<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran, Çapa Hukuk Bürosu sitesinin yazarı</title>
	<atom:link href="https://www.capa.av.tr/author/avbusra/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.capa.av.tr/author/avbusra/</link>
	<description>Çağlayan Avukat</description>
	<lastBuildDate>Sun, 14 Jun 2026 21:15:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0</generator>

<image>
	<url>https://www.capa.av.tr/wp-content/uploads/2022/11/capa-hukuk-ikon.png</url>
	<title>Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran, Çapa Hukuk Bürosu sitesinin yazarı</title>
	<link>https://www.capa.av.tr/author/avbusra/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Takipsizlik Kararına (KYOK) İtiraz Dilekçesi</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/takipsizlik-kararina-itiraz-dilekcesi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/takipsizlik-kararina-itiraz-dilekcesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 20:51:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dilekçeler]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3305</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülen bir ceza soruşturmasında, kamu davası açılması için yeterli delile ulaşılamadığı ya da kanuni bir engel bulunduğu gerekçesiyle verilen &#8220;Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar&#8221; (KYOK), halk arasında bilinen adıyla takipsizlik kararı, hak arama hürriyetinin önünde bir engel değildir. Takipsizlik kararına karşılık itiraz kanun yolu öngörülmüştür. Kovuşturma kararlarına karşı yapılan itirazlar, mağdur ve &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/takipsizlik-kararina-itiraz-dilekcesi/">Takipsizlik Kararına (KYOK) İtiraz Dilekçesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülen bir ceza soruşturmasında, <a href="https://www.capa.av.tr/kamu-davasi/"><strong>kamu davası</strong></a> açılması için yeterli delile ulaşılamadığı ya da kanuni bir engel bulunduğu gerekçesiyle verilen &#8220;Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar&#8221; (KYOK), halk arasında bilinen adıyla takipsizlik kararı, hak arama hürriyetinin önünde bir engel değildir. Takipsizlik kararına karşılık itiraz kanun yolu öngörülmüştür. <a href="https://www.capa.av.tr/kovusturma-nedir/"><strong>Kovuşturma kararlarına</strong></a> karşı yapılan itirazlar, mağdur ve suçtan zarar gören kimseye savcılığın verdiği kovuşturmama kararını bağımsız bir yargı organı önünde tekrar gözden geçirebilme imkanı sunmaktadır.</p>
<p>Bu yazımızda “Takipsizlik Kararına (KYOK) İtiraz Dilekçesi” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için <a href="/iletisim/"><strong>iletişim</strong></a> bölümündeki bilgilerden Çapa Hukuk Bürosu’na ulaşabilirsiniz</p>
<h2>Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı (KYOK) / Takipsizlik Kararı Nedir?</h2>
<p>Savcılık yaptığı soruşturma neticesinde kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilmemesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Başka bir ifadeyle, savcının soruşturma evresi sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememiş ise, CMK’nın 172/1 maddesi uyarınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilir.</p>
<p>Yargıtay’a göre kanun koyucu, dava açmak için makul değil, yeterli şüphe aramaktadır. Soruşturma evresi sonunda savcılık makamının dava açmaya yeterli delil elde edemediği hallerin dışında iddia konusu eylemin tipikliğin bulunmaması veya bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve benzeri nedenlerle suç teşkil etmediği kanaatine varılabilir. Ayrıca soruşturmayı veya yargılamayı önleyici bir ceza muhakemesi nedeninin bulunduğu durumlarda da savcılık kovuşturmama kararı verir. Bu karara uygulamada “takipsizlik kararı” denilmektedir.</p>
<p>Bilinmelidir ki, iddia edilen suçla ilgili olarak bilinen deliller toplanmadan veya değerlendirilmeden kovuşturmaya yer olmadığına dair (takipsizlik) karar verilmemelidir. Fakat, ilgili suçun niteliğine göre, taraflarca gösterilen delillerin, suçun kanıtlanması bakımından uygun olup olmadığının değerlendirilmesi konusunda da Cumhuriyet Savcısı’nın takdir yetkisinin bulunmaktadır.</p>
<h2>Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara Nasıl İtiraz Edilir?</h2>
<p>Cumhuriyet Savcısı’nın yeterli ve gerekli araştırmayı yapmasına karşın soruşturma evresinin sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması halinde verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karara (takipsizlik kararı) eksik araştırma yapıldığı, suçun unsurlarının oluştuğu ya da toplanması gereken başka delillerin mevcut olduğu gerekçeleriyle itiraz edilebilmektedir. Soruşturma aşamasının eksik incelemeyle kapatılması ya da delillerin yeterince araştırılmaması gibi durumlarda, mağdur veya suçtan zarar gören taraf için asıl hukuki mücadele bu aşamadan sonra başlar. Kanunun tanıdığı 15 günlük hak düşürücü süre içinde Sulh Ceza Hakimliğine yapılacak gerekçeli ve usulüne uygun bir itiraz, dosyanın yeniden açılması adına hayati bir öneme sahiptir. Ceza muhakemesi hukukunda hak kayıplarının önlenmesi ve sürecin doğru yönlendirilmesi açısından sürecin titizlikle yönetilmesi ve somut verilere dayalı bir itiraz stratejisinin kurulması profesyonel bir yaklaşım gerektirir.</p>
<p>Söz konusu itiraz süreci, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 173. maddesi uyarınca, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde, kararı veren Cumhuriyet Savcısının yargı çevresinde görev yaptığı Sulh Ceza Hakimliğine yazılı bir dilekçeyle başvurulması suretiyle işletilmektedir.</p>
<p>CMK m.173’e göre: “Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren savcının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.”.</p>
<p>Bu durumda itiraz konusunda karar verebilmek için, Cumhuriyet savcısı’nın yaptığı soruşturma sonunda topladığı delillerin dışında yapılması gerekli görülen ek araştırmanın, mahkeme veya görevli sulh ceza hakimi tarafından yapılması gerekmektedir. Cumhuriyet Savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta ve soruşturma aşamasının tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekte ise soruşturma evresi Cumhuriyet savcısınca tamamlanmalıdır. Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki, bu CMK’nın getirdiği sisteme ve kanunun amacına aykırıdır.</p>
<p>Cumhuriyet savcısı, sulh ceza hakimliğinin kararı üzerine soruşturma evresini tamamlayacak şekilde kanıtları toplayacak ve soruşturma evresinin sonuna geldiğinde kanıtları değerlendirerek kamu davası açabilecek veya kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde kovuşturmaya yer olmadığına veya kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verebilecektir. Hatta 171/1 maddesinde düzenlenen takdir hakkını kullanarak takipsizlik kararı da verebilmektedir.</p>
<h2>Takipsizlik Kararına (KYOK) İtiraz Dilekçesi Örneği 1</h2>
<p style="text-align: center;"><strong>İSTANBUL ANADOLU SULH CEZA HAKİMLİĞİNE</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Gönderilmek Üzere</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA</strong></p>
<p>DOSYA NO : 2025/……..Sor. &#8211; 2026/……… K.</p>
<p>MÜŞTEKİ : ……………… (TCKN: ……..……….)</p>
<p>VEKİLİ : Av. BUĞRA ÇAPA</p>
<p>ŞÜPHELİ : ……………………</p>
<p>SUÇ : Bilişim Sistemlerinin, Banka Veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık (TCK m.158/1-f), (TCK m.158/3), ve Re&#8217;sen Tespit Edilecek Suçlar</p>
<p>KONU : İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın &#8230;/06/2026 tarih ve 2025/… Sor., 2026/… K. sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararına itirazlarımızın sunulmasından ibarettir.</p>
<p>AÇIKLAMALAR :</p>
<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yukarıda bilgileri yazılı dosya kapsamında yürütülen soruşturma neticesinde, şüpheliler hakkında bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.<br />
(Bu alandaki bilgiler, ilgilinin somut durum ve şartlarına uygun şekilde düzenlenmelidir.)</p>
<p>Dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, müştekinin sistematik bir şekilde ve dolandırmak amacıyla farklı banka hesaplarına yönlendirilerek ekonomik zarara uğratıldığı, şüphelilerin eylemlerinin basit bir güven ilişkisi ile açıklanamayacağı ve dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluştuğu açıktır. Bu durumda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi yerine, soruşturmanın genişletilerek delillerin tamamının toplanması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>
<p>SONUÇ VE TALEP : Yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığımız nedenlerle; İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 03.04.2026 tarihli, 2025/… Sor. ve 2026/… K. sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararı’nın KALDIRILMASINA ve şüpheli hakkında ilgili suçlardan da iddianame düzenlenerek KAMU DAVASI AÇILMASINA karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederiz.</p>
<h2>Takipsizlik Kararına (KYOK) İtiraz Dilekçesi Örneği 2</h2>
<p style="text-align: center;"><strong>İSTANBUL ANADOLU SULH CEZA HAKİMLİĞİNE</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>Gönderilmek Üzere</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>İSTANBUL ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA</strong></p>
<p>DOSYA NO : 2025/… Sor. &#8211; 2026/… K.</p>
<p>MÜŞTEKİ : ……………… (TCKN: ……..……….)</p>
<p>VEKİLİ : Av. BUĞRA ÇAPA</p>
<p>ŞÜPHELİ : ……………………</p>
<p>SUÇ : Sesli Yazılı Veya Görüntülü Bir İleti İle Hakaret Ve Tehdit</p>
<p>KONU : İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın … Soruşturma numaralı dosyaya ilişkin verilen Ek Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararına itirazlarımızın sunumudur.</p>
<p>AÇIKLAMALAR :</p>
<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı&#8217;na ibraz ettiğimiz 29/05/2025 tarihli şikayet dilekçemiz üzerine başlatılan 2025/… soruşturma sayılı dosyamıza ilişkin Ek Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar; “………………” şeklinde karar tesis edilmiştir. İşbu karar usul ve yasaya aykırı olup bu hususta itirazlarımızı sunmak gerekliliğimiz hasıl olmuştur. Şöyle ki;</p>
<p>TCK madde 125 ve TCK madde 106 kapsamında “sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret&#8221; ve &#8220;tehdit&#8221; suçları oluşmuştur. Dosyada bulunan mesajların ekran görüntülerinden de anlaşılacağı üzere şüphelinin gerçekleştirdiği eylemler, Türk Ceza Kanunu kapsamında suç teşkil etmektedir. Gönderilen mesajlarda yer alan &#8220;………….&#8221;, &#8220;…………………&#8221; şeklindeki ifadeler, müvekkilin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek saldırı niteliğindedir.</p>
<p>(Bu alandaki bilgiler, ilgilinin somut durum ve şartlarına uygun şekilde düzenlenmelidir.)</p>
<p>CMK m.160/2 hükmü gereğince; &#8220;Cumhuriyet savcısı, hem lehine hem aleyhine olan delilleri toplayarak, maddi gerçeği araştırır.&#8221;</p>
<p>Tüm bu sebepler neticesinde mezkur telefon numarasının ……….. isimli şüpheliye ait olduğu ve ………….. ile bağlantısı olduğu, TCK madde 125 ve 106 uyarınca Sesli, Yazılı Veya Görüntülü Bir İleti İle Hakaret ve Tehdit suçlarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Dosyaya konu olaylar hakkında etkin bir soruşturma yürütülmeden şüpheli hakkında doğrudan &#8220;EK KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR&#8221; verilmiş olması usule ve yasaya aykırıdır.</p>
<p>SONUÇ VE TALEP : Yukarıda açıklanan nedenler ve resen gözetilecek hususlar çerçevesinde itirazımızın kabulüyle, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2025/… Soruşturma numaralı dosyaya ilişkin şüpheli hakkında verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının itirazen KALDIRILMASINA ve ilgili dosyada şüpheli hakkında iddianame düzenlenerek KAMU DAVASI AÇILMASINA KARAR VERİLMESİNE saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.</p>
<h2>Takipsizlik Kararına İtiraz Nereye Yapılır?</h2>
<p>Savcılığın verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (takipsizlik kararı), mağdur ya da suçtan zarar gören kişileri kesin olarak bağlamaz. Kanun koyucu, bu kişilerin söz konusu karara karşı itiraz hakkını kullanmalarına olanak tanımıştır.</p>
<p>CMK’nın 173. maddesine göre; KYOK (Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar/Takipsizlik) itirazı, kararı veren Cumhuriyet savcısının görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki Sulh Ceza Hakimliğine yapılır. İtiraz dilekçesi doğrudan hakimliğe ya da kararı veren Cumhuriyet Başsavcılığına verilebilir.</p>
<p>Ceza muhakemesi hukukunda takipsizlik kararına karşılık itiraz hakkı, Sulh Ceza Hakimliğine hem denetim hem de soruşturmayı yönlendirme yetkisi tanımaktadır. İtiraz başvurusunda, kamusal yargılamanın başlatılmasını haklı gösterecek olguların ve delillerin gösterilmesi şarttır. Hakimlik, mevcut dosyayı karara bağlamak için tahkikatın genişletilmesini gerekli görürse, bu doğrultudaki talebini net bir şekilde belirterek Cumhuriyet başsavcılığına iletir. Kamu davasının açılması için aranan yeterli şüphe kriterinin oluşmadığı durumlarda, itirazın gerekçeli olarak reddine, ikame edilen masrafların itiraz eden üzerinde bırakılmasına hükmedilir ve dosya savcılığa tevdi olunur. Kesinleşen bu ret kararı Cumhuriyet savcısı tarafından ilgililere bildirilir. Öte yandan, itirazın kabulü yönündeki bir karar verilir ise Cumhuriyet savcısı üzerinde hukuki bir bağlayıcılık doğurur ve savcının kamu davasını açmak üzere bir iddianame tanzim ederek mahkemeye sunması zorunluluk arz eder.</p>
<h2>KYOK’a İtiraz Kaç Günde Sonuçlanır?</h2>
<p>KYOK itirazının ne kadar sürede sonuçlanacağı hususunda kanunda kesin bir süre belirtilmemiştir. İtirazı inceleyen mahkemenin iş yükü ve yoğunluğuna göre değişen bu süreç, ortalama 1-2 ay civarında tamamlanmaktadır. Ancak olayın niteliği, delillerin kapsamı ve karmaşıklığı bu süreyi doğrudan etkiler. Örneğin; ifade tutanaklarının fazlalığı veya dosyaya sunulan veri ve delillerin detaylı bir inceleme gerektirmesi, karar süresinin uzamasına neden olabilmektedir.</p>
<h2>Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar Ne Zaman Kesinleşir?</h2>
<p>Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde itiraz hakkı tanınmaktadır. Bu yasal süre içinde herhangi bir itirazda bulunulmaz ve süre kaçırılırsa KYOK (Takipsizlik Kararı) kesinleşecektir.</p>
<p>Bu itiraz, Sulh Ceza Hakimliğine yapılır. Hakimlik tarafından yapılacak inceleme sonucunda kovuşturmaya devam edilmesine dair bir karar verilmezse, bu durum gerekçeli olarak açıklanır, verilen ret kararı ilgililere tebliğ edilir ve böylece karar kesinleşmiş olur. Yani, Sulh Ceza Hakimliği tarafından itirazın reddedilmesi üzerine karar kesinleşir.</p>
<p>CMK 172/2 maddesi gereğince; kesinleşen karardan sonra kamu davasının açılması için yeni bir delil elde edilmedikçe ve o konu ile ilgili Sulh Ceza Hakimliğince bir karar verilmedikçe bu fiilden dolayı kamu davası açılamaz. Yeniden soruşturma yapılabilmesi için yeni bir delilin ortaya çıkması şarttır. Bu delil ortaya çıkmadan, Cumhuriyet savcısı kamu davasını kendiliğinden açamayacaktır.</p>
<h2>Dilekçe Hazırlanırken Nelere Dikkat Edilmeli?</h2>
<p>KYOK (Takipsizlik Kararı) itiraz dilekçesi hazırlanırken, öncelikle soruşturmanın derinleştirilmesi ve kamu davası açılması gerektiğini ortaya koyan hukuki gerekçeler ile deliller açıkça belirtilmelidir. İddianameye konu olacak somut olay, şüpheye yer bırakmayacak şekilde detaylandırılmalıdır. Bu sürecin hak kaybına yol açmaması adına, alanında uzman bir hukukçudan destek alınması büyük önem arz etmektedir.</p>
<p>Dilekçede, suçun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren ve dava açmaya elverişli olan nedenler delilleriyle birlikte ortaya konulmalıdır. KYOK kararı verilirken dosyada yer almayan veya dosyada bulunmasına rağmen Cumhuriyet savcılığınca değerlendirilmeyen deliller net bir şekilde açıklanmalıdır. Keza, varlığı yeni öğrenilen bir delilin ortaya konulması, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılarak soruşturmanın yeniden başlamasını sağlayacaktır. Soruşturmanın eksik yürütüldüğü, yeterli araştırmanın yapılmadığı gibi hususlar somut dayanaklarla açıklanmalı, itiraz merciini ikna edecek güçlü hukuki argümanlar ve yasal mevzuata uygun gerekçelerle dilekçe titizlikle hazırlanmalıdır.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/takipsizlik-kararina-itiraz-dilekcesi/">Takipsizlik Kararına (KYOK) İtiraz Dilekçesi</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/takipsizlik-kararina-itiraz-dilekcesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kiracının Erken Tahliyeden Doğan Sorumluluğu</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/kiracinin-erken-tahliyesi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/kiracinin-erken-tahliyesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2025 08:40:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3070</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kira sözleşmeleri, hem kiraya verenin hem de kiracının belirli bir süre boyunca hak ve yükümlülüklerini karşılıklı olarak taahhüt altına aldığı, iki tarafa borç yükleyen önemli hukuki işlemlerdir. Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun ilgili maddeleriyle sıkı bir şekilde düzenlenen bu ilişkide, sözleşmenin süresinden önce, haklı bir sebep olmaksızın kiracı tarafından erken tahliye edilmesi, borca aykırılık teşkil eder. Bu &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/kiracinin-erken-tahliyesi/">Kiracının Erken Tahliyeden Doğan Sorumluluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kira sözleşmeleri, hem kiraya verenin hem de kiracının belirli bir süre boyunca hak ve yükümlülüklerini karşılıklı olarak taahhüt altına aldığı, iki tarafa borç yükleyen önemli hukuki işlemlerdir.</p>
<p>Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun ilgili maddeleriyle sıkı bir şekilde düzenlenen bu ilişkide, sözleşmenin süresinden önce, haklı bir sebep olmaksızın kiracı tarafından erken tahliye edilmesi, borca aykırılık teşkil eder. Bu durum, yalnızca bir sözleşme ihlali olmakla kalmaz; aynı zamanda kiraya verenin, sözleşme bitimine kadar elde etmeyi umduğu kira gelirinden mahrum kalmasına yol açarak zarara uğramasına neden olur.</p>
<p>Bu makalenin ilerleyen bölümlerinde, kiracının erken tahliye durumunda ne tür bir sorumluluk altına girdiği ve bu sorumluluğun hukuki sınırlarının neler olduğu detaylıca ele alınacaktır.</p>
<h2>Kira Sözleşmesi Ne Zaman Sona Erer?</h2>
<p>Kira sözleşmesinin sona erme zamanı, sözleşmenin belirli süreli olup olmamasına bağlıdır; konut ve çatılı işyeri kiralarında belirli sürenin bitimi bakımından, kira sözleşmesinin yenilenmesinden 15 gün öncesinde bildirim yapmadıkça sözleşmeyi bir yıl daha uzatır ve kiraya veren ancak on yıllık uzama süresinin sonunda kira sözleşmesini feshedebilir.</p>
<p>Belirsiz süreli sözleşmelerde ise fesih bildirim sürelerine uyularak sonlandırılabilir veya her iki tür sözleşme de kiracının tahliye taahhüdü, kiranın ödenmemesi, ev sahibinin ihtiyacı, yeniden inşa gibi Türk Borçlar Kanunu&#8217;nda belirtilen haklı tahliye nedenlerinden biriyle süresinden önce sona erebilir.</p>
<h2>Belirli Süreli Kira Sözleşmesinin Sona Ermesi</h2>
<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarının sona ermesi TBK’nın 347. maddesinde düzenlenmiştir.</p>
<p>TBK’nın 347. Maddesinde; “ Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az on beş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.”</p>
<p>Belirli süreli kira sözleşmeleri, kiracının sürenin bitiminden en az 15 gün önce bildirim yapmasıyla sona erer; aksi halde sözleşme bir yıl uzar. Kiraya veren ise, sözleşme süresinin dolmasına dayanarak fesih yapamaz; ancak 10 yıllık uzama süresi tamamlandıktan sonra, uzayan her yılın bitiminden en az 3 ay önce bildirimle sözleşmeyi feshedebilir.</p>
<h2>Belirsiz Süreli Kira Sözleşmesinin Sona Ermesi</h2>
<p>TBK m.347’ye göre belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler. TBK m.347/1. Fıkrasının 3. Cümlesinde kira süresinin bitiminden itibaren 10 yıl geçmesi halinde kiraya verenin üç ay önceden bildirimde bulunması gerekmektedir.</p>
<p>Görüldüğü üzere belirsiz süreli kira sözleşmeleri bakımından kiracıya ve kiraya verene sözleşmeyi sona erdirebilme yetkisi verilmiştir. Belirsiz süreli kira sözleşmesini kiracı her zaman feshedebilecektir. Bunun için haklı bir nedene ihtiyacı olmadığı gibi, sebep göstermek zorunda da değildir. Böyle bir feshin tazminat sorumluluğu da yoktur. Ancak kiralayanın sözleşmeyi feshedebilmesi için kira sözleşmesinin başlangıcından itibaren on yıl geçmiş olması gerekmektedir. Kiralayan bu sürenin geçmiş olmasıyla beraber haklı nedene dayanmak zorunda olmayıp, fesih sürelerine uymak zorundadır. Kiraya veren belirlenen sürenin sonu için veya altı aylık kira döneminin sonu için üç aylık fesih bildirimine uyarak sözleşmeyi feshetmelidir.</p>
<h2>Kiracı, Kira Sözleşmesi Bitmeden Evden Çıkabilir Mi?</h2>
<p>Kiracı, kural olarak kira sözleşmesinde belirtilen süre boyunca evi kullanmakla ve kira ödemelerini yapmakla yükümlüdür. Ancak haklı ve geçerli nedenler varsa akdedilmiş kira sözleşmesi süresinin sonunu beklemeksizin kiralanan konuttan ayrılması mümkündür.</p>
<p>TBK m.331 – “Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir.”</p>
<p>Kiracı ilgili kanun maddesine dayanarak haklı bir nedenin doğması halinde kira sözleşmesini her zaman feshedebilir. Örnek verecek olursak evin yaşanamayacak bir hale gelmesi (ciddi bir tadilat ihtiyacı, rutubet, su baskını, güvenlik tehlikesi vs.), tayin, hastalık (tedavi gerekliliği), mücbir sebepler, ev sahibinin evi sürekli kontrol etmesi gibi nedenlerle kiracı evi tahliye edebilmektedir. Ancak, kiracının sözleşme süresi dolmadan ve sebepsiz yere kiralananı tahliye etmesi durumunda, bu eylem kiraya verenin zararlarının doğmasına yol açabilir. Bu gibi bir haksız fesih neticesinde, kiracı, Borçlar Kanunu&#8217;nun ilgili hükümleri uyarınca, kiraya verenin uğradığı zararları tazmin etme yükümlülüğüyle karşı karşıya kalacaktır. Tahliye hakkı saklı olmakla birlikte, sebepsiz erken tahliyenin sonuçları kiracının sorumluluğundadır.</p>
<h2>Kiracı, 1 Yılı Dolmadan Evden Çıkarsa Hukuki Olarak Sonuçları Ne Olur?</h2>
<p>Kiracının kiralananı kullanmak istememesi hali TBK’nın 325. Maddesinde düzenlenmiştir. Kiralananın kullanılmaması, TBK’nın 1. Ayrımında genel hükümler bölümünün “özel durumlar” faslında ve TBK’nın 325. Maddesinde düzenlenmiştir. İlgili maddede aynen;</p>
<p>“Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları sona erer. Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür.”</p>
<p>TBK m.325 hükmü her türlü kira sözleşmeleri için geçerlidir. Kira sözleşmesinin kiracı tarafından haklı olarak feshi halinde bu maddenin uygulama alanı yoktur. Kira sözleşmesinin kiracı tarafından haklı nedenle feshi halinde kiracının erken tahliyeden dolayı sorumlu tutulması düşünülemez. Kira sözleşmelerinde kiracıya önceden haber vermek ve belli bir süre sonunda tahliye şartı ile erken fesih hakkı tanınabilir. Sözleşmeye uygun olarak fesih bildirimi yapılmış ve süresinde tahliye gerçekleştiği takdirde, kiracının erken tahliye nedeniyle kira borcu olmayacaktır. Fesih bildirimi sözleşmeye uygun yapılmadığı takdirde makul süre, tahliyeden itibaren sözleşmede yazılı süre olarak kabul edilecektir.</p>
<p>Eğer usulüne uygun olarak fesih yapılmaz ise bu takdirde kiracı sözleşmede yazılı süre ile sınırlı erken fesih tazminatından sorumlu olacaktır. Süre konulmamış ise makul süre bilirkişi incelemesi ile belirlenecektir. Erken fesih nedeniyle kiracının tazminattan muaf tutulabilmesine dair sözleşme hükümleri de geçerli olabilecektir. Fesih bildirimi sözleşmeye uygun yapıldığı takdirde makul süre, tahliye tarihinden itibaren hesap edilmelidir. Kira sözleşmesi ancak makul sürenin dolması ile son bulur. Kiralayanın makul süre içinde yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka bir tarzda kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kaçındığı giderleri kira bedelinden indirmek zorundadır.</p>
<h2>Kiraya Verenin Erken Tahliye Sebebiyle Uğradığı Zararın Tazmini</h2>
<p>Ancak, kira ilişkisi devam ederken tek taraflı fesih yetkisi kanunen kendisine tanınmamış olan kiracının, kiraya veren tarafın onayı ve bilgisi dışında hareket etmesi ve bu eylemini haklı kılacak geçerli bir nedene dayandırmaması, sözleşmenin ihlali anlamına gelen bir haksız fesih teşkil eder. Böylesi bir durumda kiracının erken tahliyesi, kiraya verenin yeni bir kiracı bulana kadar uğrayacağı kira bedeli kaybı veyahut aidat bedeli gibi maddi zararların ortaya çıkmasına sebep olur ve kiracı bu zararları tazminle sorumludur.</p>
<p>TBK m.324 :“Kullanıma elverişli bulundurulduğu sürece kiralanan, kiracının kendisinden kaynaklanan bir sebeple kullanılmasa veya sınırlı olarak kullanılsa bile kiracı, kira bedelini ödemekle yükümlüdür. Bu durumda, kiraya verenin yapmaktan kurtulduğu giderler kira bedelinden indirilir.” Bu kanun maddesine göre, kiracı erken tahliye halinde kiralananın benzer koşullarda yeniden kiraya verilecek süre boyunca kira bedelini ödemekle yükümlüdür. Tahliye tarihinden itibaren kiralananın benzer koşullarda yeniden kiraya verilebileceği makul sürenin belirlenir ve bu süre boyunca kiracının sorumlulukları devam eder. Kiracının sorumluluğu, anahtar teslimini takiben başlayacak olan makul süre boyunca devam edecektir. Bu süreçte kiraya verenin yapmaktan kurtulduğu giderler kira bedelinden indirilir ve hesaplamalar bu şekilde yapılır.</p>
<h2>Kiracı, Sorumluluktan Kurtulmak Adına Nasıl Bir Yol İzlemeli?</h2>
<p>Kiracı erken tahliyeden kaynaklı sorumluluğunu bertaraf etmek adına yeni kiracı bulma teklifinde bulunabilir. Kiralayan kiracı bulma teklifini düşünmek isterse makul süre kiralanın bulunduğu yere göre değişkenlik göstermektedir. Yeni kiracı teklifinin değerlendirilmesinde objektif ölçütler kadar sübjektif ölçütlerde kiralayan tarafından değerlendirilebilecektir. Yeni kiracı kiralayandan daha iyi şartlar talep edemez. Mevcut kiracı yeni kiracı bulma teklifi kiralayan tarafından kabul edilmezse kiracının borcu sona erecektir.</p>
<h3>Sözleşme Süresi Dolmadan, Ev Sahibi Kiracıyı Mülkten Çıkarmak İsterse Ne Olur?</h3>
<p>Yürürlükteki bir kira sözleşmesi, kiracıya kiralanan yerde kalma güvencesi sağlar. Ev sahibi, sözleşme süresi boyunca, geçerli ve haklı bir hukuki neden ortaya çıkmadıkça kiracıyı mülkten çıkaramaz. Kiracının rızası olmadan veya yasal şartlar oluşmadan yapılan tahliye talepleri kiracı için bağlayıcı değildir. Ev sahibinin fiili müdahale yoluyla veya tek taraflı iradeyle tahliye gerçekleştirmeye çalışması kesinlikle hukuka aykırıdır.</p>
<p>Tahliye işlemi, yalnızca usulüne uygun olarak açılan bir dava sonucunda, mahkeme kararıyla ve bu kararın icra organlarınca infaz edilmesiyle mümkündür. Kiracının konuttan çıkarılması, tamamen yargısal bir süreç gerektirir. Ev sahibi, sözleşme süresi dolmadan ve sözleşme süresinin bitimine dayanarak kiracıyı evden çıkaramaz. Ancak 10 yıllık uzama süresinin dolması halinde bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce yazılı bildirimde bulunmak şartıyla, herhangi bir sebep göstermeksizin tahliye davası açmak adına sözleşmeyi feshedebilir. Ancak TBK m.347/3 hükmüne göre konut ve çatılı işyeri kiralarının genel hükümlere göre sonlandırılabileceği “Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilirler.” cümlesi ile ifade edilmiştir.</p>
<p>Kira sözleşmesine konu taşınmazın, kiracı tarafından özenle kullanma mükellefiyetine aykırılık halinde kiralayanın sözleşmeyi fesih hakkı saklı tutulmuştur. Kiracının bu yükümlülüğünü ihlal etmesine örnek olarak, kiracının kira bedellerini ödememesi nedeniyle aynı kira dönemi içerisinde kendisine iki haklı ihtarname gönderilmesi halinde kiraya veren tarafından haklı nedenle tahliyesi talep edilebilecektir.</p>
<p>Yine kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle kira sözleşmesinin sona ermesi TBK m.350 ve 351. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK m.350/1 bendinde kiraya verenin veya yakınlarının; eşi, altsoyu, üstsoyu, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin gerçekten ve samimi bir şekilde ihtiyaç duyması halinde belirli süreli sözleşmenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir. Yeni malikin gereksinimi başlıklı TBK m.351’de madde de bu madde işe bağlantılı olup taşınmazı edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı dava ile sonlandırabilecektir.</p>
<p>TBK m.350/2 bendinde açıklandığı üzere kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla kapsamlı bir onarım, genişletme ya da değiştirme işleminin zorunlu olması ve bu işlemler süresince kiralananın kullanılamaz hale gelmesi durumunda, kiraya veren; belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin bitiminden itibaren, belirsiz süreli kira sözleşmelerinde ise kanunda öngörülen fesih dönemlerine ve bildirim sürelerine uygun olarak belirlenecek tarihten itibaren bir ay içinde açacağı dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.</p>
<p>Son olarak kiracının, kiralananı belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak ve kiralananı teslim aldıktan sonra taahhüt etmesi hâlinde, kiraya veren bu tarihten itibaren bir ay içinde tahliye talebine ilişkin icra takibi başlatabilir. Bu hak, Türk Borçlar Kanunu’nun 352/1. maddesine dayanır ve geçerli bir tahliye taahhüdü, kiraya verene sözleşmeyi mahkeme kararıyla sona erdirme imkânı tanır.</p>
<h3>Erken Tahliye Tazminatı Nedir? Nasıl Hesaplanır?</h3>
<p>Kiracı ve kiraya veren ilişkilerinde, kiracının sözleşme süresi dolmadan evi veya iş yerini erken tahliye etmesi durumunda kiraya verenin uğradığı zararı karşılamak zorundadır.</p>
<p>Belirli süreli kira sözleşmelerinde, kiracının ödemekle yükümlü olduğu zarar, genellikle kira süresinin sonuna kadar olan kira bedelidir. Ancak, Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesi ve Yargıtay içtihatları, bu sorumluluğun kapsamını daraltarak, kiracının tazminat yükümlülüğünü sadece “makul bir süre” ile sınırlar.</p>
<p>Taşınmazı erken tahliye etse dahi kiracı, anahtarı teslim ettiği tarihten başlayarak, sözleşme süresinin tamamı yerine, makul görülen bir dönem boyunca kira bedelini ödemek durumundadır. Bu süre, kiraya verenin mülkü tekrar kiraya verebilmesi için gerekli olan zaman aralığını ifade eder ve genellikle bilirkişi raporu ile belirlenir. Uygulamada, bu süre çoğunlukla iki ila altı ay arasında değişmekle birlikte, her somut olayda farklılık gösterebilir. Ayrıca, bazı kira sözleşmelerine eklenen özel hükümler, bu makul süreyi kiraya verenin aleyhine kısıtlayabilir ve tazminat miktarını azaltabilir. Bu durum, taraflar arasında çıkabilecek ihtilafların çözümünde önemli bir rol oynar. Dolayısıyla, kira sözleşmesi hazırlanırken, makul süre ve tazminat yükümlülükleri açıkça ve dikkatlice düzenlenmelidir.</p>
<h3>Kiracı Mülkten Erken Çıkarsa Depozito Alabilir Mi?</h3>
<p>Kiracının, haklı bir sebep olmaksızın veya kira sözleşmesine aykırı bir şekilde sözleşme süresi bitmeden kiralanandan erken ayrılması yasal olarak mümkündür. Ancak bu durum, TBK m. 325 gereğince kiracının belli başlı tazminat yükümlülüklerini beraberinde getirir. Buna rağmen, kiracının erken tahliyesi tek başına ödenen depozitonun tamamının kiraya veren uhdesinde kalacağı anlamına gelmez.</p>
<p>Depozitonun temel amacı, kiralananın sözleşme sonunda hasarsız teslim edilmesini ve kiracıdan kaynaklanan borçların ödenmesini garanti altına almaktır. Bu nedenle, somut olayda şartlar oluşmuşsa, kiracı depozitonun iadesini talep etme hakkına sahiptir.</p>
<p>Kiracının kira sözleşmesinin süresinden önce tahliyesi durumunda, kiraya verenin Türk Borçlar Kanunu m. 325 hükmü uyarınca kiralananın yeniden kiraya verilebileceği makul süreye ilişkin bir kira kaybı alacağı doğmaktadır. Bu alacak, kira ilişkisinin sona ermesinden kaynaklanan özel bir talep hakkıdır. Diğer yandan, kiracının da kira sözleşmesinin başında teminat olarak ödediği depozito iade alacağı mevcuttur. Depozito alacağı, sözleşmesel taahhütlerin yerine getirilmesi şartıyla kiracıya iade edilmesi gereken ayrı bir hukuki yükümlülüktür.</p>
<p>Kiraya verenin kira kaybı zararı ve kiracının depozito iade alacağı hukuken birbirinden bağımsızdır. Kiraya verenin kira kaybı alacağı gerekçe gösterilerek, tek taraflı bir tasarrufla depozito iade yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırması veya keyfi olarak kesinti yapması mümkün değildir. Bununla birlikte, sözleşme tarafları , hukuki ihtilaftan kaçınmak amacıyla karşılıklı irade beyanlarıyla anlaşabilirler. Bu anlaşma çerçevesinde, kiracının erken tahliyesi nedeniyle oluşan kira kaybı zararı, kiracının depozito alacağından mahsup edilerek taraflar anlaşma yoluna gidebilir. Ancak bu uygulama, kiracının depozito üzerinde hiçbir hakkının kalmadığı veya baştan itibaren depozitoyu alamayacağı anlamına gelmemektedir; yalnızca iki farklı alacağın karşılıklı takas işlemidir.</p>
<h3>Kiracı Evden Çıkacağını Kaç Ay Önceden Haber Vermelidir?</h3>
<p>Kiracının, kiralananı tahliye etmeden önce kullanması gereken fesih bildirim süreleri, akdedilen kira sözleşmesinin belirli veya belirsiz süreli olmasına göre farklılık arz etmektedir. Belirli süreli kira sözleşmelerinde, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca kiracı, sözleşme süresinin sona ermesinden en az on beş gün önce kiraya verene yazılı bildirimle fesih hakkını kullanmak zorundadır (TBK m. 347). Bu süreye uyulmaması halinde, kira sözleşmesi aynı koşullarla bir yıl uzamış sayılır. Öte yandan, kira sözleşmesinin belirsiz süreli olması durumunda kiracı sözleşmeyi kanuni fesih dönemlerine uyarak sona erdirebilir; bu kapsamda kiracının, kira sözleşmesini altı aylık fesih dönemlerinin sonu için en az üç ay önce yazılı olarak bildirimde bulunması gerekmektedir.</p>
<p>Kiracının bu kanuni ve sözleşme fesih bildirim sürelerine riayet etmemesi durumunda, kendisi açısından sözleşmenin devamına ilişkin hukuki sonuçlar doğar. Kiracı, kiraya verenin uğrayabileceği, kiralananın aynı şartlarla yeniden kiraya verilebileceği makul süreye ilişkin kira kaybı gibi zararları tazmin etmekle yükümlü olacaktır. Ayrıca, konut ve çatılı işyeri kiraları için fesih bildiriminin yazılı şekilde yapılması hukuki bir geçerlilik şartıdır.</p>
<p>Kira sözleşmelerinde fesih bildiriminin hangi süre içinde yapılacağı taraflar arasında da düzenlenebilmektedir. Bu belirleme Türk Borçlar Kanunu’nda öngörülen asgari süreye aykırı olmamalıdır. Dolayısıyla, kira sözleşmesinde bir fesih bildirimi süresi öngörülmüşse, bu sürenin TBK’nın ilgili maddelerinde belirtilen asgari sürelerle çelişmemesi gerekir. Aksi halde, söz konusu hüküm kiracının aleyhine olduğundan dolayı geçersiz kabul edilir ve fesih bildirimi kanuni süreler dikkate alınarak değerlendirilir.</p>
<h3>Ev Sahibinin Kirayı Almayı Kabul Etmemesi Durumunda Ne Yapılmalı?</h3>
<p>Taşınmaz kira ilişkilerinde, kiracıyı tahliye etme amacıyla hareket eden ev sahibinin kötü niyetli davranışları, hukuki düzenin koruması gereken temel bir sorunsalı teşkil eder. Ev sahibi, borcun ifasını imkânsız kılmak maksadıyla, kira bedelini almaktan kasıtlı olarak imtina edebilir. Bu kaçınma, nakit ödemelerde adresi terk etmek veya bankacılık işlemlerinde hesapları işlevsiz kılmak gibi eylemlerle yapılabilir. Bu durum, ödeme iradesine sahip iyi niyetli kiracıyı, borçlu duruma düşürme ve dolayısıyla tahliye tehdidi ile karşı karşıya bırakır.<br />
Türk Borçlar Hukuku, kiracının bu tür bir alacaklı temerrüdünden kaynaklanan haksız riski üstlenmesini engellemek</p>
<p>için kiracıyı korumaktadır. Tevdi Mahalli Tayini Davası olarak bilinen bu hukuki yol, kiracının, kira ödeme yükümlülüğünün doğduğu an itibarıyla, ödeme edimini yargı eliyle hukuken geçerli bir yere ifa etmesini sağlar. Tevdi mahalli tayini TBK 107. Maddesinde düzenlenmiştir. Bu davanın ikamesiyle, kira bedeli mahkemece belirlenen bir tevdi mahalli aracılığıyla yatırılır. Bu yatırma işlemi, kiracının borcunu usulüne uygun olarak ödediği anlamına gelir ve ev sahibinin sırf ödemeden kaçınmaya dayanan tahliye taleplerini hukuken bertaraf eder. Bu ihtilafın çözümünde görevli yargı mercii Sulh Hukuk Mahkemesi olup, dava, gayrimenkulün bulunduğu yer mahkemesinde açılmalıdır. Bu mekanizma, sözleşme güvenini zedeleyen kötü niyetli eylemlere karşı kiracının en güçlü hukuki dayanağını oluşturur.</p>
<h3>Kiracının Erken Tahliyesinde Yargıtay Kararları</h3>
<p><strong>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi&#8217;nin 20.09.2017T. ve 2017/13505-12321 Sayılı İlamı:</strong></p>
<p>“Sözleşmeye ekli teslimat başlıklı belgeye el yazısı ile bila notu yazılı maddede “metro kargo kiralanan mülkü 2 ay önce haber vermek suretiyle boşaltma hakkına sahiptir.” Düzenlemesi yer almakta olup bu hüküm tarafları bağlar. Davacı kiracı bu hükme uymadan kiralananı tahliye etmiştir. Makul süre 2 aydan ibarettir.”</p>
<p><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 07.02.2017T. ve 2017/348-849 Sayılı İlamı:</strong></p>
<p>“Taraflar arasında 20.05.2011 tarihli ve 2 yıl süreli kira sözleşmesi mevcuttur. Kiralananın 20.07.2013 tarihinde tahliye edildiği ihtilafsızdır. Tahliye tarihi ile ihtarnamenin tebliğ tarihi arasında kira sözleşmesinin hususi şartlar bölümünün 7. Maddesinde öngörülen bir aylık süre bulunmamakta ise de davacının 20.07.2013 tarihine kadar olan kira bedellerini peşin ödediği ve bu tarihe kadar olan kira bedellerini istemediğine göre davacı kiracının taşınmazı 20.07.2013 tarihinde tahliye ettiğinin kabulü ile bir aylık ihbar süresine uyulduğunun kabulü gerekir.”</p>
<p><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 02.02.2016T. 2014/13867 E. 2016/601 K. Sayılı İlamında:</strong></p>
<p>“Dava kira ve aidat bedellerinin tahsili istemine ilişkindir. Davalı sözleşmede ön görülen 2 yıllık süre dolmadan kira sözleşmesini haklı nedene dayanmadan feshetmiştir. Davalı kiracı henüz iki yıllık süre dolmadan sözleşmeyi feshettiğine göre davalının kiralananı erken tahliye ettiğinin kabulü gerekir. Erken tahliye halinde ise kiracı kiralananın benzer koşullarda yeniden kiraya verilebilecek süre kira bedeli ile sorumludur. O nedenle mahkemece yapılacak iş tarafların tahliye tarihi olarak kabul ettiği 30.9.2011 tarihinden itibaren kiralananın benzer koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul sürenin belirlenmesi ve davacının kazanılmış hakkı da gözetilerek belirlenen süre miktarı kadar kira bedeline ve aidat bedeline hükmedilmesi gerekirken iki yıllık süre dolduktan sonra uygulanması gereken ihbar koşulu esas alınarak karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.”</p>
<h3>3 Aylık Kira Sözleşmesi Olur Mu?</h3>
<p>Türk Borçlar Kanunu&#8217;na göre, kira sözleşmelerinin süresi konusunda bir alt sınır kısıtlaması yoktur. Bu nedenle kısa süreli yapılacak kira sözleşmeleri hukuken geçerlidir. Taraflar aralarında anlaşarak 3 ay süre ile sözleşme yapabilirler. Ancak, özellikle konut ve çatılı işyeri kiralamalarında kanun koyucu kiracıyı korumaktadır. Belirli süreli kira sözleşmelerinde kiracı sözleşmenin bitiminden 15 gün önce fesih bildiriminde bulunmadıkça kira sözleşmesi bir yıl süre ile uzatılacaktır.</p>
<p>Türk Borçlar Kanunu’na göre, belirli süreli konut ve çatılı işyeri kira sözleşmeleri sürenin sona ermesiyle kendiliğinden sona ermez. Kira süresi kısa tutulmuş olsa dahi, kiraya verenin yalnızca sürenin bitmiş olmasına dayanarak kiracıyı tahliye etmesi mümkün değildir. Kiraya veren, ancak kanunda öngörülen haklı sebeplerin varlığı hâlinde veya on yıllık uzama süresinin bitiminde tahliye hakkını kullanabilir. Aksi halde, sözleşme kiracı lehine uzamaya devam eder.</p>
<h3>6 Aylık Kira Sözleşmesi Olur Mu?</h3>
<p>Türk Borçlar Kanunu kira sürelerine alt sınır getirmez; dolayısıyla 6 aylık belirli süreli bir sözleşme yapılması da tamamen geçerlidir. Ancak, 3 aylık sözleşmelerde olduğu gibi, sözleşmenin süresi kiraya verene tahliye hakkı vermez. Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracıyı koruma ilkesini esas aldığından, 6 aylık süre dolduğunda sözleşme kendiliğinden sona ermez. Kiracı, sözleşme bitiminden 15 gün önce yazılı bildirimle çıkacağını beyan etmediği sürece, sözleşme uzamaya devam eder.</p>
<p>Dolayısıyla Türk Borçlar Kanunu uyarınca, kiracı on yıllık uzama süresi sona erene kadar sözleşme koruması altındadır. Kiraya verenin tahliye talebi, ancak kanunda sayılan haklı sebeplerin (konut ihtiyacı, esaslı tadilat, tahliye taahhüdü vb.) varlığı ve bunun yargı yoluyla ispatı halinde mümkün olabilir.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/kiracinin-erken-tahliyesi/">Kiracının Erken Tahliyeden Doğan Sorumluluğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/kiracinin-erken-tahliyesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İş Göremezlik Raporu</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/is-goremezlik-raporu/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/is-goremezlik-raporu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Sep 2025 07:42:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3043</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde iş hayatının yoğun temposu ve çalışma koşullarının çeşitliliği, çalışanların zaman zaman sağlık sorunlarıyla karşılaşmasına neden olmaktadır. Bu tür durumlarda, iş göremezlik raporu, çalışanın geçici veya kalıcı olarak işini yapamayacağını resmi olarak belgeleyen önemli bir araçtır. Hem işverenler hem de çalışanlar için hukuki ve sosyal güvenlik açısından büyük öneme sahip olan bu rapor, çalışma hayatının &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/is-goremezlik-raporu/">İş Göremezlik Raporu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde iş hayatının yoğun temposu ve çalışma koşullarının çeşitliliği, çalışanların zaman zaman sağlık sorunlarıyla karşılaşmasına neden olmaktadır. Bu tür durumlarda, iş göremezlik raporu, çalışanın geçici veya kalıcı olarak işini yapamayacağını resmi olarak belgeleyen önemli bir araçtır.</p>
<p>Hem işverenler hem de çalışanlar için hukuki ve sosyal güvenlik açısından büyük öneme sahip olan bu rapor, çalışma hayatının düzenli işleyişini sağlamak ve hakların korunmasını temin etmek amacıyla kullanılır. İş göremezlik raporu, geçerlilik şartları ve işlevi, çalışma hayatındaki yeri ile sağlık sistemindeki rolü, bu makalenin temel inceleme alanlarını oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu yazımızda iş göremezlik raporuna ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>İş Göremezlik Raporu Nedir?</h2>
<p>İş göremezlik raporu; çalışanın geçici süreyle görevini yerine getiremeyeceği durumlarda, yetkili sağlık kuruluşları tarafından düzenlenen resmi bir belgedir. Bu rapor genellikle iş kazası, gebelik, meslek hastalığı ya da kişinin sağlık durumunun mevcut işini yapmaya elverişli olmaması gibi hallerde verilir.</p>
<p>İş göremezlik raporunun temel amacı, çalışanın sağlık sorunları nedeniyle işe devam edemediği sürede ekonomik kayba uğramamasını sağlamak, bu döneme ilişkin sosyal güvenlik haklarından özellikle iş göremezlik ödeneğinden yararlanmasını mümkün kılmak ve işveren ile ilgili kurumların yasal sorumluluklarını yerine getirmesine yardımcı olmaktır. Ayrıca bu rapor, çalışanın tedavi sürecini tamamlamasına ve sağlığına kavuşarak işe dönüşünü güvenli bir şekilde gerçekleştirmesine zemin hazırlar.</p>
<h2>İş Göremezlik Nasıl Alınır?</h2>
<p>Sağlık sorunları nedeniyle çalışmaya ara verilmesi gereken durumlarda, çalışanların belirli kurallara uygun şekilde düzenlenmiş bir iş göremezlik raporu temin etmesi gerekir. Bu raporun geçerli sayılabilmesi için, yalnızca yetkili sağlık kurumları tarafından düzenlenmiş olması ve ilgili resmi sistemlere zamanında bildirilmesi büyük önem taşır.</p>
<p>İş göremezlik raporları, genellikle kamu hastanelerinde, özel hastanelerde veya aile sağlığı merkezlerinde yapılan muayeneler sonucunda verilir. Raporun Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) nezdinde kabul edilebilmesi için ilgili sağlık tesisinin SGK ile sözleşmeli olması ve raporun dijital ortamda sisteme işlenmesi gerekir. Hekim tarafından kişinin sağlık durumu değerlendirilir, gerekli görülürse tedavi süresine uygun bir şekilde rapor düzenlenir. Bu belgenin hem işveren hem de SGK tarafından tanınabilmesi adına raporun bir örneğinin çalışanın bağlı olduğu iş yerine de zamanında ulaştırılması gerekir. Belirtilen kurallara uygun hareket edilmediğinde, hem iş yerinde hem de sosyal güvenlik hakları bakımından çeşitli mağduriyetler yaşanabilir.</p>
<h2>İş Göremezlik Raporunu Kimler Alabilir?</h2>
<p>İş göremezlik raporu, sosyal güvenlik mevzuatı kapsamında sigortalı olarak çalışan bireylerin sağlık sebepleriyle geçici süreyle çalışamayacak duruma gelmeleri halinde düzenlenen resmi bir belgedir. Bu belge yalnızca belirli sigorta statülerinde yer alan ve mevzuatta aranan koşulları sağlayan kişiler tarafından alınabilir. İş göremezlik haline bağlı olarak ödenek hakkından yararlanılabilmesi için, yalnızca rapor alınmış olması yeterli olmayıp, aynı zamanda gerekli prim gün sayısının tamamlanmış ve raporun usulüne uygun bildirilmiş olması gerekmektedir.</p>
<h3>A) SGK Kapsamında Sigortalı Olanlar</h3>
<p>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) bünyesinde aktif olarak sigortalı olan kişiler, iş göremezlik raporuna başvurma hakkına sahiptir. Bu kapsamdaki sigortalılar üç temel gruba ayrılmaktadır:</p>
<p>4A (SSK) Kapsamında Olanlar: Hizmet akdi ile çalışan işçiler, yani özel sektör çalışanları bu gruba dahildir. Bu sigortalılar, geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanabilmek için, rapor başlangıç tarihinden geriye dönük son bir yıl içinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi ödemiş olmalıdır.</p>
<p>4B (Bağ-Kur) Kapsamında Olanlar: Kendi nam ve hesabına çalışan esnaf, sanatkâr ve serbest meslek mensupları bu grupta yer alır. 4B sigortalıları da iş göremezlik raporu alabilir, ancak geçici iş göremezlik ödeneğinden yararlanabilmeleri için hem prim borçlarının bulunmaması hem de en az 90 günlük primin ödenmiş olması gerekir. Ayrıca, 4B’liler yalnızca yataklı tedavi gerektiren durumlarda bu ödenekten faydalanabilir.</p>
<p>4C (Emekli Sandığı) Kapsamında Olanlar: Devlet memurları ise iş göremezlik durumlarında maaş kesintisi yapılmaksızın izinli sayılır ve farklı bir statüde değerlendirilir. Bu kişilere ayrıca SGK tarafından ödenek ödenmez, zira gelirleri kamu tarafından karşılanmaya devam eder.</p>
<h3>B) Özel Sağlık Sigortası Kapsamındaki Kişiler</h3>
<p>Sosyal güvenlik sistemine ek olarak özel sağlık sigortası yaptıran çalışanlar, poliçelerinde açıkça belirtilmiş olması koşuluyla, iş göremezlik durumlarına ilişkin tazminat ödemesi alabilir. Bu tür ödemelerin kapsamı, süresi ve koşulları tamamen özel sigorta şirketi ile yapılan sözleşmeye bağlıdır. SGK sistemiyle doğrudan bir bağ bulunmadığından, poliçe hükümlerinin dikkatle incelenmesi gerekir.</p>
<h3>C) Deneme Süresindeki Çalışanlar</h3>
<p>İş Kanunu uyarınca, deneme süresi içinde çalışanlar da diğer işçiler gibi iş göremezlik raporu alma hakkına sahiptir. Ancak bu dönemde işveren, herhangi bir gerekçe göstermeksizin iş sözleşmesini sona erdirme hakkına sahip olduğundan, alınan raporun iş ilişkisinin devamlılığına etkisi olabilir. Bu nedenle, deneme süresinde alınan raporlar iş akdi açısından daha hassas bir değerlendirmeyi beraberinde getirir.</p>
<h3>D) İstisnai Durumlar ve Diğer Hususlar</h3>
<p>Kısmi süreli çalışanlar, ev hizmetlerinde çalışanlar ve geçici iş görenler de prim ödeme durumlarına göre iş göremezlik raporu alabilirler. Ancak ödenek hakkı, ilgili kişinin sigorta statüsü, prim gün sayısı, raporun niteliği (ayakta ya da yatarak tedavi) ve süresi gibi unsurlara göre değişkenlik gösterir.</p>
<h2>İş Göremezlik Nereden Alınır?</h2>
<p>İş göremezlik raporu, yalnızca belirli şartları taşıyan sağlık kuruluşları tarafından düzenlenebilir. İş göremezlik raporları, Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış ve gerekli yetkileri bulunan hastanelerde, ilgili branş uzmanı hekimler tarafından verilir. Devlet hastaneleri, üniversitelere bağlı hastaneler ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşması bulunan özel hastaneler bu kapsama girer. Kişi, şikayetine uygun bir polikliniğe başvurarak muayene olur. Hekimin gerekli görmesi halinde, kişinin sağlık durumunu belgeleyen bir iş göremezlik raporu düzenlenir. Bazı durumlarda ise, raporun bir sağlık kurulu (heyet) tarafından onaylanması gerekebilir.</p>
<h2>İş Göremezlik Ödemesi İçin Başvuru Süresi Nedir?</h2>
<p>İş göremezlik raporu, çalışanın sağlık sorunlarının başladığı tarihten itibaren en geç 5 iş günü içinde alınmalı ve işverene veya SGK’ya bildirilmelidir. Bu sürenin aşılması halinde rapor geçerli sayılmayabilir ve ödenek hakkı kaybedilebilir.</p>
<h2>İş Göremezlik Ödemesi (Rapor Parası) Nasıl Alınır?</h2>
<p>İş göremezlik ödeneği alabilmek için öncelikle Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Bu başvuru, sigortalının sağlık durumunun iş göremezlik halini gerektirip gerektirmediğinin tespiti içindir. Sağlık kuruluşunda yapılan muayene sonucu, sigortalının geçici süreyle çalışamayacak durumda olduğu belirlenirse, iş göremezlik raporu düzenlenir. Bu rapor, elektronik ortamda e-Rapor sistemi aracılığıyla doğrudan SGK’ya iletilir. Raporun süresi, sağlık durumunun niteliğine göre değişiklik gösterir.</p>
<p>Raporda belirtilen iş göremezlik hali sigortalı tarafından işverene bildirilmelidir. İşveren de raporu SGK’ya zamanında ve usulüne uygun olarak bildirmekle yükümlüdür. Bu bildirim yapıldıktan sonra, sigortalı SGK’dan geçici iş göremezlik ödeneği almaya hak kazanır. Özetle, iş göremezlik ödeneğinin ödenebilmesi için raporun geçerli olması, işverenin raporu SGK’ya bildirmesi ve sigortalının ilgili sağlık kurumundan alınan raporu işverene iletmesi gerekmektedir.</p>
<h3>İş Göremezlik Ödemesi Ne Kadar?</h3>
<p>İş göremezlik ödemeleri, çalışanın raporlu olduğu gün sayısı ve brüt maaşına bağlı olarak değişir. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun belirlediği esaslara göre, günlük kazancın belli bir kısmı baz alınarak ödeme yapılır.</p>
<p>Hastalık durumunda, raporun ilk iki günü için ödeme yapılmaz. Üçüncü günden itibaren ise günlük brüt kazancın yaklaşık %66’sı çalışan tarafından alınır.</p>
<p>İş kazası veya meslek hastalığı halinde ise, raporlu olunan tüm günler için günlük kazancın tamamı yani %100’ü çalışana ödenir. Bu durumda, ilk iki gün sınırı uygulanmaz.</p>
<p>Doğum izni ve analık hallerinde de hastalıkta olduğu gibi, günlük kazancın %66’sı üzerinden ödeme yapılır ve yine ilk iki gün için ödeme söz konusu değildir.</p>
<p>Özetle, iş göremezlik ödemeleri; hastalık, iş kazası ve analık gibi durumlara göre farklı oranlarda ve kurallarda hesaplanır. Bu sistem, çalışanın gelirini raporlu olduğu sürede korumayı amaçlar.</p>
<h3>İş Göremezlik Ödemesi Ne Zaman Yatar?</h3>
<p>İş göremezlik ödeneğinin ödenebilmesi için öncelikle raporun Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kabul edilmesi gerekir. Rapor SGK’ya ulaştıktan sonra kurum tarafından incelenir ve bu inceleme süreci genellikle 7 ila 20 gün arasında tamamlanır. İnceleme sonucunda rapor uygun bulunursa, ödeme süreci başlatılır. Ödeme işlemlerinin tamamlanması ise genellikle 5 ila 10 iş günü sürer ve ödenek sigortalının hesabına aktarılır. Böylece, raporun SGK sistemine ulaştığı tarihten itibaren, iş göremezlik ödeneğinin ödenmesi ortalama 2 ila 4 hafta içinde gerçekleşmiş olur. Bu süreler, raporun değerlendirilmesi ve ödeme sürecinin sağlıklı şekilde yürütülmesi açısından önem taşır.</p>
<h3>İş Göremezlik Ödemesi İçin Gerekli Şartlar Nelerdir?</h3>
<p>İş göremezlik ödeneğinden yararlanabilmek için, kişinin SGK tarafından yetkilendirilmiş sağlık kuruluşlarından geçerli bir rapor alması ve bu raporun SGK’ya iletilmiş olması gerekir. Ayrıca raporun düzenlendiği tarihten önceki son bir yıl içinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi yatırılmış olmalıdır; iş kazası veya meslek hastalığında bu prim şartı aranmaz. Ödeneğin bağlanabilmesi için raporun, sigortalı olunan bir dönemde düzenlenmiş olması zorunludur. Hastalık nedeniyle iş göremezlik ödeneği talep ediliyorsa, hastalığın en az iki günden fazla sürmesi şartı da aranmaktadır. Bu koşullar sağlandığında, çalışan geçici iş göremezlik ödeneği hakkını elde eder ve maddi destek alabilir.</p>
<h3>İş Göremezlik Raporu Hangi Hastanelerden Alınır?</h3>
<p>İş göremezlik raporu, yalnızca Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yetkilendirilmiş sağlık kurumları ve hekimler tarafından düzenlenir. Bu kapsamda, rapor alabileceğiniz yerler arasında devlet ve üniversite hastaneleri başta gelir. Bu kurumlar, sağlık değerlendirmesini yaparak raporu elektronik ortamda SGK sistemine doğrudan iletebilmektedir. Ayrıca aile sağlığı merkezleri kısa süreli iş göremezlik hallerinde rapor verme yetkisine sahiptir ve daha hafif rahatsızlıklarda tercih edilir. Özel hastanelerden de rapor alınabilir; ancak bu hastanelerin mutlaka SGK ile anlaşmalı olması gerekir, aksi halde verilen raporlar geçersiz sayılır. Büyük işletmelerde çalışan işyeri hekimleri de kısa süreli rapor düzenleyebilir, ancak bu raporların da SGK sistemine kayıtlı olması zorunludur. Dolayısıyla, iş göremezlik raporu alırken yetkili ve SGK tarafından tanınan sağlık kurumlarına başvurmak önemlidir; aksi takdirde rapor geçerli olmaz ve ödenek talebi karşılanmaz.</p>
<h3>İş Göremezlik Rapor Parası Nasıl Hesaplanır?</h3>
<p>Rapor öncesi son üç ayda çalışanın aldığı tüm ücretler toplanır ve gün sayısına bölünür. Eğer bu dönemde ücret bilgisi yoksa daha eski dönemler dikkate alınır. Raporun ilk iki günü için ödeme yapılmaz, kalan gün sayısı üzerinden hesaplama yapılır. Ancak iş kazası nedeniyle geçici iş göremezlik ödemesi alacak olan çalışana raporun ilk 2 gününü de kapsayacak şekilde ödeme yapılır. Tedavi ayakta ise günlük kazancın üçte ikisini, yataklı tedavide ise yarısını alır. İş kazası durumunda ise benzer işi yapan bir çalışanın geliri referans alınır. Böylece, raporlu olunan süre boyunca adil bir gelir desteği sağlanır.</p>
<h3>3 Günlük İş Göremezlik Rapor Parası Ne Kadardır?</h3>
<p>Çalışanın brüt kazancı esas alınarak, günlük kazancının mevzuatta belirlenen oranları üzerinden hesaplama yapılır. Örnek verecek olursak;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>Hastalık / Analık Durumu (3 Günlük Rapor, %66 Ödeme, İlk 2 Gün Ödenmez)</strong></span></p>
<p><strong>Aylık brüt kazanç:</strong> 30.000 TL</p>
<p><strong>Günlük kazanç:</strong> 30.000 ÷ 30 = 1.000 TL</p>
<p><strong>Rapor süresi:</strong> 3 gün</p>
<p><strong>Ödeme yapılacak gün sayısı:</strong> 3 &#8211; 2 = 1 gün</p>
<p><strong>Günlük ödeme:</strong> 1.000 × 0,66 = 660 TL</p>
<p><strong>Toplam ödeme:</strong> 660 × 1 = 660 TL</p>
<h3>10 Günlük İş Göremezlik Rapor Parası Ne Kadardır?</h3>
<p>Çalışanın brüt kazancı esas alınarak, günlük kazancının mevzuatta belirlenen oranları üzerinden hesaplama yapılır. Örnek verecek olursak;</p>
<p><span style="text-decoration: underline;"><strong>İş Kazası / Meslek Hastalığı (10 Günlük Rapor, %100 Ödeme, İlk 2 Gün Ödenir)</strong></span></p>
<p><strong>Aylık brüt kazanç:</strong> 30.000 TL</p>
<p><strong>Günlük kazanç:</strong> 30.000 ÷ 30 = 1.000 TL</p>
<p><strong>Rapor süresi:</strong> 10 gün</p>
<p><strong>Ödeme yapılacak gün sayısı:</strong> 10 gün</p>
<p><strong>Günlük ödeme:</strong> 1.000 × 1,00 = 1.000 TL</p>
<p><strong>Toplam ödeme:</strong> 1.000 × 10 = 10.000 TL</p>
<h3>İş Göremezlik Rapor Ödemesi Hangi Formülle Hesaplanır?</h3>
<p>Çalışanın aylık brüt kazancı 30’a bölünerek günlük kazanç bulunur. Bu tutar, iş göremezlik türüne göre belirlenen oranla çarpılarak günlük ödeme hesaplanır.</p>
<p>Formül şeklinde şöyle ifade edebiliriz:</p>
<p>Günlük İş Göremezlik Ödemesi = (Aylık Prime Esas Kazançlar Toplamı ÷ 30) × İş Göremezlik Oranı</p>
<p>Burada,</p>
<p>Aylık Prime Esas Kazançlar Toplamı: Çalışanın aylık brüt kazancı ve prime esas diğer ödemelerin toplamı,</p>
<p>30: Aylık gün sayısı,</p>
<p>İş Göremezlik Oranı: Hastalık, iş kazası, analık gibi duruma göre SGK tarafından belirlenen oran (%66, %100, vb.).</p>
<h3>İş Göremezlik Ödemesi İadesi Ve Geri Ödeme Durumları</h3>
<p>Eğer raporlu olduğunuz dönemde işvereniniz size tam maaşınızı ödemeye devam ettiyse, SGK tarafından hesabınıza yatan geçici iş göremezlik ödeneğini sizden geri isteyebilir. Bu durum, 4857 sayılı İş Kanunu&#8217;nun 48. maddesiyle yasal bir dayanağa sahiptir. Bu maddeye göre, SGK tarafından ödenen bu ödenek, işveren tarafından ödenen aylık ücretten mahsup edilir.</p>
<p>Basitçe ifade etmek gerekirse, aynı dönem için hem işverenden tam maaş hem de SGK&#8217;dan ödenek almanız durumunda, işveren yatan ödenek miktarını sizden talep etme hakkına sahiptir. Ancak, raporlu olduğunuz süre boyunca işvereniniz size herhangi bir ücret ödemesi yapmadıysa, SGK&#8217;dan hesabınıza yatan geçici iş göremezlik ödeneği tamamen size aittir. Bu durumda işverenin sizden bu parayı isteme hakkı bulunmamaktadır.</p>
<h3>2025’de Günlük Rapor Parası Ne Kadardır?</h3>
<p>Geçici iş göremezlik ödeneği, halk arasında bilinen adıyla rapor parası, çalışanın son üç aylık brüt kazancı ve gördüğü tedavi şekline göre belirlenir.</p>
<p>Örneğin hastalık durumunda geçici iş göremezlik ödeneği; ayakta tedavilerde günlük ortalama kazancın ⅔’ü, yatarak tedavilerde ise ½’si olarak hesaplanır. Aşağıda, 2025 yılı asgari ücret üzerinden örnek bir hesaplama yer almaktadır.</p>
<p>2025 yılı için asgari ücret üzerinden bir örnek verecek olursak:</p>
<p><strong>Aylık brüt asgari ücret:</strong> 26.005,50 TL</p>
<p><strong>Günlük brüt kazanç =</strong> 26.005,50 TL ÷ 30 gün ≈ 866,85 TL</p>
<p>Ödenecek tutar, tedavi tipine göre şu şekilde hesaplanır:</p>
<p><strong>Ayakta tedavi:</strong> Günlük kazancın üçte ikisi → 866,85 × ⅔ ≈ 577,90 TL</p>
<p><strong>Yatarak tedavi:</strong> Günlük kazancın yarısı → 866,85 ÷ 2 ≈ 433,43 TL</p>
<p>Yani raporlu olduğunuz her gün için, tedavi ayakta yapılmışsa yaklaşık 577,90 TL, hastanede yatış gerektirmişse yaklaşık 433,43 TL ödenir. Bu tutarlar brüt olarak hesaplandığından, fiilen elinize geçecek net miktar kesintilere bağlı olarak biraz daha düşük olabilir.</p>
<h3>İş Göremezlik Raporu En Fazla Kaç Gün Verilir?</h3>
<p>Bir hekimin verebileceği iş göremezlik raporu en fazla 10 günle sınırlıdır. Aynı takvim yılında tek hekimden alınabilecek toplam rapor süresi 40 günü geçmemelidir. Daha uzun süreli raporlar için ise mutlaka sağlık kurulunun onayı gerekir. Bu onay, genellikle heyet raporu olarak adlandırılan, birden fazla uzmanın birlikte değerlendirdiği resmi bir rapordur. Sağlık kurulu, tedavi başlangıcından itibaren en fazla 6 aylık süreyle heyet raporu verebilir ve hastanın durumuna göre bu süreyi uzatma yetkisine sahiptir.</p>
<h3>İş Göremezlik Maaşını Kim Öder?</h3>
<p>İş görmezlik maaşı, çalışanın hastalık, iş kazası ya da meslek hastalığı yüzünden işine ara vermek zorunda kaldığı dönemlerde, gelir kaybını hafifletmek için SGK’nın devreye girip doğrudan çalışana ödediği bir destektir; işverenin rolü ise yalnızca raporun sisteme doğru şekilde bildirilmesini sağlamaktır.</p>
<h3>İş Göremezlik Parası Nereye Yatar?</h3>
<p>İş göremezlik ödeneği, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından, öncelikle sigortalının SGK sistemine tanımlı olan banka hesabına yatırılır. Bu yöntem, ödemelerin hızlı ve güvenli şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla tercih edilir. Ancak, sigortalının sisteme kayıtlı geçerli bir banka hesabı bulunmaması durumunda, ödemeler PTT şubeleri aracılığıyla yapılır. Bu uygulama, sigortalının hak ettiği ödeneğe erişiminin kesintisiz sağlanması için düzenlenmiş bir mekanizmadır. Dolayısıyla, iş göremezlik ödeneğinin doğru ve zamanında alınabilmesi açısından sigortalının banka bilgilerini SGK sisteminde güncel ve eksiksiz tutması önem taşımaktadır. Aksi halde, ödeme süreçlerinde gecikmeler veya zorluklar yaşanabilir.</p>
<h3>İş Göremezlik Parası Almak İçin Kaç Gün Sigortalı Olmak Gerekir?</h3>
<p>İş göremezlik parası alabilmek için bazı şartların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Geçici iş göremezlik ödeneği alabilmek için, sigortalının rapor tarihinden önceki son 3 ayda SGK primlerinin tam ve düzenli ödenmiş olması gerekir. Fakat iş kazası sonucu verilen raporlarda bu şart aranmaz.</p>
<h3>İş Göremezlik Raporu Alınınca Maaş Kesilir Mi?</h3>
<p>İş göremezlik raporu aldığınızda, maaşınızda kesinti olup olmayacağı sıklıkla akla takılan bir sorudur. Bu durum, esasen raporunuzun süresine ve niteliğine göre şekillenir. Geçici iş göremezlik raporu aldığınızda, yani kısa süreliğine işten uzak kaldığınızda, işvereninizin size maaş ödeme zorunluluğu yoktur. Bu süre zarfında devreye Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) girer. SGK, belirli şartları sağlayan çalışanlara geçici iş göremezlik ödeneği verir. Bu ödenek, genellikle raporun üçüncü gününden itibaren hesaplanır. Ancak bazı işyerleri, çalışanlarını mağdur etmemek adına farklı bir yol izler. Eğer işvereniniz ile SGK arasında mahsuplaşma protokolü adı verilen bir anlaşma varsa, raporlu olduğunuz süre boyunca maaşınızı eksiksiz olarak işvereninizden almaya devam edersiniz. Bu durumda işvereniniz, sizin adınıza SGK&#8217;dan ödenek talebinde bulunur ve bu ödemeyi kendi içinde mahsuplaştırır.</p>
<h3>İş Göremezlik Raporu ile İstirahat Raporu Arasındaki Fark Nedir?</h3>
<p>İstirahat raporu ile iş göremezlik raporu birbirine yakın kavramlar olmakla birlikte, hukuki anlamda ve uygulama bakımından farklılıklar taşımaktadır. İstirahat raporu, genellikle kısa süreli ve hafif sağlık sorunlarında hekim tarafından düzenlenen, hastanın dinlenmesini ve çalışma faaliyetinden uzak durmasını öneren bir sağlık belgesidir. Bu rapor, hastanın tedavi sürecinde geçici bir iyileşme dönemine ihtiyaç duyduğunu gösterir; ancak doğrudan Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmesi zorunlu değildir ve tek başına iş göremezlik ödeneği talebine temel oluşturmaz.</p>
<p>Buna karşın, iş göremezlik raporu, SGK mevzuatı çerçevesinde geçici iş göremezlik ödeneğinin ödenebilmesi için resmi olarak düzenlenen ve elektronik ortamda SGK sistemine bildirilmesi zorunlu olan belgedir. İş göremezlik raporu, sigortalının çalışamayacak durumda olduğunu tıbbi ve hukuki açıdan belgelendirir. Bu raporun SGK tarafından kabul edilmesi halinde, sigortalıya geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Dolayısıyla iş göremezlik raporu, istirahat raporunun SGK’ya bildirilmiş ve ödeme sürecini başlatan resmi halidir.</p>
<p>Özetle, istirahat raporu sağlık durumunun hekim tarafından tespiti ve tedavi amacıyla verilen bir belgeyken, iş göremezlik raporu SGK sistemine kayıtlı ve sigortalının maddi haklarını koruyan hukuki bir belgedir. İş göremezlik ödeneği talebinde bulunabilmek için mutlaka iş göremezlik raporunun düzenlenmiş ve SGK’ya bildirilmiş olması gerekir. Bu yönüyle, iş göremezlik raporu hem sağlık hem de sosyal güvenlik hukuku açısından ayrı bir öneme sahiptir.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/is-goremezlik-raporu/">İş Göremezlik Raporu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/is-goremezlik-raporu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Israrlı Takip Suçu ve Cezası</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/israrli-takip-sucu-ve-cezasi/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/israrli-takip-sucu-ve-cezasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2025 18:41:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ceza Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=3021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Israrlı takip suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun sistematik yapısı içerisinde, “Kişilere Karşı Suçlar” başlığını taşıyan ikinci kısmın, “Hürriyete Karşı Suçlar” adlı yedinci bölümü altında, madde 123/A hükmüyle düzenleme altına alınmıştır. Bu suç tipi, bireyin huzur ve sükûnunu, özel hayatını ve kişisel güvenliğini koruma amacı güderek 7406 sayılı Kanun ile 2022 yılında Türk Ceza Kanunu’na &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/israrli-takip-sucu-ve-cezasi/">Israrlı Takip Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Israrlı takip suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun sistematik yapısı içerisinde, “Kişilere Karşı Suçlar” başlığını taşıyan ikinci kısmın, “Hürriyete Karşı Suçlar” adlı yedinci bölümü altında, madde 123/A hükmüyle düzenleme altına alınmıştır. Bu suç tipi, bireyin huzur ve sükûnunu, özel hayatını ve kişisel güvenliğini koruma amacı güderek 7406 sayılı Kanun ile 2022 yılında Türk Ceza Kanunu’na eklenmiştir.</p>
<p>Bu yazımızda zimmet suçuna ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınızla ilgili detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Israrlı Takip Suçu Nedir?</h2>
<p>Israrlı takip suçu, bir kişiye yönelik olarak ısrarlı ve tekrarlayan şekilde fiziki veya dijital yollarla temas kurma çabasında bulunmak ya da kişiyi fiilen takip etmek suretiyle, mağdurun huzur ve sükûnunu bozacak, günlük yaşamını olağan akışından sapmasına neden olacak nitelikte rahatsız edici davranışların bütünü olarak tanımlanabilir.</p>
<p>Bu tür eylemler, mağdurun yalnızca kendisini değil, aynı zamanda yakın çevresini ve aile bireylerini de güvenlik tehdidi altında hissetmesine yol açabilecek bir yoğunluk ve süreklilik arz ettiğinde, hukuki yaptırımı olan bir suç tipi olarak karşımıza çıkar.</p>
<p>Israrlı takip; mağdurla istemediği halde sürekli iletişim kurmaya çalışmak, mağdurun işyerine, ikametine veya sıkça bulunduğu yerlere gitmek, sosyal medya ya da iletişim araçları üzerinden rahatsız edici içerikler göndermek gibi çeşitli şekillerde gerçekleşebilir.</p>
<h2>Israrlı Takip Suçu Nasıl Oluşur?</h2>
<p>Israrlı takip suçu, mağdurun huzurunu bozacak ve kendisini güvende hissetmesini engelleyecek şekilde, belirli eylemlerin ısrarlı biçimde tekrarlanmasıyla oluşur. Bu suçun oluşabilmesi için failin davranışlarının, sıradan bir rahatsızlıktan öteye geçmesi, mağdurda ciddi bir tedirginlik ve güvenlik kaygısı yaratması gerekir.</p>
<p>Kişinin sürekli olarak takip edilmesi, iletişim araçlarıyla rahatsız edilmesi, mağdurun konutuna, iş yerine ya da sık bulunduğu yerlere ısrarla gelinmesi gibi davranışlar bu suç kapsamında değerlendirilir. Burada önemli olan, eylemlerin tekil olarak değil, belli bir süreklilik ve ısrar içinde gerçekleştirilmiş olmasıdır.</p>
<p>Kanun, bu fiillerin her durumda suç oluşturacağını değil, mağdurda ciddi huzursuzluk yaratması ve güvenliğini tehdit eder nitelikte olması halinde cezai sorumluluğun doğacağını kabul etmiştir. Bu nedenle her rahatsız edici davranış ısrarlı takip olarak nitelendirilmez; fiilin şekli, süresi, yoğunluğu ve mağdur üzerindeki etkisi birlikte değerlendirilmelidir.</p>
<p>Sonuç olarak, ısrarlı takip suçunun varlığından söz edebilmek için failin mağdur üzerinde baskı kurmaya yönelik, tekrarlayan ve rahatsız edici nitelikteki davranışlarının, mağdurda günlük hayatını etkileyen bir huzursuzluk ve güvenlik endişesi oluşturmuş olması gerekmektedir.</p>
<h2>Israrlı Takip Suçunun Cezası 2026</h2>
<p>Israrlı takip suçu açısından cezanın artırılmasına yol açan nitelikli haller, TCK’nın 123/A maddesinde yer almakta olup, Israrlı bir şekilde, fiziken takip etmek ya da haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak suretiyle bir kimse üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşmasına ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasına neden olan faile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.</p>
<h2>Israrlı Takip Suçunun Cezayı Artıran Nitelikli Haller ve Cezaları</h2>
<p>Türk Ceza Kanunu’nun 123/A maddesinde, ısrarlı takip suçunun daha ağır ceza ile cezalandırılmasını gerektiren bazı özel durumlara yer verilmiştir. Bu haller, suçun nitelikli şekillerini oluşturmaktadır.”</p>
<p><strong>Suçun;</strong></p>
<p>a) Çocuğa ya da ayrılık kararı verilen veya boşandığı eşe karşı işlenmesi,</p>
<p>b) Mağdurun okulunu, iş yerini, konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya işini bırakmasına neden olması,</p>
<p>c) Hakkında uzaklaştırma ya da konuta, okula veya iş yerine yaklaşmama tedbirine karar verilen fail tarafından işlenmesi, hâlinde faile bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.</p>
<p>(3) Bu maddede düzenlenen suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır.</p>
<p>6 &#8211; Israrlı Takip Suçunda Teşebbüs, İştirak, İçtima</p>
<p><strong>Teşebbüs</strong></p>
<p>Israrlı takip suçu, genellikle belli bir zaman dilimine yayılan ve tekrar eden davranışlarla oluşur. Bu yönüyle mütemadi suç niteliği taşır. Ancak, takip eylemleri henüz mağdurun huzurunu bozacak düzeye gelmeden önce dış bir müdahale ile engellenirse, teşebbüsten söz edilebilir. Fail henüz eylemlerini sürdürme aşamasındayken yakalanmışsa, teşebbüs hükümleri uygulama alanı bulabilir.</p>
<p><strong>İştirak</strong></p>
<p>Bu suç tipi çoğunlukla bireysel işlenmekle birlikte, birden fazla kişinin birlikte hareket etmesi durumunda iştirak hükümleri gündeme gelir. Fail ile birlikte hareket edenler müşterek fail olabilir ya da eylemi yönlendiren kişi azmettirici sıfatıyla sorumlu tutulabilir. Ayrıca suçun işlenmesine yardım eden kişiler de TCK’daki yardım eden sıfatıyla ceza sorumluluğu altına girer.</p>
<p><strong>İçtima</strong></p>
<p>Israrlı takip suçu, aynı mağdura yönelik süreklilik gösteren hareketlerle işlendiğinde tek bir suç sayılır. Ancak fail birden fazla kişiyi ayrı ayrı takip ediyorsa, her biri için ayrı suç oluşur. Takip fiili sırasında tehdit, hakaret gibi başka suçlar da işlenmişse, bu eylemler ayrıca değerlendirilerek gerçek içtima kuralları uygulanabilir. Ancak bazı durumlarda bu fiiller, takip suçunun içinde eriyebilir; bu takdir yargılamayı yapan mahkemeye aittir.</p>
<h2>Israrlı Takip Suçunun Soruşturma ve Kovuşturma Aşamaları</h2>
<p>Israrlı takip suçu, genellikle mağdurun özel hayatına doğrudan etki eden, psikolojik bütünlüğünü zedeleyen bir davranış biçimi olduğu için, bu suçun yargı süreci de mağdurun beyanı ve şikayetiyle başlar. Hukuken şikayete tabi bir suçtur. Yani önce mağdurun açıkça şikayetçi olması gerekir.</p>
<p>Şikayet üzerine savcılık, olayın detaylarını aydınlatmak üzere soruşturma başlatır. Bu aşamada kolluk güçleri ya da Cumhuriyet Savcılığı, mağdurun anlatımını dinler, varsa tanık beyanlarını alır, güvenlik kamerası görüntüleri, mesajlaşmalar gibi delilleri toplar.</p>
<p>Soruşturma sonunda toplanan deliller, suçun işlendiğine dair yeterli şüphe oluşturuyorsa, savcı bir iddianame hazırlar ve dava açılır. Böylece kovuşturma aşamasına geçilmiş olur.</p>
<p>Kovuşturma süreci, davanın artık mahkemeye taşındığı ve delillerin yargı önünde değerlendirildiği aşamadır. Taraflar dinlenir, deliller sunulur, mağdurun yaşadığı psikolojik etkiler göz önüne alınır. Mahkeme, failin kastını, davranışlarının ağırlığını ve sürekliliğini değerlendirerek bir karara varır.</p>
<h2>Israrlı Takip Suçunda Soruşturma Sonucu Verilebilecek Kararlar</h2>
<p>Soruşturma sonucunda verilebilecek kararları şöyle sıralayabiliriz;</p>
<p><strong>1- Soruşturma Açılmadan Dosyanın Kapanması (SYOK)</strong></p>
<p>Savcılık, şikayet üzerine yaptığı ön incelemede olayın suç teşkil etmediğini veya yeterli şüphe bulunmadığını değerlendirirse, soruşturmaya geçmeden dosya hakkında soruşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu durum, çoğunlukla soyut veya genel ifadeler içeren başvurularda görülür.</p>
<p><strong>2- Soruşturma Sonrası Takipsizlik Kararı (KYOK)</strong></p>
<p>Savcı, yürüttüğü soruşturma sonucunda ısrarlı takip suçunun oluşmadığına veya eldeki delillerin kamu davası açmaya yeterli olmadığına kanaat getirirse, dosya hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Mağdur bu karara karşı 15 gün içinde itiraz edebilir. (CMK m.173)</p>
<p><strong>3- Dava Açılmasına Karar Verilmesi (İddianame Düzenlenmesi)</strong></p>
<p>Savcılık, olayda suç işlendiğine dair yeterli şüphe bulunduğuna karar verirse, iddianame düzenleyerek kamu davası açar. Bu aşamadan sonra dosya mahkemeye intikal eder ve kovuşturma süreci başlar.</p>
<p><strong>4- Seri Muhakeme Usulü Teklifi</strong></p>
<p>Israrlı takip suçunun ceza alt sınırı 6 ay olduğundan ve hapis cezası öngördüğünden teorik olarak seri muhakemeye uygundur. Ancak şikayete bağlı olması, mağdurun rızasının gerekmesi ve uygulamada pek tercih edilmemesi nedeniyle nadiren uygulanır.</p>
<h3>Israrlı Takip Suçunda Etkin Pişmanlık</h3>
<p>Etkin pişmanlık, failin suçu işledikten sonra kendi isteğiyle pişmanlık göstermesi ve kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde cezasında indirim yapılmasını sağlayan bir ceza hukuku müessesesidir. Diğer taraftan, ısrarlı takip suçu, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabileceği suçlar arasında yer almadığından, bu suça etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki mümkün değildir.</p>
<h3>Israrlı Takip Suçunda Zamanaşımı Kavramı</h3>
<p>Israrlı takip suçu, şikâyete bağlı bir suç olup mağdurun, failin kimliğini ve fiili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içinde şikâyet hakkını kullanması gerekir. Bu süre içinde şikayet yapılmadığı takdirde soruşturma yapılamaz, yapılmışsa da kovuşturma mümkün olmaz.</p>
<p>Öte yandan, kamu davası açılması için geçerli olan dava zamanaşımı süresi ise bu suç tipi açısından sekiz yıldır. Yani suçun işlendiği tarihten itibaren sekiz yıl içinde dava açılmazsa, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilir. Dolayısıyla bu tür dosyalarda hem altı aylık şikayet süresi, hem de sekiz yıllık dava zamanaşımı süresi dikkatle değerlendirilmelidir. Aksi durumda, usulden red ya da düşme kararlarıyla karşılaşılması mümkündür.</p>
<h3>Cezanın Adli Para Cezasına Çevrilmesi Mümkün Müdür?</h3>
<p>Israrlı takip suçu kapsamında mahkeme tarafından hükmolunan hapis cezası, belirli yasal şartların varlığı halinde adli para cezasına çevrilebilmektedir. Ceza hukuku bakımından <a href="https://www.capa.av.tr/adli-para-cezasi/"><strong>adli para cezası</strong></a>, suç karşılığında öngörülen yaptırımlardan biri olup, hem asli ceza olarak tek başına hem de hapis cezasının yerine geçmek üzere uygulanabilir. Mahkeme, failin kişisel ve sosyal özelliklerini, suçun işleniş biçimini ve yeniden suç işleme olasılığını göz önünde bulundurarak kısa süreli hapis cezasını, takdiren adli para cezasına çevirebilir.</p>
<h3>Israrlı Takip Suçunda İstinaf Süreci Nasıl İlerler?</h3>
<p>Israrlı takip suçu nedeniyle verilen mahkumiyet ya da diğer hükümlere karşı, ilk derece mahkemesi kararının istinaf yoluyla denetlenmesi mümkündür. Bu yola başvurmak isteyen kişi, kararı veren mahkemeye hitaben yazılı bir dilekçe sunmakla veya zabıt katibine beyanda bulunarak istinaf talebinde bulunabilir.</p>
<p>Başvuru süresi, hükmün tefhim veya tebliğ edildiği tarihten itibaren yedi gündür. Yasal sürede başvuru yapılmaması hâlinde hüküm kesinleşir ve istinaf kanun yoluna başvurma hakkı sona erer.</p>
<h3>Israrlı Takip Suçunda Yetkili ve Görevli Mahkeme</h3>
<p>Israrlı takip suçlarında görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise 5271 Sayılı CMK m. 12’de belirtildiği üzere suçun işlendiği yer mahkemesi yetkili olacaktır.</p>
<h3>Basit Yargılama Usulü Uygulanabilir Mi?</h3>
<p>Israrlı takip suçunun Türk Ceza Kanunu’nun 123/A maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen temel hali, üst sınırının iki yıl hapis cezası olması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca basit yargılama usulü kapsamında değerlendirilecektir. Ancak suçun aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan ve nitelikli halleri içeren durumlarda, yargılama basit usulle değil, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun öngördüğü genel yargılama usulü çerçevesinde yürütülecektir.</p>
<h3>Israrlı Takip Suçunda Uzlaşma Mümkün Müdür?</h3>
<p>Türk Ceza Kanunu’nun 123/A maddesinde düzenlenen bu suç tipi, mağdurun huzur, sükûn ve güvenliğini doğrudan hedef alan bir yapıya sahip olduğundan, Ceza Muhakemesi Kanunu m.253 çerçevesinde uzlaşma kapsamı dışında bırakılmıştır. Bu nedenle soruşturma veya kovuşturma aşamasında uzlaşma yoluna gidilmesi mümkün değildir.</p>
<p>Kanun koyucu, mağdurun korunmasını önceleyerek, bu tür suçlarda faille mağdurun uzlaştırma sürecine dahil edilmesini uygun görmemiştir. Bu bağlamda, ısrarlı takip suçu şikayete bağlı olsa da, uzlaşmaya tabi değildir.</p>
<h3>Israr ile Kastedilen Nedir?</h3>
<p>Israrlı takip suçunda “ısrar”, kişinin mağdura yönelik rahatsız edici davranışlarını birden fazla kez ve süreklilik gösterecek biçimde sürdürmesidir. Bu tür davranışlar tek başına değil, tekrarlandığında ve mağdurun yaşamını etkileyecek boyuta ulaştığında suç halini alır.</p>
<p>Özellikle mağdurun günlük yaşamında değişikliğe gitmesi, kendini güvende hissetmemesi ya da sosyal çevresinden uzaklaşması gibi sonuçlar ortaya çıkıyorsa, bu durum “ısrarlı takip” kapsamında değerlendirilir. Dolayısıyla, bu suçun oluşabilmesi için davranışların belli bir kararlılıkla yinelenmesi ve mağdurun üzerinde somut bir baskı yaratması gerekir. Yani failin tavırları tesadüfi değil, süreklilik taşıyan ve mağduru rahatsız etmeyi amaçlayan nitelikte olmalıdır.</p>
<h3>Israrlı Takip Suçu Şikayete Bağlı Mıdır?</h3>
<p>Israrlı takip suçu şikayete tabii bir suç türüdür. Bu nedenle soruşturması ve kovuşturması mağdurun şikayetinden sonra yapılacaktır. Mağdur, faili ve fiili öğrendikten sonra 6 ay içerisinde şikayette bulunmalıdır.</p>
<h3>Israrlı Takip Suçunda Deliller Nelerdir?</h3>
<p>Mağdurun beyanları, tanık ifadeleri ile birlikte olayın vuku bulduğuna ilişkin somut deliller, ceza yargılamasında maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından belirleyici niteliktedir. Bu unsurlar, suçun işlendiği yönündeki iddianın ispatı bakımından temel dayanaklar arasında yer almakta olup, mahkemece verilecek hükmün gerekçelendirilmesinde önemli rol oynar. Zira ceza muhakemesinde hedef, maddi gerçeğe ulaşmak olduğundan; mağdurun olayla ilgili tutarlı, çelişkisiz ve yaşam deneyimlerine uygun anlatımları, tanık beyanlarıyla desteklendiği ve diğer delillerle örtüştüğü takdirde, delil değerlendirmesinde yüksek ispat gücüne sahip kabul edilir. Bununla birlikte, tüm bu beyan ve delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilip edilmediği de ayrıca dikkate alınmalıdır. Aksi halde, hukuka aykırı elde edilen deliller hükme esas alınamaz.</p>
<h3>Sosyal Medya Üzerinden Mesaj Göndermek Suç Mu?</h3>
<p>Sosyal medya üzerinden bir kişiye mesaj göndermek, her durumda suç oluşturmaz. Ancak mesajın içeriği, muhatabın rızası ve iletişimin niteliği dikkate alındığında, bazı hallerde Türk Ceza Kanunu kapsamında suç sayılması mümkündür.</p>
<p>Özellikle, tanımadığı bir kişiye rahatsız edici veya taciz edici nitelikte mesajlar gönderen kimsenin eylemi, kişinin iç huzurunu ve günlük yaşamını olumsuz etkiliyorsa, bu durum kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu (TCK m.123) kapsamında değerlendirilebilir. Eğer mesajlar cinsel içerik taşıyorsa ve muhatabın rızası dışında iletilmişse, bu durumda cinsel taciz suçu (TCK m.105) gündeme gelir.</p>
<p>Bunun yanında, sosyal medya yoluyla sürekli ve ısrarlı biçimde iletişim kurmaya çalışmak, mağduru tedirgin edici veya korkutucu bir hale sürüklemişse, bu durumda da ısrarlı takip suçunu oluşturabilir. Özellikle dijital ortamda gerçekleşen bu tür eylemlerde, failin kimliği ve niyeti, eylemin süresi ve sıklığı gibi unsurlar dikkate alınarak somut olay özelinde değerlendirme yapılması gerekir.</p>
<p>Özetle, sosyal medya üzerinden gönderilen mesajlar bazı durumlarda iletişim özgürlüğü kapsamında kalırken, belirli sınırların aşılması halinde cezai sorumluluk doğurabilir.</p>
<h3>Bir Kişiyi Bir Kez Takip Etmek Suç Mu?</h3>
<p>Bir kişiyi yalnızca bir kez takip etmek, tek başına ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyebilir. Ancak bu eylemin somut olayda nasıl gerçekleştiği, mağdur üzerindeki etkisi ve failin amacı dikkate alınarak ayrı bir değerlendirme yapılması gerekir.</p>
<p>Türk Ceza Kanunu’nun 123/A maddesiyle düzenlenen ısrarlı takip suçu, failin mağduru ısrarlı bir şekilde fiziken veya iletişim araçlarıyla takip etmesini ve mağdurun huzur ve güvenliğini bozacak davranışlarda bulunmasını cezai yaptırıma tabi kılmıştır.</p>
<p>Bu suçun oluşabilmesi için takip eyleminin tekrarlayıcı ya da süreklilik arz eden nitelikte olması aranır. Dolayısıyla bir kişiye yönelik tek seferlik takip fiili, kural olarak bu suç kapsamında değerlendirilmez. Ancak, takip eylemi mağdurda ciddi bir korku, kaygı veya tehdit algısı yaratmışsa; örneğin mağdurun yaşam tarzını değiştirmesine, dışarı çıkmaktan kaçınmasına ya da çevresini değiştirmesine neden olmuşsa, bu durumda failin eylemi farklı suç tipleriyle örtüşebilir.</p>
<p>Nitekim, takip eylemi tehdit, hakaret ya da cinsel taciz gibi başka bir suçun unsurlarını da barındırıyorsa, ilgili maddeler kapsamında cezai sorumluluk doğabilir. Sonuç olarak, tek seferlik takip her somut olayda suç oluşturmaz; fakat eylemin gerçekleşme şekli, mağdur üzerindeki etkisi ve takip ile amaçlanan sonucun değerlendirilmesi, bu yöndeki hukuki nitelendirmenin temelini oluşturur.</p>
<h3>Israrlı Takip Suçunda Yargıtay Kararları</h3>
<p><strong>Yargıtay 18. Ceza Dairesi 24.09.2019 Tarih, 2017/7323 Esas 2019/12883 Karar Sayılı İlamı</strong></p>
<p>Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu ile korunan hukuki yarar kişi özgürlüğünün korunması ve bireyin, psikolojik ve ruhsal bakımdan rahatsız edilmemesi ve yaşamını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, kanun metninde yazılı bulunan telefon etme, gürültü yapma yada aynı maksatla, hukuka aykırı bir davranışta bulunulması eylemlerini bir kez yapmasının yeterli olmadığı, eylemlerin ısrarla tekrarlanması süreklilik arz etmesi ve sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saiki ile işlenmesi gerekmektedir.</p>
<p>Somut olayda, sanık savunması ve HTS kayıtlarına göre, sanığın aynı gün içinde müşteki &#8230;’ye 1 mesaj atıp 1 kez de aradığı, bu itibarla suçun ısrar unsurunun ne şekilde oluştuğu yöntemince açıklanmadan, ayrıca sanığın telefonla arama ve mesaj çekme suretiyle katılan &#8230;’yi hakaret ve tehdit ettiği kabul edilerek atılı suçlardan mahkumiyet kararı verildiği göz önüne alındığında, fikri içtima kuralları gereğince ayrıca huzur ve sükûnu bozma suçunun oluşmayacağı gözetilmeden yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>
<p>Kanuna aykırı, O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 24/09/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>
<p><strong>Yargıtay 2. Ceza Dairesi 23.05.2012 Tarih 2010/26303 Esas, 2012/14775 Karar Sayılı İlamı:</strong></p>
<p>Sanığa atılı 5237 sayılı TCK&#8217;nın 123.maddesinde düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozmak suçunun, değişik zamanlarda birden çok kez telefonla arayıp rahatsız etmek şeklinde işlenmesi halinde de eylemin tek suç olacağı gözetilmeden, uygulama yeri bulunmayan aynı kanunun 43. maddesi uyarınca artırım yapılarak sanığa fazla ceza verilmesi,</p>
<p>Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 23.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>
<p><strong>Yargıtay 9. Ceza Dairesi 22. 11.2021 Tarih 2021/1858 Esas 2021/9223 Karar Sayılı İlamı:</strong></p>
<p>İlk derece mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle başvurunun muhtevası nazara alınarak dosya tetkik edildi, gereği görüşüldü: Mağdurenin aşamalardaki ifadeleri, savunma, tanık anlatımı ve tüm dosya içeriği nazara alındığında olay günü yürüyerek işe gitmekte olan on yedi yaşındaki mağdureyi kullandığı araçla ısrarlı şekilde takip eden sanığın, korna çaldıktan sonra kendisine bakan mağdureye &#8220;gideceğiz yere kadar sizi götüreyim&#8221; şeklinde beyanda bulunması eyleminin 5237 sayılı TCK&#8217;nın 123. maddesinde düzenlenen kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu gözetilerek mahkumiyeti yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek cinsel taciz suçundan beraatine karar verilmesi, Kanuna aykırı, katılan mağdure vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK&#8217;nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 22.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/israrli-takip-sucu-ve-cezasi/">Israrlı Takip Suçu ve Cezası</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/israrli-takip-sucu-ve-cezasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Oturma Hakkı (Sükna Hakkı) Nedir?</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/oturma-hakki-nedir/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/oturma-hakki-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 15 May 2025 19:51:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul Hukuku]]></category>
		<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=2972</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir evde veya evin bir kısmında oturma yetkisi veren irtifak hakkına “oturma hakkı” (sükna hakkı) denir. (MK. m. 823 vd.). Oturma hakkı bir irtifak hakkı ve sonuçta bir “ayni hak” olduğu için, sahibine sağladığı yetki alelade bir nispi hakka sahip olan kiracının kira sözleşmesi ile elde ettiği taşınmazda oturma hakkından çok daha farklı ve güçlüdür. &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/oturma-hakki-nedir/">Oturma Hakkı (Sükna Hakkı) Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir evde veya evin bir kısmında oturma yetkisi veren irtifak hakkına “oturma hakkı” (sükna hakkı) denir. (MK. m. 823 vd.). Oturma hakkı bir irtifak hakkı ve sonuçta bir “ayni hak” olduğu için, sahibine sağladığı yetki alelade bir nispi hakka sahip olan kiracının kira sözleşmesi ile elde ettiği taşınmazda oturma hakkından çok daha farklı ve güçlüdür.</p>
<p>Bu yazımızda oturma (sükna) hakkına ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Oturma (Sükna) Hakkı</h2>
<p>Sükna hakkı, yani oturma hakkı, özellikle gayrimenkul ve aile hukukunda önemli bir yer tutar. Bu hak, genellikle yaşlı veya bakıma muhtaç kişilere, ömür boyu barınma güvencesi sağlamak amacıyla kullanılır. Aile içinde bu hak, özellikle nesiller arası destek açısından kıymetlidir.</p>
<p>Örneğin, bir anne ya da baba evini çocuğuna bırakırken, hayatı boyunca o evde oturma hakkını koruyarak, yaşlılığında barınma konusunda güvence elde eder. Bu sayede, kendi evinde yaşama hakkını kaybetmeden mülkünü devredebilir.</p>
<p>Oturma hakkı (sükna hakkı) <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 823. maddesinde tanımlanmıştır.</strong> Madde metni şu şekildedir;</p>
<p>“Madde 823- Oturma hakkı, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir. Oturma hakkı, başkasına devredilemez. Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, intifa hakkına ilişkin hükümler oturma hakkına da uygulanır.”</p>
<p>Oturma hakkı, sadece taşınmazlarda söz konusu olup, bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir. Oturma hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir irtifak hakkıdır. Bir ya da birden fazla kişi lehine kurulabilir.</p>
<h2>Oturma Hakkı Türleri Nelerdir?</h2>
<p><strong>1- Münhasır Oturma Hakkı:</strong></p>
<p>Oturma hakkı, hak sahibine bir yapının tamamından veya belirli bir bölümünden bağımsız ve yalnızca kendisinin yararlanabileceği şekilde tesis edilebilir. Bu hakkın yalnızca binanın bir kısmı üzerinde tanınması durumunda, ilgili bölümün oturmaya elverişli olması ve hak sahibinin barınma ihtiyacını karşılayabilecek nitelikte bulunması gerekir. Aksi kararlaştırılmadıkça, oturma hakkı sahibi bu konutu eşi ve çocuklarıyla birlikte kullanma yetkisine sahiptir.</p>
<p><strong>2- Müşterek Oturma Hakkı:</strong></p>
<p>Oturma hakkı, malik ile birlikte aynı yapıda, belirli bölümlerin ortak kullanımı esasına dayalı olarak da kurulabilir. Müşterek oturma hakkı, birden fazla kişinin, gayrimenkulün tamamını veya belirli bir kısmını birlikte kullanma hakkına sahip olduğu durumları ifade eder. Bu türde, hak sahipleri, mülkün kullanımını ortaklaşa paylaşırlar.</p>
<p><strong>3- Karma Oturma Hakkı:</strong></p>
<p>Karma nitelikli oturma hakkı, hak sahibine taşınmazın belirli bölüm veya odalarını münhasıran ve bağımsız şekilde kullanma imkânı tanırken, diğer bazı alanları ise malikle birlikte kullanma yetkisi verir. Bu tür düzenlemelerde, hem münhasır hem de müşterek kullanım unsurları bir arada bulunur.</p>
<h2>Oturma (Sükna) Hakkının Kurulması</h2>
<p>Oturma hakkı, belirli bir taşınmazda kullanım imkanı sağlayan sınırlı ayni haklardan biri olup, farklı hukuki yollarla tesis edilebilmektedir. Bu hakkın kazanılması, hakkın hangi hukuki işleme dayandığına göre üç ana şekilde gerçekleşebilir:</p>
<p>1- Sözleşmeye Dayalı Kuruluş: En yaygın tesis yöntemi, taraflar arasında düzenlenen resmi sözleşmelere dayanmaktadır. Yalnızca taşınmaz mallar üzerinde kurulabilen oturma hakkı, tarafların tapu sicil müdürlüğünde resmi senet düzenlemesi ve bu senedin tapu kütüğüne tescili ile hukuken geçerlilik kazanır. Bu işlem, hakkın hem doğumu hem de üçüncü kişilere ileri sürülebilirliği açısından zorunludur.</p>
<p>2- Tek Taraflı Hukuki İşlemle Tesis: Oturma hakkı sadece iki taraflı sözleşmelerle değil, tek taraflı irade beyanlarıyla da kurulabilir. Özellikle ölüme bağlı tasarruflar yoluyla örneğin bir vasiyetname ile miras bırakan, belirli bir kişi lehine taşınmaz üzerinde oturma hakkı tanıyabilir. Bu durumda hak, vasiyetnamenin geçerliliği şartıyla ve vasiyetin tenfizi ile birlikte hüküm doğurur.</p>
<p>3- Mahkeme Kararıyla Kuruluş: Belli durumlarda, mahkeme kararı da oturma hakkının doğumuna kaynaklık edebilir. Nitekim, boşanma sürecinde taraflar arasında varılan anlaşmalarda yer alan oturma hakkı hükümleri, aile mahkemesi tarafından onaylandığında, bu karar doğrultusunda ilgili eş lehine oturma hakkı tesis edilmesi mümkündür. Mahkeme kararının kesinleşmesi üzerine tapuya tescil edilerek hukuki geçerlilik kazanır.</p>
<h2>Oturma Hakkının Kapsamı ve Özellikleri</h2>
<p>Oturma hakkının içeriği, yani hak sahibinin bu hakka konu taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkileri, esas itibarıyla hak sahibinin şahsi ihtiyaçları çerçevesinde şekillenir. Bununla birlikte, hak sahibine tanınan bu yetkiler; yasal düzenlemeler, hakkın doğumuna kaynaklık eden hukuki işlem veya taraflar arasında yapılan anlaşmalar ile sınırlandırılabilir.</p>
<h2>Sükna Hakkının Özellikleri</h2>
<p>Sükna hakkı, hem hak sahibi hem de taşınmaz maliki açısından önemli sonuçlar doğuran sınırlı ayni haklardan biridir. Bu hakkın temel nitelikleri şöyledir:</p>
<ul>
<li><strong>Şahsa Sıkı Sıkıya Bağlı Olması:</strong> Sükna hakkı, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olup, çoğunlukla belirli bir birey lehine tesis edilir. Bu kişi çoğu zaman malikin kendisi, eşi ya da aile bireylerinden biri olabilir.</li>
<li><strong>Devredilmezlik ve Mirasla İntikal:</strong> Bu hak kural olarak üçüncü kişilere devredilemez. Ancak istisnai olarak sükna hakkı, hak sahibinin vefatı hâlinde mirasçılarına geçebilir; bu durum, hakkın tesis şekline ve taraflar arasındaki iradeye göre değişiklik gösterebilir.</li>
<li><strong>Süre ile Sınırlı Olabilir:</strong> Sükna hakkı, ya belirli bir zaman dilimiyle sınırlı olacak şekilde ya da hak sahibinin yaşam süresi boyunca geçerli olmak üzere kurulabilir. Hakkın süresi, tarafların iradesine ve somut ihtiyaca bağlı olarak tayin edilir.</li>
<li><strong>Mülkiyet Hakkına Halel Getirmez:</strong> Bu hak, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını ortadan kaldırmaz. Malik, mülkiyet hakkının tüm yetkilerini muhafaza ederken, hak sahibi yalnızca kullanım (oturma) yetkisine sahip olur.</li>
<li><strong>Sınırlamalar ve Sorumluluklar:</strong> Sükna hakkının kullanımı, çeşitli sınırlamalara tabi tutulabilir ve hak sahibine bazı bakım ya da onarım yükümlülükleri yüklenebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamı, sözleşme ile belirlenebileceği gibi, kanundan da doğabilir.</li>
</ul>
<h2>Oturma Hakkının Süresi</h2>
<p>Oturma hakkının süresi, bu hakkın kişisel niteliği gereği sınırlı ve belirli çerçevede düzenlenmiştir. Kanunen, oturma hakkı kural olarak hak sahibinin yaşamı süresince geçerlidir ve ölümle birlikte kendiliğinden sona erer. Ancak taraflar, aralarında yapacakları bir sözleşmeyle oturma hakkını belirli bir süreyle sınırlı olarak da tesis edebilir. Bu durumda, sürenin açıkça belirtilmesi ve tapu siciline işlenmesi zorunludur. Belirlenen sürenin dolmasıyla birlikte, oturma hakkı herhangi bir mahkeme kararına gerek olmaksızın sona erer. Süreli veya süresiz olarak kurulmuş olsun, hakkın kullanım süresi, taşınmaz maliki ile hak sahibi arasındaki menfaat dengesini sağlamak açısından önem arz eder.</p>
<h2>Mirasçılık Nedeniyle Oturma Hakkı</h2>
<p>Miras hukukunda sağ kalan eşin korunması, Türk Medeni Kanunu’nun temel hedeflerinden biridir. Bu bağlamda, eşin ölen eşe ait konutta oturma ihtiyacı, özel düzenlemelerle güvence altına alınmıştır. Ancak bu durum, klasik anlamda şahsi bir hak olan sükna (oturma) hakkıyla karıştırılmamalıdır. Bu yazımızda, mirasçılık ilişkisi çerçevesinde sağ kalan eşin oturma hakkı incelenecek; sükna hakkı ile arasındaki farklara ve yasal dayanaklara değinilecektir.</p>
<p>Sükna hakkı, Türk Medeni Kanunu’nun 823 ve devamı maddelerinde düzenlenen sınırlı aynî haklardan biridir. Bu hak, bir kişiye başkasına ait bir taşınmazda oturma imkânı tanır. Şahsa sıkı sıkıya bağlı olması nedeniyle mirasla geçmez ve yalnızca hak sahibi yaşadığı sürece geçerlidir.</p>
<p>Sağ kalan eşin, ölen eşe ait konutta yaşama ihtiyacı özel bir koruma alanı oluşturur. Türk Medeni Kanunu’nun 652. maddesine göre, eşin barınma ihtiyacının karşılanması için şu düzenleme yer alır: TMK m.652 – “Mirasın paylaşılması sırasında, sağ kalan eşin, birlikte yaşadıkları konutta oturma veya ev eşyasını kullanma konusunda korunmaya değer bir yararı varsa, kendisine intifa veya oturma hakkı tanınmasına hâkim tarafından karar verilebilir.” Bu hüküm uyarınca, sağ kalan eş lehine oturma hakkı tesis edilebilir; fakat bu hak mirasla doğrudan kazanılan bir hak değil, mirasın paylaşımı sürecinde hâkimin takdirine bağlı olarak tanınan bir haktır.</p>
<h3>Oturma Hakkının Sona Erme Sebepleri Nelerdir?</h3>
<p>Her ne kadar Türk Medeni Kanunu’nda oturma hakkının sona erme sebepleri açıkça düzenlenmemişse de, MK m. 823/3 gereğince, intifa hakkının sona ermesine neden olan durumlar oturma hakkı için de geçerlidir.</p>
<p><strong>1- Taşınmazın Yok Olması:</strong> Taşınmazın tamamen yok olması veya oturulamayacak derecede harap hale gelmesi durumunda oturma hakkı sona erer. Ancak yapının sadece bir bölümü zarar görmüşse ve kalan kısım hak sahibinin konut ihtiyacını karşılayabiliyorsa, hak bu kısım üzerinde devam eder. Malik, taşınmazı yeniden inşa etmek zorunda değildir; ancak yeniden yapılması durumunda oturma hakkı yeni yapı üzerinde yeniden doğar. Taşınmazdan elde edilen bir bedel varsa, hak bu değer üzerinde devam edebilir.</p>
<p><strong>2- Kamulaştırma:</strong> Kamulaştırma ile taşınmaz özel mülkiyetten çıktığında oturma hakkı sona erer (MK m. 798/2). Ancak malike ödenen bedel üzerinde oturma hakkı devam edebilir. Kamulaştırmadan vazgeçilmesi ve taşınmazın geri verilmesi durumunda ise hak yeniden canlanır. Taşınmazın satışında ise oturma hakkı sona ermez, satış yükümlü olarak gerçekleştirilir.</p>
<p><strong>3- Mahkeme Kararı:</strong> Hak sahibi, oturma hakkının terkini borcunu yerine getirmezse, malik mahkeme kararıyla terkin sağlayabilir. Bu durumda sicil dışı sona erme gerçekleşmiş olur ve yapılacak terkin açıklayıcı niteliktedir.</p>
<p><strong>4- Cebri İcra:</strong> Taşınmaz, malikin borçları nedeniyle cebri icra yoluyla satıldığında, eğer oturma hakkından önce gelen bir rehin hakkı mevcutsa, bu hak oturma hakkını sona erdirebilir. Bu takdirde oturma hakkı tapudan terkin edilir.</p>
<p><strong>5- Sürenin Dolması ve Ölüm:</strong> Belirli süreyle kurulan oturma hakkı sürenin sonunda, süresiz olan ise hak sahibinin ölümüyle sona erer. Oturma hakkı şahsa sıkı sıkıya bağlıdır ve mirasçılara geçmez. Gaiplik kararı da ölümle aynı sonucu doğurur. Bu hallerde terkin yalnızca açıklayıcı nitelik taşır.</p>
<p><strong>6- Terkin:</strong> Oturma hakkının sona ermesi bazı hallerde tapu sicilinde terkinle gerçekleşir. Sürenin dolması, ölüm veya hak sahibinin vazgeçmesi durumlarında malik de terkini talep edebilir. Ancak, vazgeçme halinde hak sahibinin yazılı muvafakati gerekir; bu olmazsa malik mahkemeye başvurmak zorundadır. Hak sahibi terkini bizzat talep ettiğinde ise terkin kurucu nitelik kazanır.</p>
<h3>Oturma Hakkı ve Kira Hakkı Arasındaki Farklar Nelerdir?</h3>
<p>Sükna (oturma) hakkı ile kira arasındaki temel farklar, hukuki dayanaklarından kullanım sürelerine, mülkiyet ilişkilerinden sorumluluklara kadar birçok açıdan ayrışır.</p>
<p>Sükna hakkı, genellikle bir mülk sahibinin aile bireyleri gibi yakınlarına tanıdığı, kişisel nitelikte ve çoğunlukla ömür boyu süren bir kullanım imkanıdır. Buna karşılık kira, mülk sahibiyle kiracı arasında yapılan sözleşmeye dayanan, süreli ve ticari bir ilişkidir.</p>
<p>Sükna hakkı, mülkiyet hakkını içermez ancak mülk el değiştirse bile kullanım hakkı devam edebilirken, kiracının hakkı sözleşme süresiyle sınırlıdır ve genellikle mülkün satışıyla sona erebilir.</p>
<p>Sükna hakkı sahibi çoğunlukla bakım ve onarımdan sorumlu tutulmazken, kiracılar hem kira ödemek hem de belirli yükümlülükleri yerine getirmekle yükümlüdür. Ayrıca sükna hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı olup devredilemezken, kira sözleşmeleri belirli koşullarda başka birine devredilebilir.</p>
<p>Bu yönleriyle her iki hak da bir taşınmazı kullanma imkânı sunsa da, dayandıkları hukuki zemin, taraflara sağladığı hak ve yükümlülükler ile kullanım süreleri bakımından birbirinden oldukça farklıdır.</p>
<h3>Oturma Hakkı Devredilebilir Mi, Mirasla Geçer Mi?</h3>
<p>Şahıs lehine irtifak( şahsi irtifak) hakkı, belli bir kişi lehine kurulan irtifaklardır. Bunlar başkasına devir ve temlik edilemez, miras yoluyla geçmez. Şahsi irtifaklar, intifa hakkı ve sükna (oturma) hakkıdır.</p>
<p>Oturma hakkı, Türk Medeni Kanunu’na göre kişiye sıkı sıkıya bağlı, şahsi bir irtifak hakkıdır ve kural olarak sadece hakkı kazanan kişi tarafından kullanılabilir. Bu nedenle oturma hakkı başkasına devredilemez ve miras yoluyla intikal etmez. Hakkın sahibi vefat ettiğinde oturma hakkı da kendiliğinden sona erer. Ancak taraflar arasında aksi kararlaştırılmışsa ya da belirli şartlar altında intifa hakkına benzer bir şekilde düzenlenmişse, sınırlı istisnalar söz konusu olabilir. Bu yönüyle oturma hakkı, hem devredilemezlik hem de mirasla geçmemesi bakımından oldukça kişisel bir hak niteliği taşır.</p>
<h3>Oturma Hakkı Nasıl Kaldırılır?</h3>
<p>Sükna hakkı, bir kişiye başkasına ait bir taşınmazda oturma yetkisi tanıyan sınırlı ayni haklardandır. Ancak bu hak mutlak nitelikte olmayıp, bazı durumlarda mahkeme kararıyla kaldırılabilir. Özellikle hak sahibinin bu hakkı kötüye kullanması örneğin taşınmaza zarar vermesi, hakkı devretmeye çalışması veya huzur bozucu davranışlarda bulunması, kaldırma sebebi olabilir.</p>
<p>Taşınmaz maliki ya da ilgililer, bu durumu belgeleyerek mahkemeye başvurabilir. Mahkeme, hakkın kullanım amacına aykırılığını ve hakkaniyeti göz önünde bulundurarak, sükna hakkının devamının uygun olup olmadığına karar verir. Ayrıca, taraflar arasında yapılan kullanım sözleşmesine aykırılık ya da feragat gibi durumlar da hakkın kaldırılmasını gerektirebilir.</p>
<p>Sonuç olarak, sükna hakkı kişisel bir ayni hak olmakla birlikte, kötüye kullanım ve malik haklarının ihlali halinde mahkeme tarafından sona erdirilebilir. Bu da taşınmazın korunması ve hukuki dengenin sağlanması açısından önem taşır.</p>
<h3>Tapuda Ölünceye Kadar Oturma Hakkı Nasıl Yapılır?</h3>
<p>Ölünceye kadar oturma hakkı, kişinin hayatı boyunca belirli bir taşınmazda oturma yetkisini güvence altına alan şahsa sıkı sıkıya bağlı bir irtifak hakkıdır. Bu hak, Türk Medeni Kanunu’nun ilgili hükümleri doğrultusunda, tapu siciline şerh verilmek suretiyle resmi olarak tesis edilebilir.</p>
<p>Uygulamada genellikle, yaşlı bireylerin kendi mülklerini devrederken, yaşamlarının sonuna kadar o taşınmazda kalma güvencesini teminat altına almak amacıyla tercih ettikleri bir yöntemdir.</p>
<p>Hak, resmi senetle tapu müdürlüğü nezdinde düzenlenmeli ve hem taşınmaz maliki hem de oturma hakkı sahibi tarafından imzalanmalıdır. Tapu kütüğüne “ölünceye kadar oturma hakkı” şeklinde açıkça kayıt düşülmesi, hakkın geçerliliği ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi açısından zorunludur.</p>
<p>Bu hak, sadece belirlenen kişi lehine geçerli olup devredilemez; hakkın sahibi vefat ettiğinde kendiliğinden sona erer.</p>
<p>Uygulamada sıkça, bağışlama, satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi işlemlerle birlikte tesis edilmesi nedeniyle hem borçlar hukuku hem de eşya hukuku açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir hukuki düzenlemedir.</p>
<h3>Hisseli Evde Oturma Hakkı Nasıl Belirlenir?</h3>
<p>Hisseli bir taşınmazda oturma hakkı, kural olarak tüm hissedarların ortak rızasıyla belirlenir; çünkü her bir paydaş, taşınmazın tamamı üzerinde birlikte mülkiyet hakkına sahiptir. Bu kapsamda, bir paydaşın taşınmazın belirli bir bölümünü tek başına ve sürekli olarak kullanabilmesi için diğer hissedarların açık iznine veya yazılı bir kullanım protokolüne ihtiyaç vardır.</p>
<p>Taraflar arasında uzlaşma sağlanamazsa, paydaşlardan biri mahkemeye başvurarak taşınmazın kullanım şeklinin yargı yoluyla düzenlenmesini talep edebilir. Mahkeme, somut olayın şartlarına göre hakkaniyete uygun bir kullanım planı belirler. Tapuya tescilli bir intifa ya da sükna hakkı bulunmadıkça, hiçbir hissedar taşınmazın tamamı üzerinde tek taraflı oturma yetkisine sahip değildir.</p>
<h3>Oturma Hakkı Sözleşmesi Örneği</h3>
<p>TARAFLAR:</p>
<p>1. Oturma Hakkı Tesis Eden Taşınmaz Maliki (Bundan sonra “Malik” olarak anılacaktır):</p>
<p>Adı Soyadı : [Ad Soyad]
<p>T.C. Kimlik No : [TCKN]
<p>Adres : [Adres]
<p>2. Oturma Hakkı Lehtarı (Bundan sonra “Lehtar” olarak anılacaktır):</p>
<p>Adı Soyadı : [Ad Soyad]
<p>T.C. Kimlik No: [TCKN]
<p>Adres : [Adres]
<p>Konu : İşbu sözleşmenin konusu, malik adına kayıtlı bulunan ve aşağıda açıkça tanımlanan taşınmaz üzerinde, lehtar lehine şahsi nitelikte ve devredilemez bir oturma hakkı (sükna hakkı) tesis edilmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesidir.</p>
<p>3.Taşınmaz Bilgileri :</p>
<p>Taşınmazın Açık Tanımı:</p>
<p>İli : [İl]
<p>İlçesi : [İlçe]
<p>Mahallesi/Köyü: [Mahalle/Köy]
<p>Ada No : [Ada]
<p>Parsel No : [Parsel]
<p>Bağımsız Bölüm: [Daire/kat bilgisi]
<p>Madde 1 – Oturma Hakkının Tesis Edilmesi</p>
<p>İşbu sözleşme ile malik, mülkiyeti kendisine ait yukarıda tanımlanan taşınmazın belirli bir bölümünü (örneğin 2. kattaki 3 nolu bağımsız bölüm) lehtarın kişisel kullanımı için tahsis etmeyi kabul eder. Bu kullanım hakkı sadece lehtarın bizzat oturmasına yönelik olup, başkalarına devri, kiraya verilmesi veya kullanımına tahsisi mümkün değildir.</p>
<p>Madde 2 – Hakkın Süresi ve Niteliği</p>
<p>Bu sözleşmeyle tesis edilen oturma hakkı şahsi nitelikte olup, lehtarın sağ olduğu müddetçe geçerlidir. Lehtarın vefatı halinde kendiliğinden sona erer. Bu hak devredilemez, mirasçılara geçmez ve satılamaz.</p>
<p>Madde 3 – Tapuya Şerh Verilmesi</p>
<p>Taraflar, işbu sözleşme doğrultusunda tesis edilen oturma hakkının, Türk Medeni Kanunu’nun 1010. maddesi gereğince tapu siciline şerh edilmesini kabul ve taahhüt ederler. Malik, bu işlemin gerçekleşebilmesi için gerekli tüm belgeleri temin ederek Tapu Müdürlüğü nezdinde işlem yapmayı taahhüt eder.</p>
<p>Madde 4 – Kullanım Koşulları</p>
<p>Lehtar, oturma hakkını tahsis edilen bölümde yalnızca ikamet amacıyla kullanacaktır. Taşınmazı amacı dışında kullanamaz, yapısal değişiklik yapamaz. Olağan bakım ve küçük onarımlar lehtar tarafından, esaslı onarımlar ve taşınmaza ilişkin vergi, sigorta vb. yükümlülükler malik tarafından karşılanır.</p>
<p>Madde 5 – Hakkın Sona Ermesi</p>
<p>Oturma hakkı, aşağıdaki hallerde sona erer:</p>
<p>a) Lehtarın ölümü,</p>
<p>b) Tarafların karşılıklı yazılı anlaşması,</p>
<p>c) Lehtarın hakkından feragati,</p>
<p>d) Hakkın kötüye kullanılması nedeniyle mahkeme kararı ile feshi,</p>
<p>e) Taşınmazın tamamen yok olması.</p>
<p>Madde 6 – Uyuşmazlıkların Çözümü</p>
<p>Taraflar arasında işbu sözleşmeden doğabilecek her türlü uyuşmazlığın çözümünde [Taşınmazın bulunduğu yer] Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkili olacaktır.</p>
<p>Madde 7 – Yürürlük ve İmzalar</p>
<p>İşbu sözleşme, taraflarca …/…/… tarihinde [şehir]’de iki nüsha olarak imzalanmış olup, bir nüshası tapu işlemlerine esas olmak üzere kullanılacaktır.</p>
<p>Malik :                                                                                                                                              Lehtar :<br />
Ad Soyad:                                                                                                                                        Ad Soyad:<br />
İmza :                                                                                                                                               İmza :</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/oturma-hakki-nedir/">Oturma Hakkı (Sükna Hakkı) Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/oturma-hakki-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ara Karar ve Nihai Karar Nedir?</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/ara-karar-ve-nihai-karar-nedir/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/ara-karar-ve-nihai-karar-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 26 Apr 2025 19:57:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Makalelerimiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=2969</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kararlar, ara ve nihai kararlar olmak üzere ikiye ayrılır. Yargılamada “ara karar” ve “nihai karar”, davanın farklı aşamalarını ifade eden temel kararlardır. Ara karar, mahkemenin yargılamanın devamı sırasında verdiği, davanın esasına ilişkin olmayan ancak usule veya delil toplama sürecine yönelik geçici nitelikteki kararlardır. Ara kararlar, yargılamayı yönlendiren ve tamamlayıcı nitelik taşıyan kararlardır; tek başlarına davayı &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/ara-karar-ve-nihai-karar-nedir/">Ara Karar ve Nihai Karar Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kararlar, ara ve nihai kararlar olmak üzere ikiye ayrılır. Yargılamada “ara karar” ve “nihai karar”, davanın farklı aşamalarını ifade eden temel kararlardır.</p>
<p>Ara karar, mahkemenin yargılamanın devamı sırasında verdiği, davanın esasına ilişkin olmayan ancak usule veya delil toplama sürecine yönelik geçici nitelikteki kararlardır. Ara kararlar, yargılamayı yönlendiren ve tamamlayıcı nitelik taşıyan kararlardır; tek başlarına davayı sona erdirmezler.</p>
<p>Buna karşılık nihai karar, mahkemenin uyuşmazlık konusu hakkında vardığı sonuç hükmünü içerir. Tüm delillerin toplanmasının ardından, tarafların beyan ve savunmaları dikkate alınarak, uyuşmazlığın esasına ilişkin değerlendirme yapılır ve bu değerlendirme sonucunda davanın kabulüne, reddine ya da kısmen kabulüne karar verilir. Nihai karar ile birlikte yargılama sona erer ve taraflar açısından bağlayıcı bir hüküm ortaya çıkar.</p>
<h2>Ara Karar Nedir?</h2>
<p>Ara kararlar yargılamaya son vermeyen, bilakis onu yürütmeye, ilerletmeye yarayan kararlardır. Hakim, yargılamayı ilerletmek için, davada bir çok ara karar verebilir. Bütün bu kararların ortak niteliği hakimin ara kararı ile davadan elini çekmeyip, bilakis davaya devam etmesidir. Ara karara örnek gösterecek olursak;</p>
<ul>
<li>Hakimin, davaya ilişkin bir işin yapılması örneğin delil gösterilmesi(m.31), okunamayan veya uygunsuz yahut ilgisiz olan dilekçenin yeniden düzenlenmesi için taraflara uygun bir süre verilmesi(m.32) bir ara karar niteliğindedir.</li>
<li>Zamanaşımı def&#8217;inin reddine ilişkin karar da bir ara karardır.</li>
<li>Mahkemenin görev itirazının reddine, yetki itirazının reddine, bir delilin kabule şayan olup olmadığına ilişkin kararı bir ara karardır.</li>
</ul>
<p>Ara karar gereğince yapılması gereken işlemler derhal yerine getirilir.</p>
<h2>Ara Karar Neden Verilir?</h2>
<p>Mahkemede bir davanın ortasında hakim, ara karar verdiğinde, aslında davayı sonuçlandırmadan önce çözülmesi gereken bazı konulara odaklanır . Bu, bir anlamda davanın yol haritasını çizer. Yargılamanın sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için gerekli olan ara kararlar verir ve alınan geçici kararlar yargılama sürecini hızlandırır. Yargılama süreci devam ederken, davayı ilerletebilmek adına yargılamanın gidişatını etkileyen bazı kararlar alabilir. Ara kararlar, yargılama devam ederken genellikle delil toplanması, keşif yapılması, bilirkişi atanması gibi konulara yöneliktir.</p>
<h3>Ara Kararların Özellikleri Nelerdir?</h3>
<p>Ara kararlar delil toplama amaçlı, usulü ve hukuki eksiklikleri gidermek amaçlı, tarafların haklarını koruma amaçlı ve yargılama sürecini yönlendirme amaçlı verilebilir.</p>
<ul>
<li>Yargılama sürecinde verilen geçici kararlardır.</li>
<li>Ara kararlar davanın esasını çözmez, genellikle usulü niteliktedir.</li>
<li>Yargılamayı hızlandırır.</li>
<li>Ara kararlara itiraz edilebilir ancak her ara karar itiraz edilebilir nitelikte değildir.</li>
<li>Ara kararlara itiraz süresi genellikle itiraz 7 gündür.</li>
<li>İtiraz, bir üst mahkeme veya ilgili merci tarafından incelenir.</li>
<li>Bazı ara kararlar nihai kararla birlikte temyize götürülebilir.</li>
</ul>
<h3>Ara Karar Verildikten Sonra Ne Olur?</h3>
<p>Ara karar, taraflara ya da ilgili kurumlara görev yükleyebilir. Mesela, davacıdan eksik bir belgenin tamamlaması istenebilir ya da davalıdan bir savunma sunması beklenebilir. Bazen bu kararlar, mahkemenin kafasındaki sorulara netlik kazandırmak için atılmış adımlardır. Hakim, dava sonunda sağlıklı bir karar verebilmek için bu tür “ara düzenlemelere” ihtiyaç duyar.</p>
<p>Ara karar verildikten sonra, genellikle bir sonraki duruşma tarihi belirlenir. O tarihe kadar tarafların bu karar doğrultusunda üzerlerine düşeni yapmaları beklenir. Eğer bu yükümlülükler yerine getirilmezse, hakim bu durumu değerlendirip örneğin delil toplanmamışsa o delili göz ardı ederek karar verebilir. Yani ara karar, sürecin ilerlemesi için bir durak ama aynı zamanda bir uyarıdır.</p>
<p>Kısaca: Ara karar, mahkemenin esas karara ulaşmadan önce gerekli gördüğü işlemlerin yol haritasıdır. Ne eksikse, o tamamlanır akabinde konu aydınlatılır. Ve bu süreç tamamlandığında dava yeniden nihai karara doğru ilerler.</p>
<h3>Ara Karardan Geri Dönülebilir mi?</h3>
<p>Kural olarak, mahkeme verdiği ara kararından (dava veya yargılama sonuçlanmadan önce) dönebilir. Çünkü, ara kararları ile kural olarak, taraflardan biri lehine usulü kazanılmış hak doğmaz. Ancak mahkemenin ara kararından dönebileceğine ilişkin bu kuralın bir istisnası vardır: O da usulü kazanılmış haktır. Yani mahkemenin ara kararı ile, taraflardan biri lehine usulü kazanılmış hak doğmuş ise, artık mahkeme bu ara kararından dönemez; ara kararına göre işlem yapmakla yükümlüdür. Örneğin, üst mahkemenin bozma kararına uyan mahkeme, bununla bağlıdır; sonradan bozmaya uyma kararından dönerek direnme kararı veremez. Çünkü bozmaya uyma ara kararı ile, bozma yararına olan taraf için usulü kazanılmış hak doğmuştur.</p>
<h3>Ara Karar Kanun Yoluna Götürülebilir Mi?</h3>
<p>Ara karar, davayı sona erdirmediği (nihai karar olmadığı) için, yalnız başına kanun yoluna götürülemez ancak, asıl hüküm(nihai karar) ile birlikte kanun yoluna götürülebilir. Hukukumuzda, ara kararları için kabul edilmiş bir kanun yolu yoktur. Ancak bazı ara kararlar için aynı mahkemeye itiraz imkanı tanınmıştır.</p>
<p>Örneğin; HMK Madde 394: (1) Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir. Bunun dışında bir taraf, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğurmamış olan ara kararından dönülmesini, mahkemeden isteyebilir.</p>
<h2>Nihai Karar Nedir?</h2>
<p>Yargılamaya son veren ve hakimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran kararlara nihai karar denir. Nihai karar, mahkemenin, önüne gelen bir uyuşmazlık hakkında yaptığı yargılama sonucunda, davanın esasına ilişkin olarak verdiği ve yargılamayı sona erdiren karardır. Bu karar ile mahkeme, taraflar arasındaki çekişmeli hususları değerlendirir, delilleri inceler, hukuki nitelendirme yapar ve sonuçta bir hükme varır. Nihai kararlar yalnızca davanın kabulü ya da reddi şeklinde olmayabilir. Davanın konusunu tamamen veya kısmen çözüme kavuşturan ve davanın sona ermesini sağlayan her türlü karar, mahiyet itibarıyla nihai karar sayılır.</p>
<p>Nihai karara örnek gösterecek olursak;</p>
<ul>
<li>Yetkisizlik kararı, görevsizlik kararı,</li>
<li>Davalının dava konusu parayı ödemeye mahkum edilmesi kararı,</li>
<li>Boşanma kararı,</li>
<li>Borcun ödenmiş olması sebebiyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı nihai karardır.</li>
</ul>
<p>Hakim nihai karar ile davadan elini çeker; verdiği karardan dönemez ve onu değiştiremez. Fakat ara kararlarındakinin aksine nihai kararlar kural olarak kanun yoluna götürülebilir. İşte, nihai kararlar kanun yoluna götürülüp üst mahkemece bozulmadıkça hakimin, nihai kararla sonuçlandırmış olduğu davaya tekrar bakması mümkün değildir.</p>
<h2>Nihai Karar Kaça Ayrılır?</h2>
<p>Nihai kararlar, esasa ilişkin (hükümler), usule ilişkin ve davanın konusuz kalması halinde verilen nihai kararlar olmak üzere üçe ayrılır:</p>
<p><strong>1- Hükümler (Esasa İlişkin Nihai Kararlar)</strong></p>
<p>Hükümler, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai kararlardır. Başka bir deyişle, hüküm ile taraflar arasındaki uyuşmazlık sona erer ve hüküm kesinleşince artık o uyuşmazlık hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava açılamaz. Aynı dava tekrar açılırsa kesin hükümden dolayı reddedilir.</p>
<p><strong>2- Usule İlişkin Nihai Kararlar</strong></p>
<p>Usule ilişkin nihai kararlar ile de yargılama sona erer ve davaya bakmakta olan hakim, o davadan elini çeker. Ancak bu kararlar ile taraflar arasındaki uyuşmazlık çözümlenmiş olmaz. Usule ilişkin nihai kararlar ile dava konusu hakkında bir karar verilmez. Bu kararlar ile sadece usule ilişkin sorunlar çözülür. Usule ilişkin nihai kararlar, gerek yazılması ve içeriği gerek kanun yolları bakımından, hükümler gibi işlem görür.</p>
<p><strong>3- Davanın Konusuz Kalması Halinde Verilen Kararlar</strong></p>
<p>Bazı hallerde dava devam ederken, dava konusu alacağın ödenmesi, taşınır malın davacıya teslim edilmesi, taşınmazın tahliye edilmesi gibi bir nedenle dava konusuz kalabilir. Davanın konusuz kalması halinde, artık dava hakkında yargılama yapılmasına ve hüküm verilmesine gerek kalmaz. Bu halde mahkeme, dava (esas) hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına karar verir.</p>
<h3>Nihai Karar Hüküm Müdür?</h3>
<p>Mahkeme davayı usule veya esasa ilişkin nihai bir karar ile sona erdirir. Yani bu karar, davanın sonucunu netleştiren ve taraflar arasındaki çekişmeyi çözen kesin bir karardır. HMK Madde 294&#8217;e göre &#8221; Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür.&#8221; Yani evet, nihai karar, esas itibarıyla hüküm niteliğindedir. Hukuk yargılamasında “hüküm” terimi, mahkemenin taraflar arasındaki uyuşmazlıkla ilgili olarak yargılamanın sonunda verdiği ve davanın esası hakkında kesin iradesini ortaya koyduğu kararı ifade eder. Bu yönüyle her nihai karar bir hükümdür, ancak her mahkeme kararı hüküm değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca bir kararın nihai karar sayılabilmesi için, mahkemenin o dava dosyasındaki yargılamayı sona erdirmesi gerekir. Bu kapsamda, davanın kabulü, reddi, kısmen kabulü ya da usulden reddi gibi kararlar, yargılamayı bitiren ve dosyanın kapanmasına neden olan kararlardır; dolayısıyla hem nihai karar hem de hüküm niteliği taşırlar.</p>
<h3>Nihai Karar Verildi Ne Anlama Gelir?</h3>
<p>Dava konusunun tamamen incelenmesi, tüm delillerin değerlendirilmesi ve taraflar arasındaki anlaşmazlıkların çözülmesiyle nihai kararın verilir. Bu karar ile yargı süreci sona erer ve bu dava hakkında son karar verilir. Hakim nihai karar ile o davadan elini çeker, verdiği karardan dönemez ve onu değiştiremez. Verilen bu karar kesin ve bağlayıcıdır. Verilen kararın sonucunda, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan haklar sıra numarasıyla birlikte birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilir.</p>
<h3>Nihai Karardan Sonra Ne Olur?</h3>
<p>Hakim, verdiği ve bildirdiği hüküm ile bağlıdır; sonradan hükmün yanlış olduğu kanısına varsa bile, artık hükmü değiştiremez; yani mahkeme davayı tekrar ele alıp, yeni bir karar veremez. Bu kararın hukuki sonuçları taraflar için bağlayıcıdır ve karara uymayan taraflar hukuki yaptırımlarla karşılaşabilirler. Hükme karşı kanun yoluna başvurulur ve hüküm üst mahkeme tarafından bozulursa, mahkeme ancak o zaman davayı tekrar ele alabilir. Ancak istisnai olarak, bazı nihai kararlara karşı kanun yoluna başvurulmaz. Örnek gösterecek olursak;</p>
<ul>
<li>Kesin olduğu kanunda açıkça belirtilen kararlar (HMK m.362/1): İstinaf sınırının altında kalan ve kanunen istinafa tabi olmadığı belirtilmiş kararlar istinafa kapalıdır.</li>
<li>Sulh Hukuk Mahkemesi’nin bazı çekişmesiz yargı kararları: Vesayet makamı olarak verilen bazı kararlar, kanunen kesin olup itiraz ya da temyize açık değildir.</li>
<li>Yargılamanın yenilenmesi talebi reddedildiğinde, bu ret kararı başka bir yargılamanın konusu yapılamaz ve doğrudan kesindir. Kanun yoluna başvuru imkânı yoktur.</li>
<li>Taraf sıfatı olmayan, davaya dahil edilmeyen ya da müdahillik talebi reddedilen kişi yönünden verilen karar, o kişi açısından kesindir, çünkü zaten kanun yoluna başvuru ehliyeti yoktur.</li>
</ul>
<p>Bazı istisnai kararlar dışındaki nihai kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilir.</p>
<h3>Nihai Karar Nasıl Öğrenilir?</h3>
<p>Nihai karar yazılıp imzalandıktan ve mühürlendikten sonra, nüshaları, mahkeme yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin taraflara tebliğ edilir. Elektronik ortamda hazırlanan nihai karar, hükme katılan hakimler ve zabıt katibi tarafından güvenli elektronik imza ile imzalanarak UYAP veri tabanında saklanır. UYAP Bilişim Sistemi aracılığıyla davanızın son durumunu öğrenebilir, evrak gönderebilir ve gerekiyorsa harç/masraf/tahsilat işlemlerinizi yapabilirsiniz.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/ara-karar-ve-nihai-karar-nedir/">Ara Karar ve Nihai Karar Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/ara-karar-ve-nihai-karar-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir?</title>
		<link>https://www.capa.av.tr/satis-vaadi-sozlesmesi-nedir/</link>
					<comments>https://www.capa.av.tr/satis-vaadi-sozlesmesi-nedir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Av. Büşra Karasaç Yükkaldıran]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Apr 2025 13:33:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gayrimenkul Hukuku]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.capa.av.tr/?p=2935</guid>

					<description><![CDATA[<p>Satış vaadi sözleşmesi ile tarafların ileride yapmak istedikleri satış sözleşmesinin şartları önceden belirlenir. Satış vaadi, gelecekteki bir tarihte bir malın satışını taahhüt niteliğinde bir ön sözleşmedir. Bu sözleşme kapsamında, henüz satış koşulları oluşmamış olsa da, taraflar arasında belirlenen şartlar çerçevesinde, taşınmazın belirlenen tarihte devri ve satış bedelinin ödenmesi taahhüt edilir. Bu yazımızda “satış vaadi sözleşmesine” &#8230;</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/satis-vaadi-sozlesmesi-nedir/">Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Satış vaadi sözleşmesi ile tarafların ileride yapmak istedikleri satış sözleşmesinin şartları önceden belirlenir. Satış vaadi, gelecekteki bir tarihte bir malın satışını taahhüt niteliğinde bir ön sözleşmedir. Bu sözleşme kapsamında, henüz satış koşulları oluşmamış olsa da, taraflar arasında belirlenen şartlar çerçevesinde, taşınmazın belirlenen tarihte devri ve satış bedelinin ödenmesi taahhüt edilir.</p>
<p>Bu yazımızda “satış vaadi sözleşmesine” ilişkin genel bilgiler paylaşılmış olup, hukuki uyuşmazlığınıza ilişkin detaylı bilgi için iletişim bölümündeki bilgilerden <a href="https://www.capa.av.tr"><strong>Çapa Hukuk Bürosu</strong></a>’na ulaşabilirsiniz.</p>
<h2>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir?</h2>
<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi vaadi, bir tarafa veya iki tarafa bir taşınmazın satı sözleşmesinin yapılmasını talep hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bir neden dolayısıyla, şartları henüz gerçekleşmediği için kurulma ihtimali bulunan asıl satış sözleşmenin sonuçları bakımından, zor şekillerden uzak oluşu ve bu halin getirdiği kolaylıklara ek olarak, özellikle cezai şart ve cayma parası gibi başka hukuki müesseselerle de desteklenerek halkın güven ihtiyacına cevap vermesi gibi nedenlerle toplumda geniş bir kabul ve uygulama alanı görmüştür</p>
<p>Taraflar bazı durumlarda taşınmaz satışını o an şartlar gerçekleşmediği için yapmak istemeyebilirler. Özellikle ön ödemeli konut satışlarında taraflar aralarında taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yaparlar. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin resmî şekilde yapılması zorunludur.</p>
<p>Taşınmaz satış vaadini doğrudan doğruya ilgilendiren kanun hükümleri Türk Borçlar Kanunu m. 237/ f. II, Noterlik Kanunu m. 60 ve m. 89, Tapu Kanunu m. 26’ dan ibarettir. Bu düzenlemelerden Türk Borçlar Kanunu&#8217;nun 237. maddesi, taşınmaz satış vaadinin resmi şekilde düzenlenmedikçe geçerli olamayacağına; Noterlik Kanunu&#8217;nun 60. maddesi, noterlerin diğer işler yanında taşınmaz satış vaatlerine ilişkin senetlerin düzenleme işlerini de yapacaklarına, aynı kanunun 89’uncu maddesi de taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin hangi hükümlere göre düzenleneceğine ve nihayet Tapu Kanunu’nun 26. maddesi ise, Noter tarafından düzenlenmiş bu sözleşmelerin taşınmaz siciline şerh verilebileceklerine ilişkin bulunmaktadır.</p>
<h2>Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinin Hukuki Niteliği</h2>
<p>Taşınmaz satış vaadinin hukuki niteliği konusunda, tartışmalar olmakla birlikte, genel olarak kabul edilen görüş, söz konusu sözleşmenin bir “ön sözleşme” olduğudur. Taşınmaz satış vaadinin bir ön sözleşme olması, niteliği itibariyle nispi hak olması sonucunu doğurur. Bu başlık altında öncelikle taşınmaz satış vaadinin ön sözleşme niteliği ve nispi hak olması üzerine durulacaktır.</p>
<p>TBK m. 29 hükmüne göre: “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, ön sözleşme geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır. ’’ Ön sözleşme, başka bir sözleşmeyi kurma borcu yükleyen bir borçlar hukuku sözleşmesidir. Dolayısıyla birbirinden kesin olarak ayırt edilmesi gereken iki sözleşme vardır:</p>
<p>Bunlardan birincisi, ileride yapılacak sözleşmenin hazırlayıcısı, öncüsü durumunda olan ön sözleşme, diğeri de gelecekte yapılması taraflardan biri veya her ikisince yüklenen asıl sözleşmedir. İleride yapılacak satış sözleşmesi, asıl sözleşmeyi; bu sözleşmenin ileride yapılmasına ilişkin sözleşme ise ön sözleşmeyi teşkil eder.</p>
<h2>Başkasına Ait Taşınmaz İçin Satış Vaadi Sözleşmesi Yapılabilir mi?</h2>
<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri bir vaat muamelesi oldukları için satışı vaat eden taraf başkasına ait bir taşınmaz için de taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapabilir. Böyle sözleşmelerde vaat borçlusu sadece ileride taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmayı taahhüt eder. Sözleşme yapıldığında taşınmazın maliki olmak şart değildir. Önemli olan husus ön sözleşme niteliğindeki taşınmaz satış vaadi sözleşmesi gereği gerçekleştirilecek olan ana sözleşme yapılacağı sırada vadeden tarafın bu taşınmazın maliki olmasıdır.</p>
<h2>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları Nelerdir?</h2>
<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hak ve borçların var olduklarını söyleyebilmek için bunların doğduğu sözleşmenin geçerli olarak kurulması gerekir. TBK m. 237/ f. II hükmüne göre taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Taşınmaz satış vaadinde öngörülen resmî şekil şartı, tarafları dikkatli davranmaya sevk etmek için getirilmiş bir düzenlemedir. TMK m. 706 ve TBK m. 29 da göz önüne alındığında taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin resmî şekilde yapılması geçerlilik şartıdır. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, taşınmaz satış sözleşmesinin ön sözleşme niteliğindedir. TMK m. 706 uyarınca “Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş olmalarına bağlıdır’’.</p>
<p>Buna göre, sözleşmenin resmi senede bağlanması ve noterde düzenleme şeklinde yapılması, sözleşmeye konu tapusu olan taşınmaz belirli veya belirlenebilir olması, satış bedeli sözleşmede belirlenmiş olması geçerlilik şartlarındandır. Sözleşmede her iki tarafın da iradesine açık bir şekilde yer verilmelidir. Resmi şekilde yapılmayan gayrimenkul satış sözleşmeleri geçerli olmayıp taraflar arasında hukuki hiçbir bağlayıcılığı yoktur.</p>
<h2>Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinde Tarafların Yükümlülükleri Nelerdir?</h2>
<p>Niteliği itibariyle bir ön sözleşme olan taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, vaat borçlusuna, ileride sözleşme konusu taşınmaz ile ilgili olarak taşınmaz satış sözleşmesi yapma borcu yükler. Dolayısıyla sözleşme tasarısından farkı da buradadır. Sözleşme tasarısı tarafları bağlamazken, satış vaadi bağlayıcı ve ilzam edici bir anlaşmadır. Yalnızca taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak tescil talebinde bulunulamaz. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, ilk etapta, tapu siciline yapılacak olan tescilin hukuki sebebini oluşturmaz. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, kural olarak tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Sözleşme gerekleri doğrultusunda, vaat borçlusu, taşınmaza ilişkin satış sözleşmesini yapmakla, vaat alacaklısı da taşınmazın satış bedelini ödemekle yükümlüdür</p>
<h2>Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinin Sona Ermesi</h2>
<p>Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, taraf iradeleriyle sona erdirilebilir. Ayrıca taşınmaz satış vaadi sözleşmesi de şu hallerde sona erer:</p>
<p><strong>Yasal sürenin dolması ile sözleşme sona erer.</strong> Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan alacağın zamanaşımına ilişkin özel bir kanun hükmü bulunmadığından, bu sözleşmeden doğan alacak, TBK m. 146 uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir. Bu süre, TBK m. 149’da da belirtildiği üzere, alacağın muaccel olmasıyla başlayacağından, alacağın talep edilebilir olduğu andan itibaren hesaplanmaktadır</p>
<p><strong>Tarafların karşılıklı olarak edimlerini yerine getirmesi ile sözleşme sona erer.</strong> Vaat alacaklısı ile vaat borçlusunun birbirlerine karşı olan edim yükümlülüklerini yerine getirerek tapuda aşınmaz satış sözleşmesini akdetmeleri ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ifa ile sona ermiş olur.</p>
<p><strong>Sözleşme ediminin yerine getirilmemesi halinde sözleşme hükümsüz hale gelebilir.</strong> Sözleşmenin konusu olan taşınmaz tamamen yok olmuş, kamulaştırmaya uğramış yani sözleşmenin ifa edilmesi artık imkansız hale gelmişse sözleşme sona erecektir. Yine sözleşmeyi bir tarafın feshetmesi halinde sözleşme sona erecektir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi için özel fesih şartları düzenlenmediğinden Türk Borçlar Kanunu’ndaki genel hükümler uyarınca taraflar sözleşmeyi feshetme imkanına sahiptir.</p>
<h3>Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmelerinde Zamanaşımı</h3>
<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. TBK m. 146 uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.’’ Bu hüküm ışığında, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davalarda, başka özel bir düzenleme yoksa on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Zamanaşımı süresi, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar (TBK m. 149/ f. I). Kural olarak her borç, doğumu anında muaccel olacağından, zamanaşımı süresi, taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı andan itibaren işlemeye başlar. Muacceliyet için belirli bir vadenin öngörüldüğü veya işin niteliği gereği belirli bir sürenin geçmesi gerektiği durumlarda, zamanaşımı süresi, söz konusu tarihten itibaren işlemeye başlar.</p>
<p>Zamanaşımı süresi geçtikten sonra, taşınmaz satış vaadine ilişkin olarak açılacak davalarda, zamanaşımı def’i ileri sürülebilir. Fakat Yargıtay, satışı vaat edilmiş olan sözleşme konusu taşınmazın, vaat alacaklısına teslim edildiği hâllerde, on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra dava açılması durumunda, söz konusu def’inin ileri sürülemeyeceği kanaatindedir.</p>
<h3>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinin Tapuya Şerh Edilmesi</h3>
<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hakkı, etkisi güçlendirilebilen nispi bir hak olarak tanımlamak mümkündür. Bu olanaktan yararlanarak tapu siciline şerh edilen kişisel hak, aynî hak niteliğini almamakla beraber, aynî kuvvet ve tesir gösteren bir sonuç sağlamaktadır. Bu durumda dahi kişisel hak, yine herkese karşı ileri sürülememekte ancak konusu olan taşınmazla ilgili kişilere karşı ileri sürülebilme olanağına kavuşmaktadır. Sonuç olarak taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan hakkı, esasında kişisel bir hak olmakla beraber, ilgili olduğu taşınmazın tapu siciline şerh edildikten sonra aynî hak tesiri de yapabilecek bir kişisel hak türü olarak kabul etmek gerekir.</p>
<p>“…satış vaadi sözleşmesinden doğan hak, kişisel bir hak olduğu için, vaat alan alıcının bu hakkını, sözleşmenin tarafı olmaya n başka kişilere dava yoluyla ileri süremeyeceği, taşınmazın mal sahibi tarafından başka kişilere satılması hâlinde, yeni malike karşı herhangi bir hak iddia edemeyeceği, taşınmaz satış vaadinin bu akdin dışında bulunan kişileri bağlamayacağı, bu akitten doğan hakkın onlara karşı ileri sürülemeyeceği ve taşınmaz satış vaadinin tapu siciline de şerh edilmediği anlaşıldığından şahsi hak doğuran satış vaadi sözleşmesinin 3. kişi durumunda bulunan ve tapuda satış akdi ile aynî hak kazanmış olan davalı M. F. Ö.’a karşı husumet yöneltilmesi mümkün değildir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.06.2016 Tarih, 2014/14-1153E. 2016/910K.)</p>
<h3>Sözleşmenin Vadesi Gelmesine Rağmen Kişi Taşınmazı Devretmiyorsa Ne Olur?</h3>
<p>Satış vaadi sözleşmesindeki hükümlere aykırı davranılması halinde hükümlere uymayan tarafa dava yolu ile taşınmazın devri zorla sağlanır. Bu konu ile ilgili olarak açılması gereken dava türü tapu iptal ve tescil davasıdır. Vaat borçlusu bu sözleşme ile konu taşınmazın mülkiyetini devir borcu altına girmiş ve fakat sübjektif kusuru ile sözleşme ifa ile sonuçlanmamış ise vaat alacaklısı hukuki yollara başvurarak tapu iptal ve tescil davası açabilir, taşınmazın kendi adına tescil edilmesini talep edebilir. Bu dava sonucunda mahkeme tarafından hükmen tescil kararı verilirse, sözleşme konusu taşınmazın maliki konumuna gelinir. Ayrıca davayı açan vaat alacaklısı davasını kademeli olarak açabilir. Öncelikle tapu iptaline ve tesciline karar verilmesini bu mümkün değilse kendisine tazminat ödenmesini isteme hakkına sahiptir.</p>
<h3>Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinin Mirasçılara Etkisi</h3>
<p>Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, mirasçıları bağlamaktadır. Bu sözleşmenin taraflarının borçları, aynı şekilde mirasçılarına devreder. Satış vaadi sözleşmesi ölümle sona eren bir sözleşme değildir. Medeni Kanun gereğince, mirasçılar miras bırakanın alacak ve haklarını kazandıkları gibi borçlarından da sorumlu olmaktadır. Dolayısıyla yapılan bu sözleşme mirasçıları da bağlamaktadır. Satışı vaat edenin ölümü halinde onun yerine mirasçıları geçer ve satın almayı vaat edenin mirasçılara karşı hakları sürebilir.</p>
<h3>Devre Mülk Satışındaki Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesi</h3>
<p>Devre mülk satışlarında, doğrudan satış sözleşmesi yapılabileceği gibi, öncelikle bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlenerek ileride devre mülkün satışının yapılması taahhüt edilebilir. Bu tür sözleşmelerde dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar vardır:</p>
<p>Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, bir taşınmazın (bu durumda devre mülkün) ileride belirlenen şartlarla satılmasını taahhüt eden bir ön sözleşmedir. Taraflar, bu sözleşme ile ileride kesin satış sözleşmesi yapmak zorunda olur. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, resmi şekilde noter huzurunda düzenlenmelidir. Noter onayı olmadan yapılan sözleşmeler geçersiz sayılır. Satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh edilebilir. Böylece, devre mülk başka bir kişiye satılmaya çalışılsa bile satış vaadi sözleşmesi ile hak sahibi korunmuş olur. Sözleşmede, satış bedeli, ödeme planı, taksitler ve cayma hakkı gibi hususlar açıkça belirtilmelidir.</p>
<p>Gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi, devre mülk satın alacak kişilere ileride satışın garanti edilmesini sağlar. Ancak, noterde düzenlenmemiş sözleşmelerin hukuki geçerliliği olmadığı gibi, dolandırıcılığa karşı dikkatli olunmalıdır. Ayrıca, devre mülk satışları genellikle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a tabidir. Bu sebeple tüketicinin cayma hakkı ve sözleşmenin detayları dikkatlice incelenmelidir.</p>
<h3>Satış Sözleşmesi ile Satış Vaadi Sözleşmesi Farkı Nedir?</h3>
<p>Satış vaadi sözleşmesi ve satış sözleşmesi arasındaki temel farklar şunlardır:</p>
<ul>
<li><strong>Tanım ve Hukuki Nitelik:</strong> Satış Vaadi Sözleşmesi, bir tarafın ileride belirlenen şartlarla satışı gerçekleştirme taahhüdünde bulunduğu ön sözleşmedir. Henüz mülkiyet devri gerçekleşmez. Satış sözleşmesi ise mal veya taşınmazın mülkiyetinin alıcıya devrini sağlayan nihai sözleşmedir.</li>
<li><strong>Bağlayıcılık:</strong> Satış Vaadi Sözleşmesi, taraflara ileride satış yapma zorunluluğu getirir ancak doğrudan mülkiyet geçirmez. Satış sözleşmesi ise mülkiyetin devrini doğrudan sağlar.</li>
<li><strong>Şekil Şartları:</strong> Satış Vaadi Sözleşmesi, taşınmazlar için noter tarafından düzenleme şeklinde yapılması zorunludur. Aksi takdirde geçersizdir. Satış Sözleşmesi ise taşınmaz satışında tapuda resmi şekilde yapılması gerekir.</li>
<li><strong>Mülkiyetin Devri:</strong> Satış Vaadi Sözleşmesi, mülkiyet devri gerçekleşmez, sadece satış yapma yükümlülüğü doğar. Satış sözleşmesinde ise mülkiyet alıcıya geçer.</li>
<li><strong>Zorunlu Unsurlar:</strong> Satış Vaadi Sözleşmesi, satışa konu malın tanımı, satış bedeli ve satış vaadinin yerine getirilme şartlarını içermelidir. Satış sözleşmesinde ise tarafların anlaşması ve mülkiyetin devri için gerekli tüm şartlar sağlanmalıdır.</li>
<li><strong>Tapuya Şerh Verilebilme:</strong> Satış Vaadi Sözleşmesinde tapu kütüğüne şerh edilebilir ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir. Satış sözleşmesinde zaten mülkiyet devri gerçekleştiğinden ayrıca şerh edilmesine gerek yoktur.</li>
</ul>
<p><strong>Özetle,</strong> satış vaadi sözleşmesi ileride yapılacak bir satışın güvencesini sağlarken, satış sözleşmesi malın mülkiyetinin alıcıya devrini kesinleştirir. Özellikle taşınmaz alım satımında, satış vaadi sözleşmesi genellikle bir ön anlaşma niteliğinde olup, kesin satış tapuda gerçekleştirilir.</p>
<p><a href="https://www.capa.av.tr/satis-vaadi-sozlesmesi-nedir/">Satış Vaadi Sözleşmesi Nedir?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.capa.av.tr">Çapa Hukuk Bürosu</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.capa.av.tr/satis-vaadi-sozlesmesi-nedir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
