıllık sürenin geçmesini izleyen her altı aylık süre için üç ay önceden bildirim yapılmalıdır. Örneğin 01.10.2015 başlangıç tarihli belirsiz süreli kira sözleşmesinde 01.10.2025 tarihinde on yıllık süre dolar. Bu süreyi izleyen altı aylık sürenin bitimi olan 31.03.2026 tarihinden üç ay önce yani en geç 31.12.2025 tarihinde yazılı bildirim tebliğ edilmelidir.</p>
<h3>10 Yıllık Kiracıya Ne Zaman Tahliye Davası Açılmalıdır?</h3>
<p>On yıllık sürenin dolmasını izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirim yapılmalıdır. Usulüne uygun ve zamanında yapılan bildirime rağmen kiracı kiralanandan çıkmayabilir. İlk önce dava şartı olan arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekmektedir. Anlaşılamaması durumunda kiraya veren tahliye davası açmalıdır. Bildirim yapılan uzama yılının bitiminden itibaren bir ay içerisinde tahliye davası açılmalıdır.</p>
<p>Örneğin 01.01.2025 başlangıç tarihli 2 yıl süreli kira sözleşmesinde kira süresi 01.01.2027 tarihinde biter. On yıllık süre bu tarihten itibaren işletilmeye başlanır ve 01.01.2037 tarihinde dolar. Bu süreyi izleyen ilk uzama yılının bitimi olan 31.12.2037 tarihinden itibaren bir aylık süre olan 31.01.2038’e kadar tahliye davası açılmalıdır.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/10-yili-gecen-kira-sozlesmesi/">10 Yılı Geçen Kira Sözleşmesinde Fesih ve Kiracının Tahliyesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/10-yili-gecen-kira-sozlesmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/izale-i-suyu-ortakligin-giderilmesi-davasi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/izale-i-suyu-ortakligin-giderilmesi-davasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 10:44:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eşya ve Miras Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3032</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukuk sistemimizde &#8220;ortaklığın giderilmesi davası&#8221; olarak tanımlanan, &#8220;İzale-i Şuyu&#8221; davası olarak bilinen dava türü, paylı veya elbirliği mülkiyetine tabi taşınır veya taşınmaz mallar üzerindeki ortaklığın tasfiyesini sağlayan bir hukuki yol olarak öne çıkmaktadır. Bu dava, mülkiyetin bireyselleştirilmesi veya bedelinin paylaştırılması yoluyla taraflar arasındaki ortaklık ilişkisini sona erdirmeyi amaçlamaktadır. Bu yazımızda İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/izale-i-suyu-ortakligin-giderilmesi-davasi/">İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hukuk sistemimizde &#8220;ortaklığın giderilmesi davası&#8221; olarak tanımlanan, &#8220;İzale-i Şuyu&#8221; davası olarak bilinen dava türü, paylı veya elbirliği mülkiyetine tabi taşınır veya taşınmaz mallar üzerindeki ortaklığın tasfiyesini sağlayan bir hukuki yol olarak öne çıkmaktadır. Bu dava, mülkiyetin bireyselleştirilmesi veya bedelinin paylaştırılması yoluyla taraflar arasındaki ortaklık ilişkisini sona erdirmeyi amaçlamaktadır.</p>
<p>Bu yazımızda İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası detaylıca ele alınmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Ortak Mülkiyet Nedir?</h2>
<p>Ortaklığın giderilmesi davasının temelini oluşturan ortak mülkiyet, bir mal üzerinde birden fazla kişinin mülkiyet hakkına sahip olmasını ifade eden bir hukuki durumdur. Türk Medeni Kanunu (TMK), bu müesseseyi paylı mülkiyet ve elbirliği mülkiyet olarak iki kategori altında düzenlemektedir</p>
<p>Paylı Mülkiyet: Türk Medeni Kanun’un 688. maddesinde düzenlenen paylı mülkiyet, birden çok kişinin maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeye belirli paylarla malik olması halidir. Her bir paydaşın, kendi payı üzerinde bağımsız olarak tasarruf etme yetkisi bulunmakla birlikte malın bütünlüğü üzerinde tasarrufta bulunabilmek için tüm paydaşların rızası aranır. Paylı Mülkiyette, paydaşların pay oranları açıkça belirlenmiştir.</p>
<p>Elbirliği Mülkiyet: Türk Medeni Kanun’un 701-703. maddelerinde düzenlenen elbirliği mülkiyeti ise kanun veya sözleşme gereği ortaklar arasında oluşan topluluk nedeniyle payları belirlenmeksizin bir şeye malik olma durumudur. Bu tür mülkiyette, ortakların tasarruf yetkileri ancak oybirliği ile mümkün olup her bir ortak tek başına malın hiçbir kısmı üzerinde bağımsız bir hak iddia edemez ve mal üzerinde tasarrufta bulunamaz.</p>
<h2>Ortak Mülkiyet Nasıl Sona Erer?</h2>
<p>Ortak mülkiyet ilişkisi çeşitli hukuki yollarla sona erebilir. Bu yollar şu şekildedir;</p>
<ul>
<li><strong>Rızai Taksim (Anlaşma Yoluyla Paylaşma):</strong> Ortakların, ortaklığa konu mal üzerinde anlaşmaya vararak aralarında taksim etmeleri veya satarak bedelini paylaşmaları ortak mülkiyet ilişkisinin sona erme yöntemlerinden biridir.</li>
<li><strong>Ortaklığın Giderilmesi Davası (İzale-i Şuyu Davası):</strong> Ortaklar arasında rızai taksim konusunda anlaşamaması halinde, ortaklardan herhangi birinin veya bir kısmının mahkemeye başvurarak ortaklığın sonlandırılmasını talep etmesiyle açılan bir davadır.</li>
<li><strong>Malın Bütün Halinde Devri:</strong> Ortak mülkiyete konu malın tamamının üçüncü bir kişiye satılması veya devredilmesi durumunda da ortaklık kendiliğinden sona erer.</li>
</ul>
<h2>İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası Nedir?</h2>
<p>İzale-i Şuyu davası, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallar üzerindeki ortaklık ilişkisini sona erdirmeyi hedefleyen, yenilik doğurucu nitelikte bir davadır. Ortaklığın giderilmesi davasının açılabilmesi için ortaklığın sürdürülmesine ilişkin bir sözleşmenin mevcut olmamalıdır.</p>
<p>Bu davanın temel amacı; ortakların artık müşterek (elbirliği) halinde mülkiyet ilişkisini sürdürmek istememeleri halinde, bu hukuki ilişkiyi sonlandırarak her bir ortağın kendi bağımsız payına veya malın tasfiye bedeline kavuşmasını sağlamaktır.</p>
<h3>Aynen Taksim Suretiyle İzale-i Şuyu</h3>
<p>Asıl olan, taşınmazın paydaşlar arasında aynen paylaştırılarak ortaklığın giderilmesini sağlamaktır. Bundan dolayı paydaşlardan birinin aynen paylaşmayı istemesi ve aynen bölünmenin mümkün olması halinde taşınmazın aynen bölünerek ortaklığın giderilmesine karar vermek gerekir. Aynen taksim, ortaklığa konu malın, fiziki ve hukuki olarak bölünerek her bir ortağa kendi payı oranında bağımsız bir bölüm tahsis edilmesi usulüdür.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu’nun 699. Maddesinin 1. Fıkrasında da belirtildiği üzere; “Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.”</p>
<p>Paydaşlardan birinin aynen paylaşmayı istemesi ve aynen bölünmesi mümkün olması halinde taşınmazın aynen bölünerek ortaklığın giderilmesine karar verilmektedir. Paylaşma konusunda paydaşlar arasında anlaşmazlık olması halinde hakim de aynen taksim yönünden hakkaniyete göre paylaşılmasına yönelik karar verebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 699. Maddesinin 2. Fıkrasında da belirtildiği üzere; “Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi hâlinde eksik değerdeki parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir.”</p>
<p>Önemle belirtmek gerekir ki, aynen bölüşmeye karar verilebilmesi için aynen bölünmenin imar mevzuatı yönüyle mümkün olması ve aynen paylaşmanın taşınmazın değerinde önemli bir değer azalmasına sebebiyet vermemesi gerekmektedir.</p>
<h3>Satış Suretiyle İzale-i Şuyu</h3>
<p>Ortaklığa konu mal, niteliği itibarıyla aynen taksime elverişli değilse veya aynen taksim edilmesi halinde malın değerinde önemli bir azalma meydana gelecekse, mahkeme malın açık artırma yoluyla satılmasına ve elde edilen bedelin ortaklar arasında payları oranında paylaştırılmasına karar verir.</p>
<p>Türk Medeni Kanunu’nun 699. Maddesinin 3. Fıkrasında da belirtildiği üzere; “Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.” Satış suretiyle tasfiye, malın bütünlüğünü koruyarak en yüksek piyasa değeri üzerinden elden çıkarılmasını ve dolayısıyla ortakların haklarının azami düzeyde korunmasını sağlamayı hedefler.</p>
<h2>İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davasının Açılma Süreci</h2>
<p>İzale-i şuyu davası, arabuluculuk prosedürü tamamlandıktan sonrasında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde Sulh Hukuk Mahkemesi&#8217;ne sunulacak bir dava dilekçesi ile başlar. Bu dilekçede, ortaklığın giderilmesi talep edilen malın niteliği, ortakların kimlik bilgileri, pay oranları (paylı mülkiyette) ve davanın nedenleri açıkça belirtilmelidir. Davayı açma yetkisi, ortaklardan herhangi birine aittir.</p>
<h2>İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davasının Şartları</h2>
<p>Ortaklığın giderilmesi davası için belirli şartların varlığı aranmaktadır. Sıralamak gerekirse;</p>
<ul>
<li><strong>Ortak Mülkiyetin Varlığı:</strong> Dava konusu mal üzerinde paylı veya elbirliği mülkiyetinin bulunması zorunludur.</li>
<li><strong>Ortaklığın Giderilmesi Talebi:</strong> Ortaklardan en az birinin bu ortaklığın sonlandırılması yönünde açık bir iradesinin ve talebinin olması gerekir.</li>
<li><strong>Taraflar Arasında Anlaşma Bulunmaması:</strong> Ortakların, ortaklığı rızai taksim (anlaşma yoluyla paylaşma) yoluyla sonlandırma konusunda anlaşamamış olmaları, davanın açılması için bir ön koşuldur.</li>
<li><strong>Zorunlu Arabuluculuk:</strong> 1 Eylül 2023 tarihi itibarıyla, taşınır ve taşınmaz malların paylaştırılması ile ortaklığın giderilmesi davaları, mahkemeye taşınmadan önce zorunlu olarak arabuluculuk sürecine tabidir. Bu düzenleme, 5 Nisan 2023 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan 7445 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen 18/B maddesiyle yürürlüğe girmiş olup, bu tarihten sonra arabuluculuğa başvurulmadan açılan davalar, &#8220;dava şartı eksikliği&#8221; gerekçesiyle usulden reddedilmektedir.</li>
</ul>
<h2>Ortaklığın Giderilmesi Davalarında Satış</h2>
<p>Ortaklığın giderilmesi davası sonucunda malın satışına karar verilmesi halinde, bu satış süreci özel hükümlere tabidir. İcra İflas Kanunu (İİK) hükümleri uyarınca gerçekleştirilir ve satış süreci şu şekildedir:</p>
<ul>
<li><strong>Kıymet Takdiri:</strong> Mahkeme kararının kesinleşmesinin ardından, ilgili icra müdürlüğü veya görevlendirilecek bilirkişiler aracılığıyla malın güncel piyasa değerinin tespiti yapılır. Bu aşama, satışın adil bir bedelle gerçekleşmesi için temel teşkil eder.</li>
<li><strong>Satış Hazırlıkları:</strong> Kıymet takdirinin kesinleşmesi sonrası, satış ilanları hazırlanır ve ilgili mevzuata uygun olarak duyurulur. İlanlarda malın nitelikleri, muhammen bedeli, ihale tarihleri ve diğer önemli bilgiler yer alır.</li>
<li><strong>Açık Artırma (İhale):</strong> Belirlenen tarih ve yerde açık artırma usulüyle satış gerçekleştirilir. İhale, iki aşamalı yapılır. Birinci ihalede muhammen bedelin %50&#8217;si ve rüçhanlı alacaklar ile satış masraflarını aşması, ikinci ihalede ise en yüksek teklifin oluşması esas alınır.</li>
<li><strong>İhale Bedelinin Ödenmesi ve Tescil:</strong> İhalenin kesinleşmesiyle birlikte en yüksek teklifi veren alıcı tarafından belirlenen süre içinde ihale bedeli ödenir. Akabinde, taşınmazın tapuda veya taşınır malın zilyetliğinin alıcı adına tescili sağlanır.</li>
<li><strong>Bedelin Paylaşımı:</strong> Elde edilen satış bedeli, yasal kesintiler ve masraflar düşüldükten sonra, ortakların tapudaki payları oranında kendilerine ödenir.</li>
</ul>
<h2>Davanın Olası Ret Sebepleri ve Önlemler</h2>
<p>İzale-i şuyu davası, belirli hukuki gerekçelerle reddedilebilir. Bu ret sebepleri ve alınabilecek önlemler şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Aynen Taksimin Mümkün Olması:</strong> Eğer mahkeme, malın aynen taksiminin hem hukuken hem de fiilen mümkün olduğuna ve bu durumun malın değerinde esaslı bir azalmaya yol açmayacağına karar verirse, satış talebi reddedilerek aynen taksim hükmü kurulabilir.</li>
<li><strong>Paydaşların Tamamının Davaya Dahil Edilmemesi:</strong> Ortaklığın giderilmesi davasında tüm paydaşlar arasında zorunlu dava arkadaşlığı ilişkisi vardır. Davada eksik taraf bulunması halinde, mahkeme davacıya bu eksikliği gidermesi için süre verir giderilmemesi durumunda dava usulden reddedilir.</li>
<li><strong>Malın Mülkiyetinin Davacıya Ait Olmaması:</strong> Davacının, dava konusu mal üzerinde mülkiyet veya elbirliği mülkiyeti hakkına sahip olmaması halinde dava reddedilecektir.</li>
</ul>
<h2>Ortaklığın Giderilmesi Dava Dilekçesi Örneği</h2>
<p style="text-align: center;"><strong>İSTANBUL ANADOLU (…) SULH HUKUK MAHKEMESİ’NE</strong></p>
<p>İhtiyati Tedbir Taleplidir.</p>
<p><strong>DAVACI :</strong> (İsim-Soyisim-Tckn) Adres:</p>
<p><strong>DAVALILAR :</strong></p>
<p>1-) (İsim-Soyisim-Tckn) Adres: Mernis adresidir.</p>
<p>2-) (İsim-Soyisim-Tckn) Adres: Mernis adresidir.</p>
<p><strong>KONU :</strong> Ortaklığın Giderilmesi Talepli (İzale-i Şuyuu) Davasıdır.</p>
<p><strong>AÇIKLAMALAR</strong></p>
<p>Muris (…)&#8217;nın 19.01.2025 tarihinde vefat etmesiyle müvekkil (…) davalılar ile birlikte mirasçı sıfatına haiz olmuştur. Kadıköy (&#8230;) Noterliği&#8217;nin 30.01.2025 tarihli ve (…) yevmiye numaralı mirasçılık belgesinden de görüleceği üzere (EK-1: Kadıköy (&#8230;) Noterliği&#8217;nin 30.01.2025 tarihli ve (…) yevmiye numaralı mirasçılık belgesi sureti murise ait tereke 8 paya bölünmüş ve müvekkil (…)’ya 2 pay düşmüştür. Muris (…)&#8217;nın terekesinin tespiti amacıyla bir kısım davalılar tarafından İstanbul Anadolu (&#8230;) Sulh Hukuk Mahkemesi&#8217;nin 2025/… Tereke dosyası ile dava ikame edilmiş ve İstanbul Anadolu 2. Sulh Hukuk Mahkemesi&#8217;nin 2025/… Tereke, 2025/… Karar sayılı ve 15.02.2025 tarihli gerekçeli kararı ile murise ait terekenin tespitine karar verilmiştir.</p>
<p>Bu kapsamda müteveffa (…)&#8217;nın terekesinde mevcut olan ve işbu dava ile mirasçılar arasındaki ortaklığın giderilmesini talep ettiğimiz taşınmazlar, murisin ilgili taşınmazlar üzerindeki payları ve taşınmazlara ait diğer bilgiler aşağıdaki gibidir;</p>
<p>&#8211; 60/111 oranında paylı mülkiyet sahibi olduğu; &#8221;Adres&#8221; taşınmaz,</p>
<p>&#8211; 495/670 oranında paylı mülkiyet sahibi olduğu; &#8221;Adres” taşınmaz</p>
<p>İzah edilen bu hususlar çerçevesinde; ilgili taşınmazlardaki murise ait olan ve murisin vefatı ile davacı müvekkil ve davalılara miras kalan payların, mirasçılar arasında paylaşılması ve bu paylaşmanın sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için öncelikle ilgili Tapu Müdürlükleri’ne yazı yazılarak terekedeki taşınmazların kayıtlarının istenmesini, ilgili Kadastro Müdürlükleri aracılığıyla taşınmazların krokisinin talep edilmesini ve taşınmazların güncel imar durumunun tespiti için de ilgili Belediye Başkanlıkları’na müzekkere yazılmasını, yanı sıra mahkemenizce gerekli görülen sair tüm hususların araştırılmasını, yapılan incelemeler sonucunda da ilgili taşınmazlarda mevcut olan muris (…)’ya ait payların, satışa çıkartılması suretiyle mirasçılar arasında paylaştırılmasını Sayın Mahkemeniz’den talep etmekteyiz.</p>
<p><strong>HUKUKİ NEDENLER :</strong> 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ilgili hükümleri ile sair ilgili yönetmelik, kanun ve içtihatlar</p>
<p><strong>HUKUKİ DELİLLER :</strong></p>
<p>Kadıköy (&#8230;) Noterliği&#8217;nin 31.01.2025 tarihli ve (…) yevmiye numaralı mirasçılık belgesi sureti (EK-1)</p>
<p>İstanbul Anadolu 2. Sulh Hukuk Mahkemesi&#8217;nin 2025/… Tereke dava dosyası (EK-2: İlgili dosyanın mahkemenizce celbini talep ederiz.)</p>
<p>Taşınmazlara ait tapu ve sair kayıtlar (İlgili kurumlardan celbini talep ederiz.)</p>
<p>Keşif, Bilirkişi İncelemesi, Tanık Beyanları, Yemin ve tüm yasal hukuki deliller.</p>
<p><strong>SONUÇ VE İSTEM :</strong></p>
<p>Yukarıda arz ve izah ettiğimiz ve mahkemenizce resen tespit edilecek sair nedenlerle;</p>
<p>1- İlgili taşınmazlar üzerinde mevcut olan muris (&#8230;)&#8217;ya ait payların satışa çıkartılması suretiyle mirasçılar arasında paylaştırılarak mirasçılar arasındaki ortaklığın giderilmesine karar verilmesini,</p>
<p>2- Herhangi bir hak kaybının yaşanmaması adına ve taşınmazların başkalarına devir ve temliki ile şahsi hak tesislerinin önlenmesi amacıyla, ilgili taşınmazlarda mevcut olan muris (…)&#8217;ya ait taşınmaz paylarına ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesini,</p>
<p>3- Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini, Sayın Mahkemenizden saygılarımızla talep ederiz.</p>
<h3>Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesatın Aidiyeti Konusunda Çekişme</h3>
<p>Ortaklığa konu taşınmaz üzerinde, paydaşlardan birinin kendi emeği veya sermayesiyle meydana getirdiği yapı veya eklentilere &#8220;muhdesat&#8221; denir. Türk Medeni Kanunu&#8217;na göre, üst hakkı tesis edilmediği sürece muhdesatın araziye tabi olduğu kabul edilir. Ancak, bir paydaşın kendi payından fazla bir değer katarak muhdesat oluşturması halinde, bu durum mahkemece dikkate alınmaktadır. Muhdesatın aidiyeti konusunda bir çekişme varsa, mahkeme öncelikle bu hususu tespit etmektedir. Bu tespit, satış bedelinin paylaşımında veya aynen taksimde hakkaniyetin sağlanması açısından önem arz etmektedir.</p>
<h3>Ortaklığın Giderilmesi Davası Kime Karşı Açılır?</h3>
<p>İzale-i şuyu davası, ortaklığa konu mal üzerinde paydaş olan tüm kişilere karşı açılmak zorundadır. Bu durum, usul hukukunda &#8220;zorunlu dava arkadaşlığı&#8221; olarak nitelendirilir. Davanın tüm paydaşlara yöneltilmesi, verilecek kararın herkes hakkında bağlayıcı olmasını ve hukuki uyuşmazlığın çözülmesini sağlamaktadır.</p>
<h3>İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davasında Yetkili ve Görevli Mahkeme</h3>
<p>İzale-i şuyu davasında görevli mahkeme; Sulh Hukuk Mahkemeleri’dir. Bu davalar, mülkiyetin devri veya ayni hak tesisi niteliğinde olmaktan ziyade, ortaklığın tasfiyesine yönelik davalar olduğundan, değer veya miktar itibarıyla değil, konunun niteliği gereği Sulh Hukuk Mahkemeleri’nin görevine girer.</p>
<p>İzale-i şuyu davasında yetkili mahkeme ise; genel yetki kuralı gereği taşınır davalarında davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olup taşınmaz mallara ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.</p>
<h3>İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davasında Zamanaşımı</h3>
<p>İzale-i Şuyu davası, ortaklığın giderilmesi talebine ilişkin ayni bir hakka dayandığından, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Mülkiyet hakkı, zamanla kaybedilebilecek bir hak olmadığından, ortaklık devam ettiği sürece her zaman ortaklığın giderilmesi davası açma hakkı mevcuttur.</p>
<h3>Ortaklığın Giderilmesi Davası Ne Kadar Sürer?</h3>
<p>Ortaklığın giderilmesi davasının süresi, dava konusu malın niteliğine, tarafların sayısına, uyuşmazlığın karmaşıklığına ve mahkemenin iş yüküne göre değişkenlik göstermektedir. Basit yargılama usulüne tabi olsalar da, özellikle keşif, bilirkişi incelemesi (kıymet takdiri, aynen taksim raporu vb.), tarafların tebligat süreçleri ve itirazlar gibi unsurlar dava sürecini uzatabilmektedir.</p>
<h3>Vekalet Ücreti Maktu Mudur?</h3>
<p>Ortaklığın giderilmesi davalarında mahkemece hükmedilen vekalet ücreti maktu niteliktedir. Bu ücret, her yıl T.C. Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi&#8217;nde belirtilen miktarlar çerçevesinde belirlenir. Buna göre, 2025 yılı itibarıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ortaklığın giderilmesi davaları için 28.500-TL vekalet ücreti öngörülmüştür.</p>
<h3>Ortaklığın Giderilmesi Davasında Mahkeme Harç ve Giderleri 2025</h3>
<p>Ortaklığın giderilmesi davası açılırken belirli yargılama giderleri vardır. Bu giderler; davanın başında yatırılması gereken masraflar olup sıralamak gerekirse; 2025 yılı itibarıyla;</p>
<ul>
<li>Gider Avansı : 2.500-TL,</li>
<li>Peşin Harç : 615,40-TL,</li>
<li>Başvurma Harcı : 281,80-TL,</li>
<li>Vekalet Pulu : 138,00-TL,</li>
<li>Vekalet Harcı : 87,50-TL</li>
</ul>
<p>olmak üzere toplamda 3.622,70-TL’dir. Harcın yanı sıra, yargılama süreci boyunca ortaya çıkabilecek bilirkişi ücretleri, keşif masrafları ve tebligat giderleri gibi kalemler için gider avansı yatırılması gerekir. Bu avansın miktarı, davadaki paydaş sayısıyla doğru orantılı olarak artmaktadır.</p>
<h3>Muhdesat Paydaşların Birine Aitse Ne Yapılır?</h3>
<p>Ortak mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde paydaşlardan birinin emeği veya sermayesiyle meydana getirdiği muhdesatın bulunması ve bunun aidiyeti konusunda bir çekişme olması halinde, mahkeme öncelikle bu çekişmeyi çözer. Ortaklığın giderilmesi konu taşınmazdaki muhdesat (bütünleyici parça) uyuşmazlığı tarafların beyanlarından anlaşılırsa mülkiyet aidiyeti iddiasında bulunan paydaşa, görevli mahkeme muhdesat yönüyle dava açması için süre verir. Muhdesat iddiasında bulunan paydaş muhdesatın tespiti için dava açar ve ortaklığın giderilmesi davasında görevli olan mahkeme bu tespit davasının sonucunu bekletici mesele yapmaktadır. Tespit davası sonucunda muhdesatın paydaşa ait olduğu tespit edilirse satış bedelinin paylaştırılması sırasında bu durum dikkate alınır. Muhdesatın değeri, taşınmazın toplam değerinden düşülerek ilgili paydaşa öncelikli olarak ödenir veya bu değer paylaştırılırken hesaplamalara dahil edilir.</p>
<h3>Ortaklığın Giderilmesi Davasında Arabuluculuk Şart Mıdır?</h3>
<p>Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davalarında 5 Nisan 2023 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 37. maddesi ile zorunlu arabuluculuk şartı getirilmiştir. Bu kapsamda, paylı veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır ve taşınmaz malların aynen taksimi yahut satış suretiyle ortaklığının giderilmesi talebiyle dava açılmadan önce arabuluculuk süreci zorunlu dava şartı olarak kabul edilmiştir. Arabuluculuk sürecinin tamamlanmaksızın izale-i şuyu davasının açılması durumunda; Mahkemenin, dava şartı yokluğundan ret kararı verilmesi kaçınılmazdır.</p>
<h3>Davadan Feragat Edildiğinde Dava Reddedilebilir Mi?</h3>
<p>Ortaklığın giderilmesi davası, niteliği itibarıyla çift taraflı bir dava olup bu özelliği nedeniyle kendine özgü hukuki sonuçlar doğurur. Bu bağlamda, davanın davacısı tarafından yapılan feragat beyanı, tek başına davanın sona ermesi sonucunu doğurmaz. Zira feragatin hukuken geçerli kabul edilebilmesi ve buna göre bir hüküm tesis edilebilmesi için, dava konusu taşınmazda pay sahibi olan tüm paydaşların bu feragat beyanına açıkça iştirak ettikleri. Aksi halde, yani davalılardan herhangi birinin veya birkaçının davaya devam etme iradesini sürdürmesi durumunda, davacının feragati hukuki bir sonuç doğurmayacak ve yargılamaya devam edilecektir.</p>
<h3>Dava, Kesinleşmeden İcraya Konulabilir Mi?</h3>
<p>İzale-i Şuyu davası taşınmaz üzerindeki ayni haklara ilişkin davalardan olduğundan verilen satış kararı, <a href="https://www.capa.av.tr/kesinlesmeden-icraya-konulamayacak-kararlar/"><strong>kesinleşmeden icraya konulamaz</strong></a>. Taşınmazın satışı gibi mülkiyetin el değiştirmesine neden olacak kararlar olası hak kayıplarının önlenmesi amacıyla mutlaka tüm yargılama süreci sona erdikten sonra, yani dava kesinleştikten sonra icra edilebilir.</p>
<h3>Adli Tatilde Görülür Mü?</h3>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/adli-tatilde-gorulen-davalar/"><strong>Adli tatil</strong></a>, yargı organlarının yıllık izne ayrıldığı ve dava süreçlerinin genel olarak durduğu dönemdir (20 Temmuz – 31 Ağustos). Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun ilgili hükümleri uyarınca, bazı davalar adli tatilde de görülebilir. İzale-i şuyu davaları, niteliği itibarıyla ivedi işlerden sayılmadığından, adli tatilde görülmezler. Ancak adli tatil sürecinde ortaklığın giderilmesi davaları açılabilecektir.</p>
<h3>Satış Nasıl Engellenir?</h3>
<p>Ortaklığın giderilmesi davalarında satışın engellenmesi, mülkiyet haklarının korunması ilkesine dayanır. Mahkeme, bir ortağın satışın kendisine veya diğer ortaklara ciddi zarar vereceğini ispatlaması durumunda haklı sebeplerin belirlenmesi ile satışı durdurabilir. Ayrıca, satış sürecindeki hukuka aykırılıklar veya usul hataları, mahkemenin satışın durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı vermesine neden olabilir. Tapu kayıtlarındaki hatalar veya malın yanlış nitelendirilmesi gibi hukuksal geçersizlikler de satışı engelleyebilir. Satış işleminin yasalara uygun olarak gerçekleştirilmediği durumda; eksik veya hatalı işlemlerin saptanması, satışın geçici veya kalıcı olarak durdurulmasına neden olabilir.</p>
<h3>Ecrimisil Davası ile Birlikte Açılabilir Mi?</h3>
<p>Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası ile <a href="https://www.capa.av.tr/ecrimisil-davasi/"><strong>Ecrimisil (haksız işgal tazminatı) davası</strong></a> birlikte açılamamaktadır. Ortaklığın giderilmesi davaları Hukuk Muhakemeleri Kanunu&#8217;nun 4. maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemelerinin görev alanına girerken ecrimisil davaları aynı Kanun&#8217;un 5. maddesi gereği Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Bu görev ayrımı, iki davanın usul ekonomisi, ispat yükümlülükleri ve yargılama süreçlerindeki farklılıkları nedeniyle bu iki dava türü bir arada görülmemektedir. Dolayısıyla ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) dava ile ecrimis (haksız işgal tazminatı) davalarının ayrı ayrı açılması gerekmektedir.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/izale-i-suyu-ortakligin-giderilmesi-davasi/">İzale-i Şuyu (Ortaklığın Giderilmesi) Davası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/izale-i-suyu-ortakligin-giderilmesi-davasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu ve Cezası</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/kisiyi-hurriyetinden-yoksun-kilma-sucu-ve-cezasi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/kisiyi-hurriyetinden-yoksun-kilma-sucu-ve-cezasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 08:39:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3026</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kişi hürriyetine saldırı fillerinden birini de “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” Türk Ceza Kanunu m.109 oluşturur. Bu suçla kişilerin istedikleri gibi hareket edebilme hürriyetleri hukuka aykırı olarak uzun ve kısa bir sürede ortadan kaldırılmaktadır.. Bu suçla korunan hukuki değer, kişinin iradesine uygun olarak hareket özgürlüğünün sağlanmasıdır. Bu yazımızda “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu cezasına” ilişkin genel &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/kisiyi-hurriyetinden-yoksun-kilma-sucu-ve-cezasi/">Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kişi hürriyetine saldırı fillerinden birini de “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” Türk Ceza Kanunu m.109 oluşturur. Bu suçla kişilerin istedikleri gibi hareket edebilme hürriyetleri hukuka aykırı olarak uzun ve kısa bir sürede ortadan kaldırılmaktadır.. Bu suçla korunan hukuki değer, kişinin iradesine uygun olarak hareket özgürlüğünün sağlanmasıdır.</p>
<p>Bu yazımızda “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu cezasına” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu (TCK 109) Nedir?</h2>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu işlenmekle birlikte, kişinin bir yerde kalma ve bir yere gitme hürriyeti ihlal edilmiş olmaktadır. Söz konusu suç, bir kimsenin hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakılmasıyla oluşmaktadır. Örneğin, kişinin bir yere kapatılması, bir yerde tutulması veya bir yere götürülmesi veya bir yere gitmekten men olunması fiilleri, bu tanıma göre ceza yaptırımını gerektirmektedir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu maddesinin gerekçesine göre, bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir. Kişiler, bir yerde kalma ve bir yere gitme konusunda tercihte bulunma serbestisine sahiptirler.</p>
<p>Bu suç kasten işlenebilir. Fail, mağduru bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun kıldığını bilecek ve bunu isteyecektir. Bu itibarla 109. maddede yer alan suçun, taksirle işlenen şekli cezalandırılamaz. Kanunda failin belirli bir amaçla hareke etmiş olması aranmamıştır. Bu itibarla “amaç” bu suçun temel şekli bakımından aranan bir husus değildir. Bununla beraber fiilin “cinsel amaçla” gerçekleştirilmesi, suçun temel şekline nazaran cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli bir unsurdur (m.109/5).</p>
<h2>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Unsurları</h2>
<p><strong>A) FİİL</strong></p>
<p>TCK’nın 109. maddesinin 1. fıkrasında yaptırıma bağlanan fiil; “mağduru bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak” şeklinde ifade edilmiştir. Maddede suçun konusu oluşturan kişi hürriyeti, “bir yere gitmek veya bir yerde kalmak” serbestisi olarak somutlaştırılmıştır. Böylece kişinin bir yere kapatılması, bir yerde tutulması veya bir yere götürülmesi veya bir yere gitmesine müsaade edilmemesi fiilleri suç kapsamında değerlendirilecektir.</p>
<p>Mağdurun bir yere gitmek veya bir yerde kalmak serbestisi ortadan kaldırıldığında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşur. Türk hukukunda kişiyi hürriyetinden yoksun kılmanın süresinin kısa veya uzun olmasının suça etkisi yoktur. Bununla birlikte failin gerçekleştirdiği eylemin belirli bir önemi olması gerekir. Nitekim birini bir an için tutma (örneğin, kişiyi elinden veya kolundan tutma ve çıkışını çok kısa bir süre için engelleme) bu suçu oluşturmaz. Engellemenin suçu oluşturacak ağırlıkta olup olmadığını somut olayın durumuna göre yargılama makamları takdir ederi. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma esasta icrai bir hareketle işlenir. Ancak bu suç ihmali hareketle de gerçekleştirilebilir. Örneğin, yanlışlıkla kapıyı üzerine kilitlediği kimseyi durumun farkına vardıktan sonra serbest bırakmayan ve bu suretle kurtarma yükümlülüğüne aykırı hareket eden, hatasını fark ettiği andan itibaren kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu ihmali bir davranışla işlemiş olur. TCK m.109 uyarınca, suçun ihmali hareketle işlenmesi ile icrai hareketle gerçekleştirilmesi arasında yaptırım bakımından bir farklılık bulunmamaktadır.</p>
<p><strong>B) FAİL</strong></p>
<p>Herkes bu suçun faili olabilir. Kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle suçu işlemesi halinde ceza artırılır (TCK m.109/3d). Faille mağdur arasındaki akrabalık ilişkisi de (üstsoy, altsoy veya eş ya da boşandığı eş olması) suçun cezayı ağırlaştıran nitelikli unsurudur (TCK m.109/3e).</p>
<p><strong>C) MAĞDUR</strong></p>
<p>Suçun mağduru hareket serbestisine yani yer değiştirme yeteneğine sahip kişidir. Mağdurun fiilin işlendiği sırada hareket serbestisini kullanma imkanına sahip olup olmaması veya onu kullanmak isteyip istememesi önemli değildir. Suçla o andaki hareket serbesti korunduğu gibi gelecekteki hareket serbestisi de korunmaktadır. Bu bakımdan mağdurun hareket serbestinin kısıtlandığını bilmesi suçun meydana gelmesi için şart değildir. Hareket serbestisinin kısıtlandığını bilmeyen bayılmış bir kimse veya kendini bilemeyecek derecede sarhoş olan da kişiyi hürriyetinden yoksun kılma fiilinin mağduru olabilir. Bir kimsenin hukuka aykırı olarak diğerinin hürriyetini sınırlaması, bizatihi hürriyetten yoksun kılma suçunun gerçekleşmesi için yeterlidir. Aynı nedenlerle fiil bir akıl hastasına veya ayırt etme gücü olmayan bir kimseye karşı da işlenebilir. Nitekim kanun koyucu, beden ve ruh bakımından kendini savunamayacak kimselere karşı suçun işlenmesini daha fazla ceza gerektiren nitelikli unsur olarak nazara almıştır (TCK m.109/3-f).</p>
<p>Bir yerde kalmak veya bir yere gitmek konusunda iradeleri kısmen sınırlanmış durumda bulunan tutuklu ve hükümlüler de bu suçun mağduru olabilir. Çünkü bu kişilerin de kendilerine tanınan sınırlı alan içerisinde serbestçe hareket edebilme özgürlükleri vardır. Bu itibarla, tutuklu veya hükümlünün elleri ve ayaklarının bağlanarak oda içerisinde tutulması halinde suç gerçekleşir.</p>
<p><strong>D) KONU</strong></p>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun konusu, fiile maruz kalan mağdurun serbestçe hareket edebilme hürriyetidir.</p>
<h2>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Cezası (2026)</h2>
<p>5237 Sayılı Türk Ceza Kanun’un Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma başlıklı 109. maddesi uyarınca;</p>
<p>Madde 109 &#8211; (1) “Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.</p>
<p>(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</p>
<p>(3) Bu suçun;</p>
<p>a) Silahla, b) Birden fazla kişi tarafından birlikte, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Üstsoy, altsoy veya eşe ya da boşandığı eşe karşı, f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,</p>
<p>işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat artırılır.</p>
<p>(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur.</p>
<p>(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.”</p>
<h2>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunun Nitelikli Halleri Nelerdir?</h2>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekline nazaran cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli unsurlar 109. maddenin 2 ve devamı fıkralarında düzenlenmiştir. Buna göre fiilin; cebir, tehdit veya hile ile gerçekleştirilmesi (109/2), silahla, birden fazla kişi tarafından birlikte, mağdurun yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, üstsoy, altsoy ve eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi (109/3), mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması (109/4) ve cinsel amaçla ika edilmesi (109/5) halinde ceza artırılır. Aşağıda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda cezanın artırılması gerektiren nitelikli unsurlar incelenecektir.</p>
<p><strong>Fiili İşlemek İçin veya İşlendiği Sırada Cebir, Tehdit veya Hile Kullanılması (M.109/2)</strong></p>
<p>Failin hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlemek için veya işlediği sırada tehdit, cebir veya hile kullanması haline suçun temel şekline nazaran ceza artırılır. Nitelikli unsurun tatbiki bakımından bu araçların muhakkak suçun icra hareketlerinin tamamlanması aşamasında kullanılması aranmaz. Mağdur, hürriyetinden yoksun kılındıktan sonra, fiilin icrası henüz kesilmeden eylemin devamını sağlamak için veya bu esnada söz konusu araçlara müracaat edilmesi halinde de ceza artırılır.</p>
<p><strong>Suçun Silahla İşlenmesi (M.109/3-A)</strong></p>
<p>Fiilin silahla işlenmesi 109. maddenin 3. fıkrasının (a) bendinde suçun temel şekline nazaran cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli bir unsur olarak belirlenmiştir. Fiilin daha kolay işlenmesini sağladığı ve mağdurun mukavemetini kırdığı için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu bakımından böyle bir nitelikli unsura yer verilmiştir.</p>
<p><strong>Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte İşlenmesi (109/3-B)</strong></p>
<p>TCK’nın 109. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun “birden fazla kişi tarafından birlikte” işlenmesi cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli unsur sayılmıştır. Maddede belirtildiği üzere faillerin en az iki kişi olması gerekir. Hükmün gerekçesinde suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinden, suçun icra hareketlerinin müşterek fail olarak sorumluluğu gerektirecek şekilde gerçekleştirilmiş olmasının anlaşılacağı ifade edilmiştir. Bu nedenle hürriyetinden yoksun kılmanın bir başkasını azmettirmek veya yardım eden sıfatıyla iştirak ederek işlenmesi halinde, söz konusu nitelikli unsur dolayısıyla cezada artırım yapılmayacaktır. Şu halde hükümde yer alan “birlikte” teriminin ifade ettiği anlam, birden fazla kişinin hürriyeti yoksun kılma suçunu işlerken “müşterek fail” gibi hareket etmeleridir.</p>
<p><strong>Suçun Kişinin Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle İşlenmesi (M.109/3-C)</strong></p>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, kişinin yerine getirdiği kamu görevi dolayısıyla işlediği takdirde ceza artırılacaktır. Bu hükmün uygulanması bakımından failin amacı önem taşımaktadır. Fail, kişinin yerine getirdiği kamu görevi dolayısıyla fiili işlemelidir. Şu halde nitelikli unsurun uygulanması için fiil ile kamu görevlisinin görevi arasında illiyet bağının kurulması şartına bağlıdır. Bu bakımdan kamu görevine dahil işler dışında bir nedenle (örneğin, kirasını ödemediği için) kamu görevlisinin hürriyetini sınırlayan hakkında TCK m. 109/3 (c) değil, TCK m. 109/1 uygulanır.</p>
<p><strong>Kamu Görevinin Sağladığı Nüfus Kötüye Kullanmak Suretiyle Suçun İşlenmesi (M.109/3-D)</strong></p>
<p>TCK’nın 109. maddesinin 3. fıkrasının (d) bendinde, görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle bir kimseyi hürriyetinden yoksun kılan kamu görevlisinin cezası arttırılır. Kamu görevlisi, bir kimseyi bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak yoksun kılmış olmalıdır. Kamu görevlisi, kendisine görevini icra etmesi için verilen yetkileri, otorite gücünü kötüye kullanarak bu suçu işlemiş olmalıdır.</p>
<p><strong>Suçun Üstsoy, Altsoy veya Eşe ya da Boşandığı Eşe Karşı İşlenmesi (M.109/3-E)</strong></p>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun üstsoy, altsoy veya eşler ya da boşanan eşler arasında işlenmesi cezasının artırılmasını gerektiren nitelikli unsur sayılmıştır (m.109/3e). Üstsoy bir kimsenin ana ve babası yönünde dikey olarak bütün kan hısımlarını (TMK m.17) ifade eder. Bu anlamda örneğin; baba, büyükbaba, büyükbabanın babası vs. üstsoy, bunların çocukları ve torunları altsoydur. Altsoy-üstsoy ilişkisinin meşru olup olmaması önemli değildir. Kanun “altsoy” ibaresini, kanuni değil, fiili anlamda kullanmıştır. Fiilin eşe karşı işlenmesi bakımından, suçun işlendiği sırada tarafların karı koca olmaları gerekir. Karı kocalık sıfatı Medeni Kanuna göre resmi memur huzurunda usulüne göre yapılan bir evlenme akdine dayanır. Bu açıdan dini nikahla birlikte yaşayanlar hakkında bu hüküm uygulanmaz.</p>
<p><strong>Suçun Çocuğa ya da Beden veya Ruh Bakımından Kendini Savunmayacak Durumda Bulunan Kişiye Karşı İşlenmesi (M.109/3-F)</strong></p>
<p>Hürriyetinden yoksun kılma suçunun çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumunda bulunan kişiye karşı işlenmesi halinde 109. maddenin 3. fıkrasının (f) bendi uyarınca ceza artırılır. Çocuk olması veya ileri yaşı, hastalığı, malullüğü veya ruhi veya fiziki güçsüzlüğü nedeniyle kendini korumaktan aciz bir kimseye karşı fiilin işlenmesi gerek faildeki ahlaki kötülüğün çokluğu gerek fiilin icrasındaki kolaylık nedeniyle nitelikli unsur sayılmıştır. Çocuk deyiminden, henüz on sekiz yaşını doldurmamış kimse anlaşılır. “Beden ve ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunma” mağdurun hürriyetten yoksun kılma suçuna, karşı koyma olanağını ortadan kaldıracak mahiyette bulunan her türlü bedeni veya ruhi engeldir. Bunun süreklilik arz edip etmemesi önemli değildir.</p>
<p><strong>Suçun Cinsel Amaçla İşlenmesi </strong></p>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun cinsel amaçla işlenmesi halinde ceza artırılır. Cinsel amaçta maksat, failin eylemi işlerken cinsel arzularını tatmin amacıyla hareket etmiş bulunmasıdır.</p>
<h2>Yargılama Görevli ve Yetkili Mahkeme</h2>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda görevli mahkeme “Asliye Ceza Mahkemesi’dir.” Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda yetkili mahkeme ise “suçun işlendiği yer mahkemesidir.”</p>
<h2>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Etkin Pişmanlık Uygulanır Mı?</h2>
<p>TCK’nın 110. maddesinde de; “yukarıdaki maddede (m.109) tanımlanan suçu işleyen kişi, bu suç nedeniyle soruşturmaya başlanmadan önce mağdurun şahsına zararı dokunmaksızın, onu kendiliğinden güvenli bir yerde serbest bırakacak olursa cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.” denmektedir. Failin, etkin pişmanlıktan istifade edebilmesi, suç tamamlandıktan fakat henüz soruşturma başlamadan önce, mağdurun güvenli bir yerde serbest bırakmış olmasına bağlıdır. Bu hüküm “gönüllü vazgeçme” ile karıştırılmamalıdır. Hürriyetten yoksun kılmaya yönelik icra hareketleri henüz devam ederken, fail tarafından sona erdirilirse, “gönüllü vazgeçmeye” ilişkin hüküm (TCK m.36) uygulanır.</p>
<p>Kişinin <a href="https://www.capa.av.tr/etkin-pismanlik-tck-m-168/"><strong>etkin pişmanlıktan</strong></a> yararlanabilmesi aşağıdaki şartların bulunmasına bağlıdır:</p>
<ul>
<li>Fail, hürriyetinden mahrum ettiği kimseyi “kendiliğinden”, hür iradesiyle serbest bırakılmalıdır. Bu bakımdan amacına ulaşamayacağını anlayan failin, mağduru serbest bırakması “kendiliğinden” değildir.</li>
<li>Fail, hürriyetini sınırladığı mağdurun şahsına herhangi bir zarar vermemiş olmalıdır. Örneğin, hürriyetten yoksun kılma sırasında mağdur üzerinde cebir kullanılırsa ya da cinsel arzuları tatmin gayesiyle birtakım fiillerde bulunulursa cezanın azaltılmasını gerektiren şahsi sebepten istifade edilemez.</li>
<li>Fail, hakkında henüz soruşturmaya başlanmadan önce mağduru serbest bırakmış olmalıdır. Soruşturma, yetkili mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden itibaren başlayıp, iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi kapsar. Bu itibarla kovuşturma organlarınca suçun işlenmekte olduğunun öğrenilmesinden önce pişmanlık gerçekleşmelidir. Örneğin, suçun işlendiğinde dair yetkili makama ihbar yapıldıktan sonra, etkin pişmanlık mümkün değildir.</li>
<li>Fail, mağduru güvenli bir yerde serbest bırakmış olmalıdır. Kanun koyucu, mağdurun serbest bırakılmasını yeterli saymamış, bu yerin “güvenli” olmasını da aramıştır. Örneğin, mağdur gece yarısı ıssız bir yere bırakılmış ise, bu hükümden yararlanılamaz.</li>
</ul>
<h3>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Zamanaşımı Var Mıdır?</h3>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun basit hali bakımından zamanaşımı süresi 8 yıldır. Dolayısıyla hakaret fiilinin işlenmesinden itibaren 8 yıl geçmekle birlikte soruşturma ve/ veya kovuşturma süreci başlatılamaz. Suçun nitelikli hallerinde ise zamanaşımı süresi 15 yıldır.</p>
<h3>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu Şikayete Tabi Midir?</h3>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu şikayete tabi suçlar arasında yer almaz. Suçun öğrenilmesiyle birlikte savcılıkça re’sen takip edilir.</p>
<h3>Cezanın Adli Para Cezasına Çevrilmesi Mümkün Müdür?</h3>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun basit halleri nedeniyle alt sınırdan verilen hapis cezaları takdirim indirim suretiyle 1 yıl ve daha az olur ise <a href="https://www.capa.av.tr/adli-para-cezasi/"><strong>adli para cezasına</strong></a> çevrilebilir. Hapis cezasının alt sınırı bir yıl ve daha fazla olduğunda hallerde ise, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi mümkün değildir.</p>
<h3>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda HAGB</h3>
<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmasını ifade eder (CMK 231/5). Burada da farklı bir tür erteleme, başka bir ifadeyle ceza kanunundaki ertelemeye nazaran daha lehe sonuçlar doğuran bir durum söz konusudur. Kara para aklama suçunda ceza miktarının 2 yıl veya daha az olması halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) uygulanması mümkündür.</p>
<h3>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Mağdurun Ekonomik Kayba Düşmesi</h3>
<p>TCK’nın 109. maddesinin 4. fıkrasına göre, suçun işlenmesi ile mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olunması halinde ayrıca bin güne kadar adli para cezasına hükmedilir. Burada suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış bir hali söz konusudur. Failin, bu neticeyi istemiş olması şart değildir. Ağır neticeye yönelik taksirinin varlığı yeterlidir (m.23). Ayrıca meydana gelen ekonomik kayıp önemli miktarda bulunmalıdır. Örneğin, hürriyetinden yoksun kılınan mağdurun önemli bir iş anlaşmasını yapma imkanını kaybetmesi, mağdurun bir ihaleye girememesi, mağdurun üniversite sınavını kaçırması, profesyonel bir sporcunun final maçına çıkamaması sebebiyle ekonomik kayba uğraması gibi.</p>
<h3>Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçunda Denetimli Serbestlik</h3>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/denetimli-serbestlik/"><strong>Denetimli serbestlik</strong></a>; şüpheli, sanık veya hükümlünün toplum içinde denetim ve takibinin yapıldığı, iyileştirilmesi ve topluma kazandırılması için ihtiyaç duyulan her türlü hizmet, program ve kaynakların sağlandığı bir ceza infaz sistemidir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işleyen kişi, denetimli serbestlik hükümlerinden istifade edemez.</p>
<h3>Şikayetten Vazgeçmek Mümkün Müdür?</h3>
<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu şikayete bağlı bir suç olmadığından, herhangi bir şikayet süresi söz konusu olmaksızın savcılık tarafından suçun öğrenildiği an re’sen soruşturma başlatılır. Kamu davasına müdahil olan kimsenin şikayetten vazgeçmesi de ceza davasının düşmesi sonucunu doğurmaz.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/kisiyi-hurriyetinden-yoksun-kilma-sucu-ve-cezasi/">Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/kisiyi-hurriyetinden-yoksun-kilma-sucu-ve-cezasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zimmet Suçu ve Cezası</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/zimmet-sucu-ve-cezasi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/zimmet-sucu-ve-cezasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Buğra Çapa]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Apr 2025 18:31:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=2960</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zimmet suçunda korunan hukuki yarar, kamuya ait değerlerin amacına aykırı olarak kullanımını engellemek ve bunların dürüst bir şekilde idaresini ve kullanımını sağlamaktır. Fail “kamu görevlisi” olacaktır. Bu bakımdan zimmet suçu özgü suç niteliği taşımaktadır. Bu yazımızda zimmet suçuna ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınızla ilgili detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden Çapa Hukuk Bürosu’na &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/zimmet-sucu-ve-cezasi/">Zimmet Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zimmet suçunda korunan hukuki yarar, kamuya ait değerlerin amacına aykırı olarak kullanımını engellemek ve bunların dürüst bir şekilde idaresini ve kullanımını sağlamaktır. Fail “kamu görevlisi” olacaktır. Bu bakımdan zimmet suçu özgü suç niteliği taşımaktadır.</p>
<p>Bu yazımızda zimmet suçuna ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınızla ilgili detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Zimmet Suçu Nedir? (TCK 247)</h2>
<p>Zimmet birden fazla hukuksal yararı korumayı amaçlayan bir suçtur. Bu suçla bir yandan kamu görevlilerin doğruluğu ve dürüstlüğü, bunların devlete karşı sahip olmaları gereken bağlılık ve bunlara duyulması gereken güven duygusu, diğer taraftan kamu idaresinin işleyişi ve devletin mali menfaatleri korunmaktadır. Bu itibarla zimmet bir fonksiyon, görev suçudur. Yetkinin, malvarlığı yönünden kamu görevlisi tarafından kötüye kullanılmasıdır.</p>
<h2>Nitelikli Zimmet Suçu</h2>
<p>TCK’da önce zimmet suçunun temel biçimi düzenlenmiş, ardından da “suçun zimmeti açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde verilecek cezanın” arttırılması öngörülmüştür. Bu bakımdan, TCK m.247/2 zimmetin nitelikli halidir. “Hileli davranışların” zimmet suçunun oluşumundan önce veya sonra gerçekleştirilmiş olması önem taşımaz. Önemli olan, suç açığa çıkartılmadan önce, bunu önlemek için yapılmış olmasıdır. Nitelikli zimmet suçundaki hile, zimmet olgusunun sonradan anlaşılmasının önüne geçmek için yapıldığından, bir bakıma suçun delilerini karartmaya yönelik hareketlerdir.</p>
<h2>Kullanma Zimmet Suçu</h2>
<p>Türk Ceza Kanunu m.247/3’ göre; “zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.” Şayet fail, zimmete konu olabilecek değerleri nihai olarak kendi malvarlığına intikal ettirmiş olmayıp da, suçun maddi konusunu, geri vermek üzere yalnızca geçici bir süre için kullanmışsa, “kullanma zimmeti” denilen durum ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda fail, kendisine teslim edilen şeyi mal edinme amacı gütmeksizin, geçici olarak kendisi için kullanmaktadır. Örneğin, Yargıtay, tahsil edilip kendisine verilen telefon paralarını sanığın belli süreler yanında alıkoyarak yararlanmasını “kullanma zimmeti” olarak nitelendirmiştir. Şayet geçici olarak kullanılan mal paradan ibaret ise, Yargıtay fail hakkında anaparanın, faizi üzerinden “kullanma zimmeti” suçu ile mahkumiyet kurmaktadır.</p>
<p>Fakat önemle belirtmek gerekir ki, kullanmanın sadece belli bir süreyle sınırlı olması, zimmet suçunun oluşumuna engel değildir. Suçun maddi konusunun ne kadar bir süreyle failin malvarlığında kaldığı önemli değildir. Önemli olan kullanmanın niteliği; yani, yalnızca malikin bulunabileceği tasarruf niteliğinde olup olmadığıdır. Bu bakımdan, eğer bu süreli kullanma, malı özgülendiği amacın tümüyle dışına çıkarmışsa, kamu idaresinin amaçlarına engel olmuş ya da bunları güçleştirmişse, artık TCK m.247/3 değil, TCK m.247/1 uygulanacaktır. Keza, zimmet fiili anlaşıldığından ötürü iade gerçekleşmişse yine TCK m.247/1 uygulanır.</p>
<h2>Zimmet Suçunun Şartları Nelerdir?</h2>
<p>TCK m.247’ye göre zimmet suçu, kamu görevlisinin, görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı “kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi” olarak öngörülmüştür. Zimmet suçundan söz edebilmek için, öncelikle kamu görevlisine “görevi nedeniyle zilyetliği devredilmiş olan” veya kamu görevlisinin “koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu” bir mal söz konusu olmalıdır.</p>
<p>Kamu görevlisinin görevi nedeniyle mala zilyet olmasının anlamı, ister fiili isterse hukuki tasarrufu altında bulunsun, kamu görevlisine o mal üzerinde bağımsız şekilde tasarruf etme yetkisinin sağlanmış olmasıdır. Failin mal üzerinde doğrudan zilyet olması şart olmayıp, bunun üzerinde tasarrufa hukuken yetkili olması yeterlidir. Bu açıdan, bir kamu bankasının şubesinin şifrelerini bildiği için mudilerin hesaplarına ulaşma iktidarına sahip olan kamu görevlisinin, bundan yaralanarak kendi hesabına para aktarması durumunda, zimmet suçu oluşacaktır. Malın failin zilyetliğine bırakılmış olması için, mutlaka fiziki anlamda teslim edilmiş olması gerekmez. Bu açıdan, resmi bir teslim işlemi yapılmamış olsa da, malın kamu görevlisinin fiili egemenlik alanına bırakılmış olması halinde zimmet suçu gerçekleşebilir. Öte yandan, kamu görevlisinin aldatması olmaksızın zilyetliğin hata sonucunda onun lehine tesis edildiği durumlarda da bu suç oluşabilir.</p>
<p>TCK’daki “koruma”, faile, malın korunmak üzere bırakılmış olmasını “gözetimle yükümlü olmak” ise, kamı görevlisinin suçun konusunu oluşturabilecek değerlere bizzat zilyet olmamakla birlikte, bunların kullanılmaları veya sarfı işlemlerinde denetim göreviyle yükümlü ve sorumlu olmasını ifade etmektedir. “Koruma ve gözetim” ibareleri zilyetlik unsurunun anlamını genişletmek için kullanılmıştır. Malın, “koruma ve gözetim” altında bulunduğundan söz edebilmek için, buna zilyet olan kamu görevlisinin söz konusu malın kaybına yer vermemek konusunda genel olarak görevlendirilmiş olması gereklidir. Fail, kendisine neyin zilyetliği devredilmişse ancak onu zimmetine geçirebilir. Bazı görevliler, yasa gereği kimi malların korunması ve gözetimiyle yükümlü kılınmışlardır. Belediye başkanı, okul müdürü, banka müdürü, köy muhtarı gibi kişilerin durumu buna örnektir. Bu kişiler, yasa gereği korumakla görevli oldukları mallar açısından zimmet suçunu işleyebilirler.</p>
<h2>Zimmet Suçunun Cezası (2026)</h2>
<p><strong>Zimmet Madde 247</strong></p>
<p>(1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>
<p>(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>
<p>(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.</p>
<p><strong>Etkin pişmanlık Madde 248</strong></p>
<p>(1) Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.</p>
<p>(2) Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. <a href="https://www.capa.av.tr/etkin-pismanlik-tck-m-168/"><strong>Etkin pişmanlığın</strong></a> hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.</p>
<p><strong>Daha az cezayı gerektiren hal Madde 249</strong></p>
<p>(1) Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.</p>
<h2>Zimmet Suçunda Şikayet Süresi</h2>
<p>Zimmet suçu ile ilgili dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Suç işlendiğinin savcılığa bildirilmesiyle bu süre içerisinde soruşturma ve kovuşturma süreci ihbar üzerine resen savcılık makamınca takip edilir. Zimmet suçunda şikayetçi sıfatı tarafında zarar gören kamu kuruluşları bulunmaktadır.</p>
<h2>Zimmet Suçu ve Etkin Pişmanlık</h2>
<p><strong>TCK m.248/1’e göre;</strong></p>
<p><em>“Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.”</em></p>
<p><strong>TCK m.248/2’ye göre;</strong></p>
<p><em>“Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi halinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Etkin pişmanlığın hükümden önce gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.”</em></p>
<p>Etkin pişmanlığın kullanma zimmetinden farkı; kullanma zimmetinde, mal kullandıktan sonra iade edilmek amacıyla alınmaktadır. Burada ise, suçun konusu şey, mal edinmek üzere alınmakta, fakat suç tamamlandıktan sonra pişmanlık duyularak iade edilmektedir. TCK m.248, bu düzenlemenin bir “etkin pişmanlık” hükmü olduğunu açıkça belirtildiği için, pişmanlığın ifadesi olmayan bir ödeme hükmün uygulanmasını sağlamayacaktır. Her ne kadar yalnızca TCK m.248/1’de “gönüllü olarak” ibaresine yer verilmişse de hükmün niteliği gereği, TCK m.248/1 kapsamındaki durumlarda da ödemenin gönüllü olması gerektiği kanaatindeyiz. Bu itibarla, ödemenin üçüncü bir kişi tarafından yapılmış olması durumunda, bunun failin pişmanlığı ile bilgi ve arzusuna dayandığı ortaya konmadıkça indirim uygulanamayacaktır. Aynı şekilde el konulan veya cebri icra yoluyla geri alınan mal da pişmanlık sonucu geri verilmiş olmayacağından, bu hüküm uygulanmayacaktır.</p>
<p>Etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, suç konusu değerin tamamen ödenmiş olması gerekir. TCK bunu, “malın aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi” olarak belirtmiştir. Bununla birlikte faizin de ödenmiş olması gerekmez. Suçun maddi konusunun yerinin gösterilmesi de aynen iade sayılır.</p>
<h3>Zimmet Suçunda Zamanaşımı</h3>
<p>Zimmet suçunun gerçekleşmesinden itibaren herhangi soruşturma veya kovuşturma süreci bulunmadan 15 yıl geçtiği takdirde, suç zamanaşımına uğrayacaktır.</p>
<h3>Zimmet Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme</h3>
<p>Zimmet suçlarında görevli mahkeme; “Ağır Ceza Mahkemesi’dir.”</p>
<p>Zimmet suçlarında yetkili mahkeme ise; “suçun işlendiği yer mahkemesidir.”</p>
<h3>Zimmet Suçunda Beraat Kararının Memuriyete Etkisi</h3>
<p>Zimmet suçundan kaynaklı olarak kesinleşmiş 1 yıl ve üstü hapis cezaları memuriyete engel teşkil ederek memurluk sıfatının kaybedilmesine neden olmaktadır. Ancak kamu görevlisinin işlemiş olduğu fiil neticesinde Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması veya beraat kararı almış olması halinde memurluğa engel bir durum oluşturmayacaktır.</p>
<h3>Zimmet Suçunda Malın Değerinin Azlığı</h3>
<p>TCK m.249’a göre; “Zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.” Malın değeri, suçun işlendiği tarihteki paranın satın alma gücü ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak belirlenir. Faiz, yoksun kalınan gelirler veya gecikme zammı dikkate alınmaz. Zincirleme biçimde işlenmiş zimmet suçunda, malın toplam değerine göre değerin hafif olup olmadığı belirlenmelidir. Ayrıca, ilgili kuruluşun karşılaştığı yan zararlar ve failin zimmet konusu şeyden elde ettiği yararlar dikkate alınmaz. Nihayet, Yargıtay uygulamasında, zimmete konu değerin saptanmaması durumunda, fail lehine yorum yaparak indirim sebebi uygulanmaktadır.</p>
<h3>Zimmet Suçu ile Güveni Kötüye Kullanma Suçu Arasındaki Fark</h3>
<p>Zimmet suçunda fail ancak kamu görevlisi olabilir. Bu nedenle kamu görevlisi sıfatı taşımayan bir kimsenin, kendisine zilyetliği devredilen bir değeri mal edinmesi, <a href="https://www.capa.av.tr/guveni-kotuye-kullanma-sucu/"><strong>güveni kötüye kullanma suçunu (TCK m.155)</strong></a> oluşturur. Başka bir anlatımla zimmet ve güveni kötüye kullanma suçları, suçun faili olabilecek kişiler bakımından birbirinden ayrılır.</p>
<h3>Zimmet Suçunun Maddi Konusu Nedir?</h3>
<p>TCK’daki “mal” kavramı geniş anlaşılmalıdır, misli veya gayri misli, maddi varlığa sahip ve ekonomik değer taşıyan her türlü şeyi ifade etmektedir. Bu bakımdan her şeyden önce para bu kapsamdadır. Dolaşımda olmak koşuluyla, yerli veya yabancı paralar, itibarı amme kağıtları ve milli ziynet altınları para olarak değerlendirilmektedir. Nitekim, TCK m.198’e göre; “Devlet tarafından ihraç edilip de hamiline yazılı bonolar, hisse senetleri, tahviller ve kuponlar, yetkili kurumlar tarafından çıkarılmış olup da kanunen tedavül eden senetler, tahviller ve evrak ile milli ziynet altınları para hükmündedir.”</p>
<p>Kambiyo senetleri (çek, bono, poliçe), mevduat sertifikaları, hisse senetleri ve tahviller de bu suçun konusunu oluşturabilir. Zimmet suçunun oluşması için, söz konusu değerlerin mutlaka devlete ait olması gerekmemektedir. Gerçekten de, zimmet suçuyla korunan hukuksal yararlardan biri, kamu görevlilerinin doğruluğu ve dürüstlüğünü sağlamak olduğuna göre, bireylere ait değerlerin mal edinmesi halinde suçun oluşmadığını savunmak mümkün olmaz. Zimmet suçunun oluşması için, söz konusu değerlerin mutlaka devlete ait olması gerekmemektedir.</p>
<p>Zimmet suçuyla korunan hukuksal yararlardan biri, kamu görevlilerin doğruluğu ve dürüstlüğünü sağlamak olduğuna göre, bireylere ait değerlerin mal edinmesi halinde suçun oluşmadığını savunmak mümkün olmaz. Bir insanın emeğinden haksız olarak yararlanılması, örneğin emir altındaki kimselerin kişisel işlerde çalıştırılması, zimmet suçuna vücut veremeyecektir. Çünkü insan hizmeti mal değildir ve üzerine zilyetlik tesisine de elverişli değildir. Böyle bir durumda, şartları mevcutsa görevi kötüye kullanma suçundan söz edilebilir.</p>
<p>TCK m.247’de suçun maddi unsuru, kamu görevlisinin, görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı “kendisinin veya başkasının zimmetine geçirilmesi” olarak öngörülmüştür. Zimmet suçundan söz edebilmek için, öncelikle kamu görevlisine “görevi nedeniyle zilyetliği devredilmiş olan” veya kamu görevlisinin “koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu” bir mal söz konusu olmalıdır.</p>
<h3>Zimmet Suçunda Manevi Unsur Nedir?</h3>
<p>Zimmet kasten işlenebilen bir suç olup olası kastla da işlenebilir. Bu nedenle kamu görevlisine zilyetliği devredilen malın, görevlinin taksiri (dikkatsizliği, bilgisizliği, acemiliği…) ile azalması veya kayba uğraması durumunda, daha sonra bunun ortaya çıkmaması için bazı hileleri davranışlara başvurulmuş olsa bile zimmet suçu oluşmaz.</p>
<p>Örneğin, dikkatsizliği nedeniyle eksik tahsilat yapan görevlinin, açığın ortaya çıkmaması için bilançoya gerçeğe uygun olmayan meblağlar kaydetmesi, zimmet suçunu oluşturmaz, bu durumda olsa olsa belgede sahtecilik suçundan söz edilebilir.</p>
<p>Zimmet suçunun oluşması için genel kastın yeterli olduğu ve failin görevi itibariyle zilyedi bulunup kendi malvarlığına aktardığı veya asıl amacına dışına çıkardığı suç konusu malın kendisine ait olmadığını bilmesi ve zimmete geçirme hareketini istemesi gerekir. Failin zimmetine geçirdiği şeyi daha sonra geri verme niyetine olması suçun mevcudiyeti açısından etkisizdir. Eğer kamu görevlisi, kendisine bırakılan malı mal edinmek üzere değil de, bozmak veya yok etmek maksadıyla alırsa, zimmet suçu değil, mala zarar verme suçu (TCK m.152/1-a) oluşur.</p>
<h3>Zimmet Suçunda Mağdur Kim Olabilir?</h3>
<p>TCK m.247 uyarınca zimmet suçu Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar başlığında yer almaktadır. Dolayısıyla zimmet suçu asıl olarak topluma karşı işlenmiş bir suç olarak kabul edildiğinden, bu suçun mağduru “devlettir”.</p>
<h3>Zimmet Suçu Sadece Mesai Saatler İçinde Mi İşlenebilir?</h3>
<p>Zimmet suçunu işleyen failin “kamu görevlisi” olması gerekmektedir. Dolayısıyla fail, bu suçu, mesai saatleri dışında veya tatil günlerinde de işleyebilir. Bu sebeple zimmet suçu mesai saatleri içinde veya mesai saatleri dışında işlenebilir bir suç tipidir.</p>
<h3>Denetim Görevinin İhmali Suretiyle Zimmet Suçu Nedir?</h3>
<p>Türk Ceza Kanunu M.251/1’e göre; “Zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle yükümlü kamu görevlisi, işlenen suçun müşterek faili olarak sorumlu tutulur.” Dolayısıyla zimmet suçunun işlenmesine kasten göz yuman denetimle sorumlu kamu görevlisi, bu suçu işleyen kamu görevlisi gibi fail sıfatıyla yargılanacak, bu suçun işlenmesinden dolayı sorumlu tutulacaktır.</p>
<p>Yine TCK m. 251/2’ye göre; “Denetim görevini ihmal ederek, zimmet veya irtikap suçunun işlenmesine imkan sağlayan kamu görevlisi, üç aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/zimmet-sucu-ve-cezasi/">Zimmet Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/zimmet-sucu-ve-cezasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
